Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)

  • 1
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)

Hilal Kaplan hemşiremiz çok önemli bir laf etti: "Mülteciler sadece Türkiye'de değil, Avrupa solunun da hümanizm maskesini düşürdü." Malum, insan haklarından dem vuranların iş mülteci kabul etmeye gelince yan çizmeleri... Türkiye'de de, solcu olduğunu ileri sürenlerin Arap nefreti...
"Nasyonal sosyalistleri" anlıyoruz, ırkçılık onların zaten fıtratında var. Acaba gerçekten sosyalist ve ilerici olduğunu düşünen aydın, içine yuvarlandığı korkunç çelişkinin farkında mıdır? Değildir. Avrupa'nın ikiyüzlülüğünün farkında olmadığı gibi, kendisi de ikiyüzlüdür. Solcu olduğunu söyler ama Kemalist'tir. Kemalizm solculuk değildir. Kemalizm'in uyguladığı "devlet kapitalizminin" sosyalizm olmadığı gibi. Radikal bir Batılılaşma girişimidir, o kadar. Emekçiye en küçük bir faydası olmamıştır. Tam tersine sendikalaşmayı ve grev hakkını yasaklamıştır.
Sol, Kemalist olduğu için hep yerlerde sürünmüştür. En parlak devrinde (altmışlı yıllarda) aldığı halk desteği yüzde üçü geçememiştir. Türk solcusu ahmak olduğu için, solu iki kere çok kötü tırpanlamış olan (1925 ve 1946) İsmet Paşa'yı da "solun manevi lideri" sanır ve kargaları bile güldürür. Avrupa solu da, yalnız bugün mülteciler konusunda değil, "aslında ne mal olduğunu" yakın tarih boyunca çok göstermiştir...
1914 yılında dünya savaşı patlayana kadar hem Alman solu hem de Fransız solu, barış, kardeşlik, emekçi halklar, falan filan diye atıp tutuyordu. Savaş başlayınca, her iki ülkenin solcuları da hükümetlerinin istediği parlamento desteğini hemen veriverdiler, savaş kredileri kanununu onayladılar! Otuzlu yılların başlarında Stalin'in Alman komünistlerine "Naziler'le işbirliği yapın" ve Hitler iktidara gelince de "direnmeyin" şeklindeki emirlerini, bu korkunç kepazeliği hiç saymıyorum.

  • 2
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)

Türkiye'nin Suriye politikasının değişip değişmeyeceğine dair yazılar birbiri ardına geliyor. Özellikle yurt dışında Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklamaları üzerinden, "değişsin" temennileriyle bezenmiş muhteşem ötesi (!) yazılarda birçok ukala çıkarımlar yapılıyor. Suriye'de işler o kadar karıştı ki sadece Türkiye'nin değil diğer ülkelerin de ne yapmaya çalıştığına dair analizlerde mütevazı davranmak gerekiyor. O kadar garip haberler yayılıyor ki etrafa bu hengâmede; an itibariyle uluslararası toplumun yaptığı, bu garip gelişmelerden heybeye doldurduklarıyla büyük ihtimalle boş çıkacak "analizler" yapmaktan ibaret.
Başbakan'ın Suriye'yle normalleşme açıklamalarını dünyada herkes işine geldiği gibi algıladı. Bu zevat tam büyük laflar ediyorken Başbakan, BBC Hard Talk'ta net bir şekilde şöyle dedi: "Suriye'de muhakkak bir şeyler değişmeli ama her şeyden önce Esed değişmeli. Esed değişmeden Türkiye'de bir şey değişmez. Bu işlerin bu hale gelmesinin ana sebebi Esed'dir." DAİŞ mi Esed mi sorusuna ise: "Bir yanda Esed var bir yanda DAEŞ var. Yani, 'Esed'i mi tercih edelim, DAEŞ'i mi tercih edelim?' diye soruyorsanız ikisini de tercih edemeyiz. İkisinin de gitmesi lazım. Suriyelilerin başının belası" cevabını verdi. BBC röportajı sonrası birkaç gün önce muhteşem (!) çıkarımlarda bulunanlar boşa düşmüş oldu.
Yaygın kafa karışıklığına Kerry'nin en basit tabirle "cahilane" açıklamasını ve Ali Habib dedikodularını da ekleyelim. Kerry'nin, Ahrar'uş-Şam ve Ceyş'ul-İslam'ın DAİŞ ve Al-Nusra'nın alt grupları olduğuna dair absürt ötesi bir açıklama yaptığı söylendi. Daha sonra, Dışişleri Sözcüleri "hayır, bu gruplara dair pozisyonumuz değişmedi" açıklamasıyla Kerry'yi boşa düşürdü. ABD an itibariyle PKK dışında hiçbir aktörü desteklemek istemiyor. PKK ile ortak çalışmayan gruplara (ÖSO da dâhil) fiili olarak terörist muamelesi yapıyor. Her şeye rağmen PKK ile ne kadar yol yürüyebileceği konusunda ise emin değil.

  • 3
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)

Her gün çevresindekilere uluslararası tarım ve enerji şirketlerinin ne tür karanlık işler çevirdiklerini anlatan... CIA, NSA gibi istihbarat örgütlerinden konu açılınca hemen ayaküstü internet ve Hollywood malumatıyla karşısındakine "seminer" geçen bir genç tanıyorum. Geçen gün, "Pokemon Go oyunu bence tekin değil" diyecek oldum...
Lafımı ağzıma tıkıp "oyunu oluşturan şirket Niantic çok güvenilirdir" demez mi! Neden? Çünkü yıllardır oyunlarını ve çalışmalarını takip edermiş! Onlar da seni takip ediyor olmasın sakın, diyemedim. Hepsini geçtim, bu durmadan parmaklar tuşta oyun oynama hali nedir? Koca koca adamlar da muhabbete çağırıyor, sonra sana çaktırmadan cep tellerindençocukça oyunlar oynuyorlar. Zihinleri başka türlü rahatlamıyormuş. Ne hale getirilmiş zihinler, nasıl bir beyin kimyası, düşünün!
Bu meseleye yeterince eğilmiyoruz oysa çok ciddi mesele. Dijital gelişmelere mesafeyle bakanlara gıcığım, biliyorsunuz. Umarsız ve umutsuz bir direniş bu.
Fakat "oyun manyaklığı"nı kabullenmem de imkânsız. İnsanın bunlar karşısında birden emekli öğretmen havasına girip saat başı "yahu oyunu bırakın, kitap okuyun, film seyredin, bir şeyler öğrenin" diyeceği geliyor. Bakalım, daha neler göreceğiz. Şehrimizin birçok parkı şimdiden Pokemon avcılarıyla dolmuş. Asıl kendilerinin avlandıklarının farkında olmayan bir sürü genç yani...

  • 4
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)

Adam Bodrum'da tekneden yazıyor yazısını.. Konusu elalemin teknesi.. Eskiden 'tekke' idi adresi.. Güzel kızlar, Nişantaşı kafeleri, rezidanslar derken 'tekne' oldu mekanı..
Bak koçum.. tane tane anlatayım.. Geçen ramazan ayında, bir gün oruç, bir gün iftar, bir gün sahur, bir gün teravih macerası yazdın.. Tüm islâm alemini, oruç tuttuğuna ve tüm kalbinle Ramazan'ı yaşadığına ikna ettiğin gün, önünde viski kadehi duran o tekne fotoğrafı çıktı geldi..
Tam 11 Temmuz 2015 günü.. İftara 8 saat kala.. Denizin orta- sında.. Yani senin prensin teknesini yazdığın 11 Temmuz 2016'dan tam bir yıl evvel..
Kendini benim yerime koy. İntikam gibi gelmiyor mu sana da?.. Ne dedin o zaman? "... Varsın tek kusurumuz iki gün oruç tutmamak olsun. Allah günahlarımızı affetsin.."
Bence de Allah günahlarını affetsin afacan..
Hazır iletişim kanallarını açmışken sorayım;
1) Meslektaşlarına yüklediğin bir 'burun' davası vardı. Sahi ne oldu iş? Kalemle yahut daktiloyla mı kırmışlar gerçekten burnunu?
2) Sizin binanın bir camı kırılmıştı. Genç bir politikacıyı hedefe koymuştun o cam yüzünden. O iş ne oldu? Ak Parti teşkilatında mı planlanmış sahiden o saldırı?.
3) 6 aydır beş dakika görüşebilmek için kırk takla attığın Ethem Sancak hâlâ randevu vermedi mi sana?
Bak çok eskilere gidip de üzmedim seni..

  • 5
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)

Aydın Doğan akaryakıt kaçakçılığı davasında ifade verdiği saatlerde, gazetesinin eski baş kırosu da köşesinde boş durmuyordu tabii ki. Ne mi yapıyordu? Yine, Star'dan Taşgetiren'in, Aydın Doğan ve Ahmet Davutoğlu gibi isimlerle birlikte bir eğitim seferberliği başlatması için Cumhurbaşkanı'na yaptığı çağrıyı mırıldanıyordu... Bizim eski baş kıro uğraşıyor ki, bu harikulade barışma projesi tez elden, en azından patronunun duruşmaları sürerken hayata geçirilsin.
Ama ne dediği pek anlaşılmıyordu geçen gün. Sinirleri fena bozulmuş anlaşılan.
Öyle ya, akli melekelerini yitirmemiş bir adam, Başbakan Binali Yıldırım "Dostluk elini muhalefet partilerine de uzatıyoruz" sözünü hatırlatıp bana "Huuuu hadi ona da baş kıro desene" der mi? Allah Allah, yahu niye baş kıro diyecekmişim Başbakan'a, deli miyim?
Ben mütevazı şekilde uzlaşı isteyenlere değil, bu halkın sırtından bir türlü inmeyen asalak sermayenin sonradan görme kapıkullarına baş kıro diyorum. Ve biliyorsun sana onu bile demiyorum, "eski baş kıro" diye sesleniyorum bir şey söyleyeceğim zaman. Hadi yeterince uzattın ve anlaşılmadı işte. Açıkça söyle şu acil barış projesinin ilk konusu hangi alanlarla ilgili olmalı mesela?
Akaryakıt kaçakçılıkları davaları mı kâğıt kaçakçılığı davaları mı? Ah zavallı eski baş kıro ne zaman kabul edeceksin bu adi işlere artık siyasetin değil mahkemelerin baktığını. Neylersin alıştırmış patronunun pijamayla karşıladığı eski başbakanlar, bakanlar bunu.

  • 6
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)
Günün öne çıkan yazarları (15.07.2016)

Siyaset mühendisleri yine iş başında. Daha önce defalarca denenen yöntemler yine sahneye konuyor. 2001 krizinin hemen sonrasında troyka (üçleme) ile (Hüsamettin Özkan, İsmail Cem ve Kemal Derviş) yapılmak istenen bugün Meral Akşener, Erkan Mumcu ve Mustafa Sarıgül ile mi yapılmak isteniyor? Meral Akşener, arkasındaki güç odaklarının onca çabasına rağmen MHP'de seçimli kurultayı toplayamadı. "Yasal" engele takılan Akşener, sermaye çevreleri, Paralel Yapı ve pr'cıları tarafından bu kez başka bir mecraya itiliyor: Yeni parti!

Anlaşılan o ki 7 Haziran 2015 seçimlerinde denen yöntemin (Parlamento'da 4'üncü bir partiyi yüzde 11'nin üzerine çıkarma formülü) Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı alaşağı etmek için yeterli olmayacağını görenler bu kez yeni bir şey deniyor. Daha önce birkaç kez yazdım… İki formül vardı Ak Parti'yi iktidardan uzaklaştırabilmek için geliştirdikleri. Bunlardan birincisi, Parlamento'ya 4'üncü bir partinin yüzde 11'in üzerinde bir oyla sokulması… (ki koalisyonlar dönemi başlasın) İkincisi ise mevcut durumda CHP veya MHP'nin oylarında ciddi bir artış sağlanması.
Meral Akşener üzerinden MHP'yi teslim almak istediler. ÖzellikleParalel Yapı'nın olağan üstü çaba ve desteği "yasal" engele takıldı. Eğer becerebilselerdi bir taş ile iki kuş vurmayı hesaplıyorlardı. Akşener rüzgarı oluşturup toplumsal bir karşılık bulmak. Böylece MHP'nin yüzde 30'lar seviyesinde oy almasını sağlamak. İkincisi ise, çatışmanın şiddetlenmesi yolu ile iktidarın el değiştirmesi formülünde, karşıtları sokakta buluşturmak. Ülkücüleri sokağa dökmek.

Olmadı. Şimdi yeni bir şey deneyecekler, anlaşılan… Yaz sonuna yeni bir parti. Bu parti merkez parti iddiasıyla kurulacakmış. İçinde Özal'ın ANAP'ı gibi 4 eğilimi barındıracak ve hedef olarak yüzde 30'lar seviyesinde oy almakmış. Meral Akşener yanına Mustafa Sarıgül'ü, Erkan Mumcu'yu alacakmış. Belki Ak Parti'de bugün için kenarda kalanların bir kısmını da…

Pusuda bekleyenlerin ise Akşener'in yanında yer almaktan çok Erdoğan ve ekibinin tökezlemesini bekleyeceğini söylemek kehanet olmaz. Nasıl olsa parayı da buldular. FETÖ'nün kasası sonuna kadar açık. "Kızıl Soros" lakaplı işadamı gibilerinin de… Şunu hatırlatmakta yarar var. Toplum mühendislerinin siyaset dizaynı bu memlekette tutmadı. Ara dönemler hariç, millet suni –plastik- oluşumların tümüne gereken cevabı verdi.

Hatta hatırlayın darbeci Kenan Evren'in gölgesi siyasete olanca ağırlığıyla çöktüğü günlerde bile… Siyaseti oyununa göre oynamayanları görmek istiyorsanız "troyka"nın akıbetine bakın yeter. Hem 2001'de ne böyle bir Türkiye, ne böyle bir ekonomi ve siyaset vardı…

BİZE ULAŞIN