Reha Erdem'in yeni filmi Antalya'da beni çarpmıştı. İkinci görüşümde de nerdeyse aynı ölçüde çarpıldım. Hiç şüphe yok, sinemamızın üretegeldiği en özgün ve önemli filmlerden biriyle karşı karşıyayız. Film, karlarla kaplı uçsuz-bucaksız bir ovayı aştıktan sonra, kendisini filmde söylendiği gibi 'Bir Allah şehri' olan Kars'ta bulan bir garibanın öyküsünü anlatıyor. Adı belli olmayan, ama filmde bir gönül dostluğu kurduğu kasabın kızıyla konuşurken kendilerine Kosmos ve Neptün adlarını yakıştıran, dolayısıyla hikâyede Kosmos diye anacağımız bir ermiş kişilik. Saçı-başı birbirine karışmış, gözleri deli deli bakan, kısık sesiyle zor anlaşılır hikmetler yumurtlayan, bazen de konuşma yerine kuş çığlıklarına benzer çığlıklar atan ürkünç bir derviş. Kars kentinin filme çok iyi dekor oluşturduğunu söylemek yetmez. Kentin tüm o harikulade ve yadırgatıcı ihtişamı, adeta filmle iç içe varoluyor. Görmüş-geçirmiş bu kent, Ruslardan kalma evleri, kilise ve camileri, taş köprüleri, hepsinin fonunda duran hep bulutlu gökyüzü ve adeta perdeden salona yayılan buz soğuğuyla, sanki filmin kendisi olup çıkıyor. Türk Sineması'nda hiçbir film bugüne dek hikâyesiyle böylesine kaynaşmamıştı. (Orhan Pamuk görse ne der acaba?) Sonra kahvehanede toplanan ve kaba saba görünümleri altında bilge nitelikleri taşıyan köylüler, doyumsuz ve dengesiz öğretmen kadın, sınırda düşman bekleyen, ama bununla iftihar ederken halkın gündelik sorunlarına karşılık vermeyi unutan Doğu Garnizonu'ndaki askeri birlik. Başlarındaki yüzbaşı, onun gözü gibi baktığı ailesi ve ayağı sakat, koltuk değneğiyle yürüyen baldızı. Dili tutulmuş ve etrafına düşman kesilmiş bir küçük çocuk. Tüm bu kişiler, karmaşık ve tümüyle sembollerle yüklü bir macera yaşıyor. Kosmos kimilerini sarılışıyla iyi ediyor, küçük mucizeler yaratıyor ve hastaları iyileştirmeye başlıyor. Böylece bir tür çağdaş İsa'ya dönüşüyor. Ama ne o gerçekten bunun farkında, ne de köylüler bu ahir zaman peygamberinin kıymetini bilecek olgunlukta. Hikâyedeki çeşitli Müslüman ve Hıristiyan motiflere sanki Türklerin İslam'dan önceki inancı olan Şamanizm'den gelen öğeler karışıyor. Ve hepsi birlikte görkemli bir inançlar manzumesi olarak, filme bir anlamda manevi bir çerçeve çiziyor. Bu arada, Ermenistan sınırı açılsın mı diye anket yapılıyor, yabancı düşmanlığı bir konukseverlik kisvesi ardında özenle saklanıyor. Bir ara gökten bir uydu düşüyor: ışıklar saçarak... Ve parçalanıyor. Arada kimi 'kozmik' görüntüler gelip filmin yapısına karışıyor ve adına gönderme yapıyor. Kosmos'un mucizeleri ise bir yerden sonra tükenir gibi oluyor.
Kosmos, sinemanın sanat olduğunda neler yapabileceğini gösteriyor. Bir hikâye anlatmayı aşıp, bir dünya yaratan (
Avatar'ın kulakları çınlasın!), bir coğrafyayı yalnızca bir dekor değil bir gerçeklik haline getiren film, şahane görüntülerinden özenle oluşturulmuş ve doğa seslerini müzikle görülmemiş biçimde kaynaştıran ses bandına, her şeyiyle sıradışı. Dünyamızın basit gerçekleriyle yoğun bir simgeselliği harman edişiyse sanırım en şaşırtıcı yanı. Bu özel film, bence sinemada kendine özgü bir zirve. Çıkabilenlerin belki biraz başı dönecek. Ama yapabilenler, bu gizem karşısında mest olacak. Tümüyle değil belki: çünkü
Kosmos, her şeye karşın, kendini hepten ele veren bir film değil. Biraz da Kubrick'in
2001 filmi gibi, hep tartışılmayı ve yorumlanmayı sürdürecek. Böyle bir film, sinema için bir mucizedir ve Reha Erdem gibi bir yönetmen, bir ülke için bir onurdur. Kıymetlerini bilelim...
KOSMOS ****
Yönetim ve senaryo: Reha Erdem
Görüntü: Florent Herry
Oyuncular: Sermet Yeşil, Türkü Turan, Hakan Altuntaş, Sabahat Doğanyılmaz, Korel Kubilay, Akın Anlı
Atlantik Film (Türk-Bulgar ortakyapımı).