14 yıldır aranan "bebek" lakaplı uyuşturucu mafyası lideri Antonio Iovine yakalandı. Organize suç örgütü Camorra'nın lideri Iovine'nin İtalya'nın arananlar listesinde en başlarda geldiği söylendi.
Bu yıl Iovine'nin de aralarında bulunduğu 15 mafya lideri ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ancak firarda oldukları için cezalar uygulanamamıştı.
Türkiye'deki suç örgütleriyle de bağlantılı olduğu iddia edilen İtalya'nın en büyük mafyası Camorra, ilginç gelenekleri, fuhuş, uyuşturucu ve cinayet gibi suçlarıyla biliniyor.
İŞTE 200 YILLIK O ÖRGÜTÜN HİKAYESİ...
Bilinen ilk organize suç örgütlerinden biri olan "Camorra" İtalya'nın en eski ve en büyük mafyasıdır.
Napoli'de kurulmuştur; kökeni 16. yüzyıla kadar dayanır.
Camorra kelimesi "capo" (patron) ve "morra"nın birleşmesinden oluşur.
Morra isimli oyunda iki kişi aynı anda ellerini sallar ve etrafında toplananlar toplamda kaç parmaklarını gösterdiklerini tahmin etmeye çalışır. Oyun bir süre sonra hükümet tarafından yasaklanmıştır.
Camorra'nın teşkilat yapısı, üst derecede yöneticinin bulunmadığı, tepesiz bir piramit ve başıboş çetelerin oluşturduğu bir örgüt şeklindedir.
Mafya tipi organizasyonlar içinde Camorra'nın en belirgin amacı stratejik suç ittifaklarına katılarak, faaliyetlerini bölgesel sınırlar boyunca genişleterek yaymaktır. Önemli denecek ölçüde sansasyonel cinayetleri bulunmamaktadır. Halihazırda 100'den fazla mafya ailesi bünyesinde 6 ila 7 bin örgüt üyesi bulunmaktadır.
Camorra ile ilgili en önemli tespitlerden biri de, bu örgütün uyuşturucudan elde ettiği kara parayı aklama operasyonlarını rahatlıkla Hollanda, İngiltere ve Almanya'da gerçekleştirmekte olmasıdır. Örgütün Doğu’daki yatırımlarının da devasa boyutlarda olduğu söyleniyor; Kanada’da, İspanya’da da yatırımları var.
ÖRGÜTÜN TÜRKİYE İLE DE İLİŞKİSİ VAR
Camorra mafyası üzerine yazılan "Gamorrah" isimli kitaba göre, Camorra'nın Türkiye’yle ilişkileri 1970’lere kadar gidiyor.
İtalyan örgütleri, bütün uyuşturucu trafiği örgütleriyle ve özellikle eroin trafiğini yürüten örgütlerle Türkiye’deki örgütler üzerinden ilişki kuruyor.
Türkiye’deki suç örgütleri Camorra’dan kokain alıp karşılığında silah veriyor; bu silahları da genellikle eski Yugoslavya topraklarından, Makedonya’dan ve yine Türkiye’den elde ediyorlar.
Aralarındaki bu ilişki, yıllardır süregeliyor ve artık öyle bir hal almış ki, Türk mafya aileleri ile İtalyan mafya aileleri, özellikle de Calabria’lı ve Napoli’li olanlar, yıllardır, hatta onyıllardır, dayanışma ve çok yakın, güven dolu bir ilişki içindeler.
21 MİLYAR DOLARLIK CİRO
Cosa Nostra ve Ndrangheta suç örgütleri gibi yediği darbeler sonucunda hızlı bir düşüşe geçtiği sıralarda Napoli'nin Camorra örgütü, gasp, haraç ve sigara kaçakçılığı yollarıyla pes etmemeyi hedeflemiş, 21 milyar dolarlık cirosu ile elemanlarını beslemeye devam etmişti.
Camorra örgütünün diğer bir ilginç yanı ise Napoli ve etrafındaki Campania bölgesinde 90'lardan beri çöp toplama işini parsellemiş durumda olmaları.
Yolsuzluk, işlerin doğru dürüst yapılmaması ve yatırım eksikliği yüzünden bu bölgede çöpler toplanamıyor, toplansa da boşaltılacak yer bulunamıyor ve hükümet uzun süredir bu işi çözmek için uğraşıyor.
Napoli, çöplerini alması için diğer bölgelerden yardım istemişti.
Camorra üstüne birçok film yapılmıştır; bunlardan bir tanesi 1972'de çekilen Pasquale Squitieri'nin yönettiği "Camorra" isimli filmdir.
Filmde Napoli'de doğan bir kanun kaçağının, mafya camiasında yükselişi anlatılır.
Camorra'dan nasıl tehdit aldığı sorusuna şöyle cevap veriyor Saviano:
"Aslında ilk önemli mesaj, pişmanlık yasasından yararlanan eski bir mafya üyesinin açıklamasıydı. Bu açıklama, örgütün benim ortadan kaldırılmamı istediğini duyuruyordu. Sonra yargılanan iki mafya babasının, Antonio Iovine ve Francesco Bidognetti’nin avukatlarına okuttuğu 60 sayfalık bir mektuptaki açıklamalar geldi.
Bu 60 sayfanın içinde, ben ve gazeteci arkadaşım onların mahkumiyetinden dolayı suçlanıyorduk. Yani onların mahkemece suçlu bulunması özetle bizim suçumuzdu. Bu ad ve soyad da içeren yazılı bir tehditti."
Gazeteci yazar Roberto Saviano, kitabından sonra hükümetin kitaptaki detaylara göre örgütün bulunduğu bölgeye asker gönderdiğini söylüyor:
"Suç örgütleriyle sadece askeri yöntemle savaşılamaz. Askeri baskı, tutuklamalar, polis gücüyle yapılabilen uygulamalar yetmez. Elinizi bunun kaynağının altına sokmanız gerekir, gizli kapaklı kalmış şeylerin, toplumsal ve sosyal hayatın içine sızan mekanizmaların, açık çeklerin altına sokmanız gerekir.
İşte bu, henüz yapılmadı ya da çok az yapıldı. Bu yüzden, kitap ve film çıktığından beri, evet, belki ihtiyaç duyulan bir bilinci yaratma sorumluluğu hissetti devlet ama, diğer yandan da gerçek bir mücadele sürecini başlatabilmek için okurların ve izleyicilerin bilincinden gerektiği kadar yararlanmış gibi görünmüyor."
1911 yılında Camorra üyelerinin toplu olarak yargılanması esnasında bir üye temel felsefelerini şöyle açıklamıştır: