Kumar bağımlılığı artık görmezden gelinebilecek bir sorun değil; aksine giderek daha erken yaşlara inen daha hızlı yayılan ve aileleri de içine çeken bir tabloya dönüşmüş durumda. Yeşilay'ın hazırladığı Türkiye kumar raporu verileri, Türkiye'de kumar oynama yaşının 15'e kadar düştüğünü ortaya koyarken, bağımlılığın ilk kez alkol ve madde bağımlılığının önüne geçtiğine dikkat çekiyor. Bu tablo, meselenin sadece bireysel bir alışkanlık değil, giderek hepimizin hayatına dokunan bir gerçeklik haline geldiğini açıkça gösteriyor.
Tam da bu noktada, Klinik Psikolog Emre Yılmaz'ın Sahi Kitaptan çıkan Son Defa Vaka Öyküleriyle Kumar Bağımlılığı adlı kitabı, sayılardan ibaret sandığımız bu meselenin aslında ne kadar derin ve insani bir tarafı olduğunu hatırlatıyor bizlere. Kitapta yer alan vaka öyküleri, kumarın yalnızca para kaybı olmadığını; zamanın, güvenin, ilişkilerin ve en çok da insanın kendisinin yavaş yavaş kaybolduğunu gösteriyor. Ama aynı zamanda, o kayboluşun içinden çıkmanın da mümkün olduğunu… Nitekim kitabın önsözünü kaleme alan Kemal Sayar'ın da vurguladığı gibi, "Kumar bağımlılığı, paranın değil insanın kaybolduğu bir serapta başlar." Belki de bu yüzden "son defa" cümlesi sadece bir alışkanlığın değil, bir iç mücadelenin ifadesi. Bazen bir çaresizlik, bazen bir umut, bazen de kendine verilen son bir söz… Kimi için dibe vuruş, kimi için yeniden başlama cesareti.

Kumar bağımlılığının neden bu kadar yaygınlaştığını, gençleri nasıl bu kadar hızlı içine çektiğini, ailelerin bu süreçte nasıl yorulduğunu ve en önemlisi, insanın gerçekten yeniden başlayıp başlayamayacağını Klinik Psikolog Emre Yılmaz ile konuştuk. Çünkü bazen bir hikâyeyi anlatmak, sadece anlamak için değil bir çıkış yolu bulabilmek içindir…
- Kumar bağımlılığı alanına yönelmeye ne zaman karar verdiniz?
- Kumar bağımlılığıyla istesek de istemesek de bir şekilde karşılaşıyoruz. Komşuda, üniversitede, sokakta… Ben de ergenlik dönemimde hem sosyal çevremde hem de gündelik hayatın içinde buna denk geliyordum. İddianın, spor bahisinin, kumarın ne olduğunu biliyordum ama bu kadar yoğun bir şekilde üniversitede karşılaştım. Psikoloji öğrencisi olarak bu davranışların neyle ilişkili olduğunu merak ediyordum. Yakın çevrede sıkça karşılaştıkça kendimi bu davranışları daha yakından incelerken buldum. Mezun olduğumda klinik psikolog olmaya karar verdim ve "Evet, benim alanım bu olacak" dedim. Çünkü bu duyguları sahada, sokakta bizzat gözlemlemiştim. Psikoloji eğitimiyle bunu birleştirdiğimde bu alanda ciddi bir boşluk olduğunu fark ettim. Bu alanda kimlerin çalıştığını araştırırken davranışsal bağımlılık konusunda öncü isimlerden Mehmet Dinç hocamızla karşılaştım. Onun söylemleri bu alandaki boşluğu daha net görmemi sağladı. Bugün bu alanda 10 yılı tamamlamış durumdayım ve kendimi hep bu alanın içinde buldum.
- Gelen danışanlarınız genellikle kendi farkındalıklarıyla mı yoksa aile ya da çevre baskısıyla mı geliyorlar?
- Genellikle kumar oynayan kişi sürecin çok farkında olmuyor. Ya durumu gizliyor ya da başvurmaktan utanıyor. Bu yüzden çoğu zaman durumu dışarıdan gözlemleyen ve geç fark eden aileler oluyor. Aileler genellikle tüm kaynaklar tükendiğinde devreye giriyor ve kişiyi başvuruya zorlayabiliyor. "Gitmezsen boşanacağım" gibi net sınırlar koyulabiliyor. Bu nedenle başvuruların büyük bir kısmı aileler üzerinden geliyor. Bunun dışında, motivasyonu yüksek ve hazır olan bazı bağımlılar da kendi istekleriyle başvurabiliyor. Ancak genel tabloya baktığımızda başvurular çoğunlukla aileler, eşler ve yakın çevre tarafından yapılıyor.

- Kitapta birinci dereceden yakını kumar problemi yaşayan bir kişinin bu durumu yaşama oranı yüksek. Bir paragraf altında baba desteği alan danışanların daha güçlü motivasyonla terapiye devam ettiklerinden bahsediyorsunuz. Bu iki nokta nasıl kesişiyor?
- Toplumumuzda baba figürü genellikle çalışan kişi olduğu için tedavi sürecine dahil olması zorlaşıyor. Seans planlıyoruz ama baba çalıştığı için katılamıyor. Bazen de kumarın ne olduğunu bilen ya da daha önce deneyimlemiş kişiler olduğu için bu durumla yüzleşmek istemiyorlar. Bu noktada anneler daha çok sürece dahil oluyor ve çoğu zaman "kurtarıcı" rolünü üstleniyorlar. Ancak dikkat çekici bir örnek vardı: Bir baba, oğlunun grup terapilerine düzenli olarak katılıyordu. Bir süre sonra gelip "Ben de kumar bağımlısıyım" dedi. Oğlunun süreci sayesinde kendi durumunu fark etti ve yardım alabileceğini gördü. Bu benim için çok çarpıcıydı.
- İyileşen bağımlıların ortak özellikleri neler?
- Genelde kaybettiklerini geri kazanma hırsı taşıyan, heyecan ve haz arayışında olan, risk almayı seven ve adrenalini yüksek kişilerle karşılaşıyoruz. Ortak özelliklerine baktığımızda; oynamadığında huzursuz olan ama oynadığında mutlu olan kişilerden bahsediyoruz. Hatta kaybettiklerinde bile "oyundayım" hissinin verdiği heyecanı sürdürebiliyorlar. Bu yüzden "Son Defa" ismini de özellikle seçtik. Çünkü birçok kişi "Bu son defa" diyerek oynuyor. Oysa burada önemli olan zarı atmak değil, zarı bırakabilmek. Tedavi süreci zordur. Çünkü kişiden haz aldığı bir davranışı alıyoruz. Danışanlarıma hep şunu söylüyorum: "Kendinize güvenebilirsiniz ama beyninize güvenmeyin." Çünkü kumar beynin kimyasını değiştiriyor.

- Ne kadar sürede iyileşme mümkün?
- Genel olarak 1 yıllık süreç çok kritik. Ancak artık bu sürenin 2 yıla çıkarılması da tartışılıyor. Bu süreç maddi ve manevi açıdan zorlayıcıdır. İlk 3 ayda motivasyon yüksekse süreç iyi ilerler. Ancak bu dönemde danışanın doğruyu söyleyip söylemediğini iyi takip etmek gerekir. Bağımlılığın şiddetine göre en az 1 yıl takip öneriyoruz. Sonrasında danışanın durumuna göre görüşme sıklığı azaltılabilir. Tetikleyiciler bu süreçte en büyük risktir.
- Kumar bağımlılığının en ağır sonucu nedir?
- Hayal kırıklığı, güven kaybı, itibar kaybı ve zaman kaybı… Hepsi birbirinden ağır. Kişi yıllarca oluşturduğu itibarı bir gecede kaybedebilir. Bu yüzden danışanlarıma şunu söylüyorum: "Sen kumardan ibaret değilsin." Kumar genellikle bir sonuçtur, asıl mesele onun altında yatan sebeplerdir.
- Karşılaştığınız en küçük ve en büyük yaştaki kumar bağımlılarının aralarındaki fark nedir?
- En küçük danışanım 14 yaşındaydı. En büyüğü ise 61 yaşındaydı. 61 yaşındaki danışanım, eşiyle kol kola geliyordu ve "Belki ölürüm ama en azından denediğimi görsün" diyordu. 14 yaşındaki danışan ise ne yaptığını bile tam bilmiyordu, sadece oyun oynadığını sanıyordu.

HEPSİNİN ÖYKÜSÜ BİRİCİK
Kumar danışanlarının her birinin hikâyesi gerçekten çok biricik. 19 yaşında bir danışanım odaya ilk girdiğinde şöyle demişti: "Hocam ailem bekleme odasında, siz de buradasınız… Siz lütfen telefonla ilgileniyormuş gibi yapın ya da ne yapıyorsanız yapın, ben de oturayım. 45 dakika boyunca onlar bizim çalıştığımızı zannetsin. Terapiye gelirsem borçlarımı kapatacaklar, ben de söz verdim." Benim için önemli olan şuydu; o danışan aslında alışık olmadığımız bir şey yaptı ve dürüst davrandı. Sonrasında seanslarda ufak ufak sohbet ederek bir buçuk yılı devirdik. Askere gittiğinde bile çarşı izinlerinde seans yapmaya devam ettik. En başta o dürüstlüğü desteklemesek ya da sürece dahil etmesek bu mümkün olmazdı. Bu yüzden doğru zamanda doğru iletişimi kurmak gerçekten çok etkili.
ERKEN YAŞTA KARŞILAŞIYORLAR
Kumar aslında hep vardı ama pandemiyle birlikte daha görünür hale geldi. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sosyal medyada ürün yerleştirmeler arttı. Ergenler ise bunu "kolay yoldan para kazanma" yöntemi olarak görmeye başladı. Influencer'lar tarafından sıkça öne çıkarılması da bu durumu ayrı bir tehlikeye dönüştürüyor. "Çok para kazanılıyormuş, o zaman ben de bunu deneyeyim" düşüncesiyle hareket ediyorlar. Oyun oynuyormuş gibi başlayıp zamanla bunu kazanca dönüştürmeye çalışıyorlar. Erken yaşta karşılaştıkları için de daha dürtüsel davranıyorlar.
YA KAYBEDECEKSİN YA DA KAZANACAKSIN
Kripto para piyasası 24 saat aktif bir yapıya sahip ve bu durum büyük bir risk barındırıyor. Bu alanda işlem yapan kişiler al-sat ve kaldıraçlı işlemlerle yüksek risk alıyorlar. Ya her şeyini kaybedebiliyorsun ya da çok kazanabiliyorsun. Kripto tarafının şu an için bir yatırım aracı olarak sağlıklı ilerlemediğini düşünüyorum. Borsa ise aslında bir yatırım aracıdır. Örneğin kişi yatırım yapar, takip eder, yükseldiğinde kârını alır ve süreci kontrollü yönetir. Ancak geçmişte kumar oynayan biri için borsa da riskli hale gelebiliyor. Özellikle pandemi sonrası borsa, yatırım aracı olmaktan çıkıp al-sat odaklı bir yapıya dönüştü. Yani bazı kişiler borsayı da kumar gibi kullanmaya başladı. Beklentiler arttıkça sabır azaldı, yatırım mantığı kayboldu.
TÜM VARLIĞIM OĞLUMA FEDA OLSUN
Aile bağımlılığı etkiler, bağımlılık da aileyi etkiler. Bu yüzden bağımlılık aslında bir aile hastalığıdır. Çoğu zaman kişiler bu sürecin neye mal olacağını fark etmiyor. Aileler ise durumu çok geç öğreniyor ve büyük bir çaresizlik, hayal kırıklığı içinde kalıyor. Ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bazı aileler "Oğluma tüm varlığım feda olsun" diyerek tüm borçları kapatıyor. Ancak bu sağlıklı bir yaklaşım değil. Bazı aileler ise aşırı kısıtlayıcı davranıp "Evden çıkamazsın" diyebiliyor, bu da doğru değil. Bu noktada mutlaka uzman desteği almak gerekiyor. Ailenin sabırlı olması, beklentilerini doğru ayarlaması önemli. Evde tek gündem bağımlılık olmamalı. Aileler de bu süreçte tıkanmış hissediyorsa onlar da destek almalı. Çünkü aile tedaviye dahil olduğunda iyileşme oranı artıyor.
ÇÖZÜM NEDİR?
İnsan birçok şeyi aileden öğrenir. Nezaketi de orada öğrenir, sınırsızlığı da ihmali de… Bu nedenle sadece bireysel değil, toplumsal bir mücadele gerekir. Devletlerin daha somut adımlar atması şart. Reklamların sınırlandırılması, erişimin zorlaştırılması ve belirli limitlerin getirilmesi gerekiyor. Çünkü kumar oynayan kişi bir yolunu bulup yine oynayabiliyor. Burada asıl önemli olan, kumarın normalleşmesini engelleyecek çalışmalar yapılmasıdır.
SON DEFA DİYEN BİRİNE SON SÖZ…
"Son defa' diyen birine son söz olarak ne demek istersiniz?" diye sorduğum sırada, masasının üzerinde davranışsal bağımlılık alanında çalışmalarıyla tanınan Mehmet Dinç'in Zorluklar Karşısında Metanet Göstermek adlı kitabı duruyordu. Emre Bey, yanıtına başlamadan önce kısa bir süre o sayfalara göz gezdirdi, ardından: Bazı insanlar büyük acılar yaşar, fakat yine de ayakta kalır. Bazıları ise çok daha küçük sarsıntılarda dağılır. Burada önemli olan bazı insanlar kayıpların, hayal kırıklıklarının içinden geçip yeniden hayat kurabilirken; bazıları yaşadıklarının altında ezilir? Cevap çoğu zaman dışarıda değil, insanın içinde saklıdır. Metanet, acıyı inkâr etmek değildir. Metanet, hiç kırılmamak değildir. İnsanın kırıldığı yerden insan kalabilme gücüne sahiptir. O yüzden hayat bazen insanı sınar. Fakat o sınavın sonunda insanı belirleyen şey başına gelenler değil, onlarla nasıl durduğudur. Ve bazen insanın en büyük gücü, yıkılmamak değil, yeniden ayağa kalkabilmektir.