Trump'ın dün açıkladığı Ortadoğu'daki kaos planı ne anlama geliyor? SAbah Gazetesi Dış Haberler Müdürü Bercan Tutar değerlendirdi.
1- Dün ABD Başkanı Donald Trump'ın açıkladığı tek taraflı "Yüzyılın Anlaşması"na çok yoğun tepki geldi. Bu sözde anlaşma ne anlama geliyor ve neleri kapsıyor?
Batı Şeria, Ürdün Vadisi ve Kudüs'ün İsrail tarafından ilhakını öngören bu sözde anlaşma Yeni Balfour Deklarasyonu'dur. Filistin'in işgalinin son aşamasının ilanıdır. Zaten daha önce Golan Tepeleri'nin ilhak edildiği açıklanmıştı. Unutmayalım ki 1917 yılında Britanya dışişleri bakanı olan Arthur Balfour'un girişimiyle başlatılan ilk Balfour Deklarasyonu, Filistin'de bir Yahudi devletinin (İsrail) kurulmasını öngörüyordu. Bu aşama tamamlandı. Şimdiki deklarasyonla bu kez Filistin'in siaysi iradesinin teslim alınarak ilhakı ve ortadan kaldırılması öngörülüyor. Bu yolla Ortadoğu'nun bir yüzyıl daha kaos ve ölüm yurdu olması planlanıyor.
2- Trump'ın açıkladığı tek taraflı 'Barış Planı' anlaşması sonrasında sınırlar değişecek mi?
Sınırlar değişmiyor. Filistin toprak ve statü kaybına uğruyor. Batı Şeria, Ürdün Vadisi, Golan Tepeleri ve Kudüs başta olmak üzere Filistinlilerden alınıyor. Yahudi Yerleşimleri yasallaşıyor. 181 sayfalık planda Filistin topraklarının iki katına çıkarıldığı söyleniyor. İşgal altında tuttuğu toprağı yeniden Filistinlilere devreden bir şarlatanlık var karşımızda. Gazze ve Batı Şeria arasındaki bölünmüşlüğün yeni süreçte daha da derinleştirilmesini öngören tezgâhlar devreye sokulacak.
Daha da önemlisi İsrail Ölü Deniz'de de etkin oluyor. Ürdün Vadisi'ne el koyarak Doğu sınırlarını daha da sağlamlaştırıyor.
3- Trump'ın bu sözde Barış Planı'nın dünyada genel bir kabul görmesi ve meşru kabul edilmesi ihtimali var mı?
Diplomatik yolla bunun alt yapısı hazırlanmıştı zaten.27 Ocak'ta Kudüs'te yapılan 75. Holokost yıldönümüne 45 kadar devlet başkanı ile 15 hanedanlıktan temsilci katıldı. Davos ile aynı günlere denk gelen Holokost'u anma törenlerinde İsrail bir nevi küresel anlamda diplomatik gövde gösterisi yaptı. Yüzyılın Anlaşması denilen ilhak planı da zaten bu anmalardan sonra açıklandı. Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri plana açıkca destek veriyor. Sadece Katar ve Ürdün bu plana karşı.
Rusya'nın tavrı önemliydi. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un yaptığı ilk açıklamada bu planın müzakere edilmesi gerektiğini söylemesi dikkat çekiciydi. Öyle görünüyor ki Rusya'nın şimdiye kadar İsrail'e verdiği sessiz stratejik destek bundan sonra daha duyulur hale gelecek. Zaten Rusya'nın yeni aşamada İsrail'in değirmenine su taşıyan gizli politikaları bu sayede daha açık hale gelecektir.
4- Çok sayıda Batılı ülke Kudüs'te barış ortamı için çaba sarf edilmesi gerektiğini belirtiyordu. Trump'ın son açıklamaları sonrasında Kudüs'ün durumu ne olacak?
Kudüs'ün tartışmalı durumu daha da derinleşerek devam edecek. Küresel güç politikalarında her ülke Kudüs'ü jeo-politik bir kaldıraç veya basamak olarak kullanacaktır. Özellikle Rusya ve ABD arasındaki yeni gizli ittifaka Avrupa'nın yaklaşımı önemlidir. Rusya ve ABD'nin gizli İsrail ittifakı eğer Avrupalı ülkelere zarar verirse onlar da Vatikan üzerinden, Kudüs'ün Hristiyanlık için önemini vurgulayarak yeni bir jeo-politik duruş sergileyebilirler. Ancak Avrupa güçsüz olduğu için bu jeo-politik talebini ABD ve Rusya gibi güç politikalarıyla değil yaptırım ve diplomatik kınama gibi daha çok ekonomik ve kültürel güç politikalarıyla dile getirecektir.
5- Bu sözde anlaşmaya göre Filistin'in statüsü nasıl olacak?
Filistin için bağımsız bir statü öngörülmüyor. Filistin bu yeni planı kabul ederse eğer yani, İsrail'in taleplerine göre davranırsa dört yıl sonra Filistin'in siyasi statüsü o zaman müzakereye açılacaktır. BU bağlamda bağımsız Filistin Devleti vaadi tam bir tezgâhtır. Dört yıl sonra devlet talebi hayata geçirilse bile kolu kanadı kırılmış tam bir sömürge olacak Filistin. Silahtan arındırılacak. Askeri bulunmayacak. Savunması olmayan ve sınırları tamamen İsrail işgal devleti tarafından kontrol edilen bir iç sömürge statüsü tanınacak Filistin'e.. Bağımsız devlet veya iki devletli çözüm denilen Siyonist senaryonun nihai hedefi bu.
6- Bu anlaşmaya göre Filistin'in bağımsız bir ordusu olacak mı?
Olmayacak. Silahtan arındırılacak. Hatta 1948'den beri İsrail'in vatanlarından sürdüğü Filistinli mültecilerin dönüşleri de yasaklanacak. Mülteciler gittikleri ülkenin vatandaşlığına geçirilecek.
7- Türkiye bu yeni gelişme karşısında nasıl bir pozisyon alacak?
Türkiye'nin tavrı çok açık. Bu sözde anlaşmanın ölü doğduğunu ve bölgedeki kaos ve işgali derinleştirmeyi amaçladığını jeo-politik bilinçle en iyi algılayan ülke konumunda Türkiye. Mesele sadece Filistin ile sınırlı kalmıyor. Bu anlaşmayla Ortadoğu, Körfez ve Doğu Akdeniz'deki güç haritalarının yeniden dizaynı sözkonusu.
8- Diğer ülkelerin Trump'ın sözde barış planına olası tepkileri nasıl olacak?
Tepkiler cılız kalıyor. Rusya ve Çin gibi etkili güçlerin İsrail'e sessiz destek vermesi dikkat çekiyor. Bunun nedeni de Suudi Arabistan, Mısır ve Körfez gibi ülkelerin İsrail'e arka çıkması. Arap ülkelerinin köleci tavrını gören Rusya, Çin ve Avrupa gibi aktörler de haliyle sessiz kalacak. Kimse kraldan fazla kalcı davranmak niyetinde değil.
10- Sözde barış planının Trump'ın azil sürecine ve Netanyahu'nun ülkesindeki zor durumuna etkisi nasıl olur?
Sözde planın güncel amaçlarından biri de bu zaten. Bu plan barışa hizmet etmiyor. Bu planın hizmet ettiği tek şey iç politikada zorda olan ve azil süreciyle karşı karşıya kalan Donald Trump ile hükümet kuramadığı için dokunulmazlık zırhını kaybetme riski artan Benyamin Netanyahu'nun elini güçlendirmeye odaklı olması.
Zordaki iki siyasi lider bu sayede dikkatleri iç politikadan dış politik sorunlara kaydırarak gündemi değiştirmek ve geleceklerini garantiye almak istiyorlar.
1996'da iç politikada sorunlar yaşayan Bill Clinton da ilk iş olarak bir Arap-İsrail liderler zirvesi yapmaya kalkışmıştı. Clinton bu sayede hem Yahudi lobisinin desteğini almak hem de savaş lobisinin baskısından kurtulmaya çalışıyordu. Clinton'ın bir hedefi de Şimon Perez'e seçimleri kazandırmaktı. Ancak o dönem Perez'in rakibi olan Benyamin Netanyahu, Clinton tüm desteğine rağmen 1996 seçimlerinde ipi göğüslemişti.
1974'de te Richard Nixon, azil süreciyle karşı karşıyayken Arap ülkelerini ve İsrail'i dolaşarak dikkatleri dağıtmaya çalışmış, savaş ve Yahudi lobisinin desteğini kazanmayı hedeflemişti.
Şimdi Trump ve Netanyahu da benzer saiklerle hareket ediyor. Azil süreci başlayan Trump, savaş ve Yahudi lobisinin şiddetli desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu kasım ayındaki seçimlerde de bu desteğe ihtiyacı var. Nisan ve Eylül 2019 seçimlerinde hükümeti kuramayan Netanyahu ise 2 Mart 2020 seçimlerinde Trump'ın ve ABD'nin dış desteğine muhtaç. Sözde planın amaçlarından biri de Netanyahu'ya bu desteği vermek. Ancak İsrailli başsavcı Netanyahu hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk iddianamesini mahkemeye sevk etti bile. Özetle İsrail ve Amerikalı siyasetçilerle savaş ve Yahudi lobisi arasındaki şeytan dörtgeni veya emperyal sembiyotik ilişki zinciri kırılmadıkça Ortadoğu'yu on yıllardır kaos yurduna çeviren bu kısır döngünün akamete uğraması da çok zor görünüyor.