Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ÖNCEL ÖZİÇER

Çeşme sizi çağırıyor!

Şimdi asabınızı bozmak gibi olmasın ama bendeniz bu yazıyı Alaçatı'daki fakirhanemizden yazıyorum. Böyle yazınca o eski gibi ama aslında yepisyeni Alaçatı taş evlerinde havuz başında Sebastian'ın getirdiği şarabımı yudumladığımı falan sanmayın. Bizimki bildiğin 20 senelik babadan kalma, harbi fakirhanemiz... Ve ben bu evin varlığı için tam da bu aylarda şükrediyorum. Memleketin, hele de 40 dakikalık uzaklıktaki İzmirlilerin bihaber olduğu şu güzellik için... Hava sıcak ama kavurmuyor, gündüz denize girip güneşleniyorsun ama akşamları yorgana sarılıp uyuyorsun... Mekânlar bir tek sana hizmet ediyor, kargaşa yok, geç sipariş yok. Ilıca Migros'a alışverişe gidiyorum mesela, içerideki tek müşteri olarak beni neredeyse raflar arasında omuzlarda taşıyacaklar: "Aman efendim siz zahmet buyurmayınız, o güzel ayacıklarınızı yormayınız," diyerek. Kasaya geliyorum, aldıklarım benden önce kapılıp poşetlere konuluyor, o da yetmiyor arabaya kadar bırakılıyor. Burada bu mevsim işsizlikten, insanların canı fena halde sıkılıyor. Cumartesileri Alaçatı pazarı tenha... Tezgâhlarda 'hanım hanımmm, o elbiseyi senden önce ben görmüştüm' çekiştirmeleri yaşanmıyor. Enginarlar, baklalar, tereler, rokalar, şevketibostanlar, çilekler, erikler, insanda üzerlerine yatıp yuvarlanma hissi yaratıyor. Kokuları baştan çıkarıcı... Ve tüm bunları sen ben bizim oğlan yaşıyoruz. Çünkü Türk insanı temmuz/ağustosun nefes aldırmayan nem ve sıcağında sardalyalar gibi üst üste tatil (!) yapmaya bayılıyor. Hem de fahiş fiyatlara... Neyse işte benden hatırlatması, bu memlekette yılın bu zamanları, insana 'Yok yaa, şu kavanoz dipli dünya aslında o kadar da boktan bir yer değil galiba' dedirten coğrafyalar bulunuyor. Şimdi izninizle, bu yazıyı yazdığım günün akşamı Hıdrellez... O yüzden bahçedeki güllere bazı dileklerimin çizimlerini asmam gerekiyor. Sonra da sabaha karşı gidip Ilıca büyük plajdan denize atacağım onları. Bu arada az önce annem, elime yeğenimin eski oyuncakları arasından çıkma bir 'Batman' adamcığı tutuşturdu: "Bunu da as gül dalına," dedi. "Anne bu ne Allahaşkına?" dedim... "Karışma sen, o senin kocan olacak adam," cevabını verdi. Hey Allahım! Eh, gidip asayım bari!

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.