Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından altı yıldır düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin 2026'daki ilk durağı Şanlıurfa oldu. Festivale üçüncü kez ev sahipliği yapan Şanlıurfa'da ziyaretçiler 9 gün boyunca sergilere, etkinliklere ve şehrin kültürel lezzetlerine kelimenin tam anlamıyla doydu. Şehrin tarihi ve kültürel zenginliklerini deneyimleyenler arasında ben de vardım. Şanlıurfa malum, tarihin sıfır noktası olarak ilan edilen ve UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan Göbeklitepe'nin bulunduğu şehir. Bu yüzden Japonya'dan Meksika'ya kadar tüm dünyanın merak edip, ziyaret gerçekleştirdiği tarihi bir kent. Göbeklitepe'yi geçtiğimiz yıl 800 bini aşkın kişi ziyaret etmiş ve bu sayı her geçen gün artıyor. Göbeklitepe ile çağdaş olan ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine tarihlenen Karahantepe de insanlık tarihinin en büyük gizemlerinden biri olarak ziyaretçilerini binlerce yıllık bir sessizliğin içine davet ediyor.

Şehir merkezine yaklaşık 46 kilometre mesafede, Tek Tek Dağları Milli Parkı içerisinde yer alan Karahantepe, Göbeklitepe ile çağdaş olan ve benzer özellikleri paylaşan 12 farklı arkeolojik alanı kapsayan Taş Tepeler projesinin en önemli ayaklarından biri. Göbeklitepe'den en büyük farkı ise burada ritüel alanlarının yanı sıra yerleşik hayata dair konut özellikli yapıların da daha net görülmesi. Nitekim, 2019'da Prof. Dr. Necmi Karul başkanlığında başlayan kazı çalışmalarında bugüne dek Neolitik Çağ'a ait 250'den fazla "T" tipi dikilitaş, insan heykelleri ve ritüel alanları gün yüzüne çıkarıldı. Taş Tepeler Koordinatörü ve Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, yürütülen arkeozoolojik çalışmalarda yaklaşık 14 bin hayvan kemiği parçası bulunduğunu, elde edilen sonuçlara göre Karahantepe'de tüketilen hayvanların yaklaşık yüzde 60'ını ceylanların oluşturduğunu belirtti. Avcılık ve toplayıcılıktan sonra yerleşik yaşama geçilen ilk yer olan bu bölgeye adım attığınız anda sizi karşılayan uçsuz buçsuz bozkır, yerini ana kayaya oyulmuş devasa yapılara bıraktığında, tarihin kitaplarda anlatılandan çok daha derin olduğunu hissediyorsunuz.

Karahantepe'nin en çok ilgi çeken ve görenleri adeta büyüleyen noktası, hiç kuşkusuz ana kayaya titizlikle işlenmiş olan devasa insan başı heykeli. Ana kayaya oyulmuş, oldukça gerçekçi bir erkek başı figürü... Bu figürün önünde durduğunuzda, binlerce yıl önce yaşamış bir sanatçının size doğrudan baktığı hissine kapılıyorsunuz. Göbeklitepe'de daha çok hayvan figürleri ön plandayken, burada insanın merkeze alınmış olması, Neolitik dönem insanının kendine olan farkındalığını ve sanatsal dehasını gözler önüne seriyor. Dolayısıyla o dönem yaşayan insanların geri kalmış olduğu bilgisi ise her köşedeki buluntularla yalanlanmış oluyor. Civardaki yaşam alanına ve yapılanlara baktıkça aslında dönemine göre gayet entelektüel ve derinlikli insanlar olduklarını görmek mümkün.

ÇAĞIN ÖTESİNDE MÜHENDİSLİK BİLGİSİ
Kazı alanının en etkileyici bölümlerinden biri olan "AD Yapısı". Bu yapının içinde ana kayadan oyulmuş 11 adet dikili sütun yer alıyor ve yapının bir ritüel alanı veya bir geçiş töreni mekanı olduğu düşünülüyor. Diğer taraftan yapının içindeki sıvı kanalları ve karmaşık mimari düzen, o dönemin insanlarının sadece barınmak için değil, gelişmiş bir inanç sistemi etrafında toplandığını da kanıtlar nitelikte. Göbeklitepe'de daha çok aslan yılan tilki gibi hayvan figürleri ön plandayken Karahantepe'de insan figürleri çok daha baskın. Özellikle insanı sırtında taşıyan hayvan figürleri veya üç boyutlu insan heykelleri, o dönemdeki inanç sisteminin insana bakış açısı hakkında önemli ipuçları veriyor.

Eğer Karahantepe'ye yolunuz düşerse, ki düşürmelisiniz, buranın sadece dikili taşlardan ibaret olmadığını göreceksiniz. Burası; mühendisliğin, sanatın ve inancın henüz metal aletler bile icat edilmemişken nasıl bir zirveye ulaştığının kanıtı. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'ndeki eserlerle taçlanan bu gezi, insan olmaya dair bildiğimiz her şeyi yeniden sorgulatıyor. Karahantepe, geçmişin sadece bir kalıntısı değil; bugünün insanına "nereden geldik?" sorusunu sorduran, yaşayan bir hafıza merkezi olarak Şanlıurfa bozkırında tüm heybetiyle yükselmeye devam ediyor.
Öte yandan Şanlıurfa, Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT) tarafından verilen "2029 Dünya Gastronomi Bölgesi (World Region of Gastronomy)" unvanına da aday gösterildi. Türkiye'den, bu alanda aday gösterilen ilk şehir olma özelliğini taşıyan Şanlıurfa, uluslararası ölçekte önemli bir başarıya imza atmış oldu.

12 BİN YIL ÖNCEKİ MENÜ
Türkiye Kültür Yolu Festivali Genel Direktörü Selim Terzi'den öğrendiğimize göre bu yıl festivallerde gastronomiye öncelik verilecek. Festivale ev sahipliği yapan kentin gastronomik kimliğini deneyimleme imkanı sunan Lezzet Projesi kapsamında her şehirde farklı bir şef şehir kaptanı olacak. Şanlıurfa'daki kaptanımız ise ünlü şef Ömür Akkor'du. Akkor, Neolitik Çağ'da Mezopotamya'da yaşayan insanların 12 bin yıl önceki yemek alışkanlıklarını bugüne uyarlayarak menü ortaya çıkardı. Usta şef menüsünde, Şanlıurfa'nın doğal buğdaylarından hazırlanan ekmek, yanık sadeyağ, koyun yoğurdu, mevsim otları, buğday lapası, kuzu kemikli et, az kavrulmuş Karacadağ pirincinden yaptığı yemekleri Karahantepe'de ilk kez sundu.