ŞİRİN SEVER
Leman dergisinin ünlü karikatüristi Bahadır Boysal yaklaşık üç yıl önce çizmeye başladı türbanlı kız 'Büşra'yı. Sonra da bu 'kült' çizgiyi film yapmaya karar verdi. Cuma günü vizyona giren Büşra, çok tartışılacak, çok konuşulacak belli. Çünkü türbanlı bir kız ilk kez beyazperdede başrol oynuyor, dolayısıyla da 'derdi nedir' merak ediliyor! Boysal'la kendini en rahat hissettiği yerde, Leman Kültür'de buluştuk; filme yüklenen anlamları tartıştık...
Büşra'yı yaratırken derdiniz neydi?
- O dönem hatırlarsınız, çok fazla konuşuluyordu bu meseleler, dramatik hale gelmişti hatta. Başımızdaki bürokratların türbanlı eşleri falan... Böyle burjuva bir tip çıkardım şehrin içinde, Büşra diye.
Neden başka türlü değil de, özellikle burjuva bir türbanlı?
- Benim çizdiğim kız bir sanatçının eseri olduğu için aristokrat hale geldi. Genelde türban hikayeleri sanki daha varoş, daha itilmişler meselesine ait bir şey gibi görünür ama benimki, aksine daha çok hayatın içinde.
Bu kadar zaman geçti, türbanlılar hayatın neresinde, bir arpa boyu yol gidebildik mi peki?
- Tam da bu kalakalmışlığı ifade ediyoruz işte! Bu kadar zaman geçti, 'bu türbanlılar hayatın neresindeler' sorusu soruluyor filmde zaten. Aslına bakarsanız; Büşra bence bütün bu hikayenin, türban meselelerinin bir adım ötesine geçiyor... Demokratik açılım, Ermeni açılımı, Türk Kürt, Çingeneler, ötekiler berikiler, insanların bir arada durma meselesi tartışılıyor ya, o anlamda bizim film gayet politik, gayet güzel bir yerde duruyor.
Bu enteresan çünkü daha önce 'Bu bir aşk filmi' diyordunuz ısrarla!
- Yavaş yavaş bunları da söylemek lazım diye düşünüyorum...
Politik yanını vurgulamaktan çekiniyor muydunuz daha önce?
- Açıkçası izledikçe başka şeyler olduğunu görüyorsunuz. Biz gençler olarak, önyargılarımızı daha kolay kırabiliyoruz, kırdık diyelim.
Hiç tepki ya da tehdit almadınız mı meselenin o en sıcak olduğu günlerde?
- Başımız çok ağrıdı tabii, o konulara çok girmek istemiyorum.
Ama artık çok geç, girmeniz lazım, filmini yapmışsınız bunun...
Editörün iznini almadan konuşamam o konularda, çok fena şeyler geldi başımıza ve geçti.
Büşra dolayısıyla mı?
- Çizilen kapaklar yüzünden falan... Çok sıcak bir dönemdi hakikaten. Korumalar aldık dergiye, epey bir süre polislerle durabildik burada. Ya valla boşverin, geçelim bunları...
Kimdi peki Büşra sizin için; aileden biri mi, arkadaş mı, komşu kızı mı, gazetedeki haber mi, neydi?
- Galiba cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra aklıma geldi. Cumhurbaşkanının eşi türbanlı, kızları var Kübra, aristokrat insanlar. Üniversiteye gidemeyen kızlar var... Gündeme bakıp bir tip yarattım yani. Büşra da aristokrat bir kız, çok sosyal, çok hazırcevap, sivri zeka, aklı başında, fırlama, ailenin tek çocuğu...
Peki gündeme baktığınızda ne düşünüyordunuz, sadece malzeme olarak mı bakıyordunuz türban tartışmalarına?
- Açıkçası benim sosyal çevremde türbanlı insan yok. Sülalede vardır, yabancı değilsindir elbette ama tam meselenin böğründe de değildik. Cihangir, Nişantaşı, Taksim, oralarda bu mevzular tartışılmaz çünkü buralarda yoktur onlar. Ama üniversiteye türbanla girememek problemi şişti şişti büyüttü meseleyi...
Ve bir köşe yazısı yazar gibi başladınız çizmeye...
- Evet evet gündemle çok eşgüdümlü giden birisiydi Büşra. Yani Cumhuriyet mitingleri, iftar çadırları, haşemayla denize girme durumları, Reina'ya girmeler çıkmalar, kapısından alınmamalar falan, her şey vardı. Şehirli bir kız yani! Filmdeki Büşra da o. Bir şehir hikayesi aslında, bir zulüm meselesi değil. O kızın türbanlı hali hayatın içinde nasıl duruyor, budur mesele!
Sizin kelimelerinizle dinlemek isterim, nasıl bir kız Büşra?
- Büşra militan bir kız. Ama neyin militanı? Birey olmanın, kendi olabilmenin militanı. Yani cemaate ait bir kız değil. Bütün insanların yalnızlık ve birey olmak arasında, bu ikilem arasında gidip gelme meselesi yok mudur? Buradaki de aynen öyle bir ikilem işte.
Büşra'nın kafasındaki örtüyü boşverin, kafasının içine bakın. Bunu diyorsunuz özetle?
- Tabii canım, zaten türbanlı insanların dediği şey de buydu. Hoş, onlar da kendi aralarında çeşitliler ama bizim en aklımıza yatan, Büşra'nın sağduyu sahibi, birey olabilmiş, donanımlı bir kız olmasıydı. Bir arada durma anlamında, bu problemler içinde Büşra'nın donanmış olması gerekiyordu. Türbanlı insanların kendilerine sorması lazım; 'biz neden hâlâ ötekiyiz' diye. Buradaki aksaklık anlamında, Büşra bir şeyi çözmeye niyetlenmiş biri.
Liberal bir gazeteciye aşık oluyor Büşra...
- Cumhuriyetçi bir gazetenin liberal yazarı.
Neden böyle bir aşk ilişkisi?
- Çünkü yazıyla uğraşıyor Büşra, yazıyla derdi var. Gazetecinin de derdi var. Bu anlamda merak ettiği bir gazeteci var, onu tanımak için gidiyor. Ondan sonra aşka dair yolculuk başlıyor. Birbirini anlamak adına bir şansları var onların. Yüksek tansiyonlu kavgalardan sıkıldı insanlar, birbirini dinleme, anlayabilme, bir arada olabilme anlamında önemli bu yakınlaşma.
Oyuncu bulmakta zorlandınız mı?
- Benim için güçlü kadın, uzun ve beyaz olmalıdır. Uzun kadın biraz daha uzasa, az biraz esneme payıyla Tanrı katına çıkması mümkündür... Daha doğrusu birisini filmde konuşturacaksan, yürüteceksen öyle olmalıdır bana göre. Türbanlılar arasında da zaten etkileyici olan kızlar hep uzun boylu, beyaz tenli olanlardır dikkat ederseniz, sofistikedir onlar... Öyle birini aradık ve bulduk.
Büşra'nın inancı ile içinden geçenler çatışıyor mu sizce?
- Evet çelişkileri var tabii ki. İnanç Allah'la senin arandadır. Ama bu laf ağızdan çıkıyor, gidiyor cemaate çarpıyor, cemaatten tekrar gelip sana çarpıyor. Bütün mevzu bu gel gitlere dair.
Sinema daha kitlesel bir şey, dolayısıyla film kararını alırken hiç çekinmediniz mu?
- Hayır, o anlamda delilik var zaten, başka türlü üretemezsin. Bizim kredimiz gençliğimiz; 40'ında 50'sinde sinemacı ağabeylerimiz yaptığı zaman...
Ne değişirdi?
- Çok farklı dünya görüşleri söz konusu. Bütün mevzuyu statükoya oturtmak zorunda kalırlar eninde sonunda. Hesap verecekleri köklü yerleri vardır ya geçmişten gelen, soldan sağa, sağdan sola falan... Sonuçta ağzında kekremsi tat bırakır. Yaparsın filmi ama içine sinmez, içini kıyar...