Pazarlama direktörü olan Duygu Alptekin Gürsü'nün hayatı yaşadığı sağlık sorunuyla değişir. Kariyer rotasını çevirir ve liderlik koçluğu yapmaya başlar
Kadın Liderin Zirve Yolculuğu kitabını geçtiğimiz günlerde D&R'da yapılan imza günüyle tanıtan Gürsü, zirveye giden yolun dayanışmadan geçtiğini ve hayatın hep bir B planı olduğunu söylüyor
Duygu Alptekin Gürsü'nün hikâyesi, başarı grafiğinin zirveye tırmandığı anda bedenin verdiği sert bir uyarıyla yön değiştiriyor. Uluslararası şirketlerde geçen yıllar, bitmeyen seyahatler, uzun çalışma saatleri ve sürekli kendini kanıtlama çabası... Tüm bunlar dışarıdan bakıldığında güçlü bir kariyerin parçaları gibi görünse de, içeride biriken yük zamanla fiziksel bir sınırla karşılık buluyor. 34 yaşında geçirdiği bel fıtığı ameliyatı, sadece bir sağlık sorunu değil; aynı zamanda hayatın ve liderliğin yeniden sorgulandığı bir dönüm noktası oluyor.

- Kariyer yolculuğunuz nasıl başladı? Bugünlere gelmenizde en kritik dönüm noktaları nelerdi?
- Kariyerime uluslararası şirketlerde pazarlama yöneticisi olarak başladım.
14 yıl kurumsal hayatta çalıştım ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya'da ekiplerle yönetici olarak çalışma fırsatı buldum. Bu dönem bana iş dünyasının dinamiklerini içeriden görme fırsatı verdi. Ancak kariyerimin ilerleyen dönemlerinde liderlerin başarısını belirleyen şeyin sadece uzmanlıkları değil, potansiyellerini nasıl ortaya çıkarabildiklerini olduğunu gördüm. Bu farkındalık beni liderlik gelişimi ve koçluk alanına yönlendirdi. Son 17 yıldır 50'den fazla ülkede yöneticilerle çalışıyorum. Bugün dönüp baktığımda kariyerimde üç kritik dönüm noktası görüyorum:
Kurumsal uluslararası yöneticilik deneyimim, koçluk alanına geçiş kararım ve sürdürdüğüm gelişim yolculuğum üzerine yazmaya başlamam.
- Kariyerinizde koçluk alanına geçiş kararınızı sorsam...
- Uzun çalışma saatleri, sürekli seyahatler, aile kurmaya odaklanamamak, kendini kanıtlama ihtiyacı ve değeri sadece önceden erkeklere göre belirlenmiş kriterlere göre ölçme tuzağı. Kurumsal kariyerimde 12 yıl boyunca 6 kez terfi aldım. Ama o yükselişin bedeli ağırdı. Sonunda bedenim 'Dur' dedi. 34 yaşında bel fıtığı ameliyatı geçirmek zorunda kaldım. Hareketsiz bir hayat, aşırı çalışma saatleri, kontrolsüz stres ve seyahat ile başka türlüsü mümkün değildi sanki. Gece 3 ve 4'lerde mesajlarımı kontrol etmek zorunda kaldığım zamanları hatırlıyorum. Ne de olsa bizim jenerasyon başarı için her şeyin mümkün ve zorunlu olduğunu düşünen bir jenerasyon. Halbuki tükenmişlik genellikle zayıflık değil, yanlış sistemlere uyum sağlama çabasıdır. Bu tip sağlık sorunları yaşayan tek ben değildim, başka fiziksel rahatsızlıklar yaşayan bir çok kişi vardı hem dahil olduğum liderlik ekibinde hem de bana bağlı pazarlama liderliği ekibinde.

ERKEKLERİN İLGİSİ ÖNEMLİ
- Kadınların iş dünyasında yükselmesini engelleyen en büyük bariyer sizce nedir?
- Şubat ayında çıkan kitabım Kadın Liderin Zirve Yolculuğu'nda bahsettiğim gibi bu sorunun tek bir cevabı yok çünkü konu çok katmanlı. Bir tarafta toplumsal rollerden beklentiler ve kurumların bilinçli ya da bilinçsiz önyargıları var. Liderlik uzun yıllar erkeklikle ilişkilendirilen bir rol olarak algılandı. Diğer tarafta kadınların kendi içsel bariyerleri de devreye girebiliyor. Birçok kadın lider koçluk süreçlerinde bana şu soruyu soruyor: "Acaba gerçekten yeterince iyi miyim?" İlginç olan şu ki bu soruyu genellikle en yetkin kişiler soruyor. Bu nedenle mesele sadece bireysel değil, aynı zamanda sistemsel bir konu. Liderlik gelişimi hem bireysel farkındalık hem de organizasyonel dönüşüm gerektiriyor.
- D&R'daki imza gününüzde ilginizi çeken ne oldu?
- Kitabım çıkalı kısa bir zaman olmasına rağmen İzmir ve İstanbul da üç imza günü gerçekleştirdim. Kanyon'daki D&R'da kadınlar gününe özel bir imza etkinliği oldu. Bu ay da yine D&R'da yeni bir imza günüm olacak. Genelde her yaştan kişinin ilgisi var. Sadece kadınlar değil erkekler de geliyor. Ayrıca kurumsal firmalar çalışanlarına toplu kitap alıyor. Söyleşi ve panel gibi etkinliklerde merak ettikleri konuları sormalarını önemsiyorum.

- "Kadın kadının yurdudur" düşüncesi kurumlarda nasıl daha iyi olabilir? İlk somut adımlar için neler söyleyebilirsiniz?
- Bu ifade romantik bir slogan olarak kalmamalı. Kadın kadının yurdu olmak demek; rekabet yerine dayanışmayı, sessiz kalmak yerine destek vermeyi seçmek demek. Kurumlarda öncelikle mentorluk ve sponsorluğun sistematik hale getirilmesi gerekir. Kadınların görünür projelere atanması, performans değerlendirme süreçlerinde bilinçsiz önyargı eğitimlerinin zorunlu olması, doğum ve bakım izinlerinin kariyer cezasına dönüşmemesini garanti altına alan politikalar denilebilir.
Ama buna bireysel düzeyde de başlanabilir.
Örneğin toplantıda bir kadın sözünün kesildiğinde müdahale etmek... Başarılı bir kadın meslektaşı görünür kılmak... Dedikodu yerine dayanışmayı seçmek gibi. Kültür, küçük davranışlarla değişir. Kadın kadının yurdu olduğunda, aslında herkes için daha güvenli bir iş ortamı yaratılır. Çünkü kapsayıcılık sıfır toplamlı bir oyun değildir. Birini yukarı taşımak, başkasını aşağı indirmek anlamına gelmez.

GENÇ KADINLARA TAVSİYELER
"Eğer kariyerinin başındaki bir kadına tek bir zihinsel çerçeve önerecek olsam şunu söylerim: Liderlik bir varış noktası değil, bir pratik. Her gün yaptığınız küçük seçimlerle inşa edilir. Sesinizi kullanmak, fırsatları görmek ve başkalarının da büyümesine katkı sağlamak bu pratiğin bir parçasıdır."
KADIN EMPATİDE DAHA ÖNDE
- Kadın liderliği içinden geçtiğimiz bugünlerde neden özellikle önemli?
- Mesele artık yalnızca eşitlik değil, sürdürülebilirlik. Kadın liderliği bir 'iyi niyet' konusu değil. Stratejik bir zorunluluk. Araştırma verileri yönetim ekiplerinde çeşitlilik arttığında inovasyon gelirlerinin anlamlı biçimde yükseldiğini gösteriyor. Bugün dün ya; iklim krizi, ekonomik dalgalanmalar, teknolojik dönüşüm, hibrit çalışma düzeni gibi çok katmanlı sorunlarla dolu. Bu ortamda yalnızca sonuç odaklı, kısa vadeli liderlik yetmiyor. Empati, iş birliği ve insan gelişimine yatırım artık kritik. Kadın liderliği özellikle önemli çünkü dönüşümsel liderlik becerileriyle örtüşen nitelikler, yani empati, kapsayıcılık, gelişim odaklılık ve sistem düşüncesi, bugünün dünyasında hayati değer taşıyor. Bu bir cinsiyet savaşı değil. Bu, liderlik anlayışının evrilmesi meselesi.