Peki bu ilginç hikaye nasıl başladı?
Maceracı mutfak tutkunu, keşif botlarında şef olarak çalıştıktan sonra kutup toplulukları ile iletişime geçmeye başlamış. Jansdotter, göktaşları, radyasyon, vahşi hayat, atmosfer, meteoroloji, çevresel toksinler gibi faaliyetleri izleyip takip etmek üzere 1990'da açılan Troll Araştırma İstasyonu'ndaki şeflik pozisyonundan haberdar olmuş.
Jansdotter soğuk havaya, karlı ve uzak yerlere olan tutkusuyla, hiç tereddüt etmeden bu aşçılık işine başvuruda bulunmuş. 2019 Kasım ayında işe alındığını öğrendiğinde de 'Bir rüyanın gerçekleştiği' duygusuna kapılmış. Sessizlikten ve ıssızlıktan keyif aldığını belirten çılgın aşçı, Antarktika'yı çok sevdiğini de sözlerine eklemeyi ihmal etmiyor. Jansdotter'ın şimdiki geçici evi, en uzaklarda en uç hayatların yaşandığı Antarktika…
Dünya, izolasyonda yaşamanın zorlukları ile uğraşırken, İsveçli Karin Jansdotter, kasım ayıdan beri Antarktika'nın buzul bakirliğindeki ıssızlık sayesinde, sosyal etkileşimin üstesinden rahatlıkla gelebiliyor. Geniş konteynerlerde konaklanabilen istasyonda, Jansdotter'ın haricinde bir elektrik teknisyeni, araştırma teknisyeni, mekanik teknisyeni, boru tamircisi ve doktor bulunuyor. 34 yaşındaki gezgin şef, Kraliçe Maud Arazisi'ndeki Troll Norveç Araştırma İstasyonu'nda çalışan beş takım arkadaşı ile birlikte sonbahara yani kontratı bitene kadar birlikte kalacak.
Jansdotter, bu kadar uzak mesafede, eksi 25 derecelerde yaşarken, kendi kendine bununla başa çıkma metotları geliştirmiş: Eksi 25 derecede sabah meditasyonları, kitap okumak ve seyahat yazıları yazmak, lezzetli yemekler yapmak, geride kalan ailesi ve erkek arkadaşıyla görüntülü konuşmalar organize etmek.
Özellikle kışın, küçük uçak pisti kapandığından dolayı, Troll dünyanın geri kalanıyla olan fiziksel bağını kesmek zorunda kalıyor. Bölgedeki uydu bağlantısı sayesinde kış ekibi, telefon görüşmelerini yapıp mail atabiliyor ya da internette dolaşıp televizyon izleyebiliyor.
Evinden kilometrelerce ötedeki yüksek hızlı bir internet bağlantısı aracılığıyla Dailymail'e duygularını anlatıyor: "Kendimizin oldukça şanslı olduğunu düşünüyoruz, böylesine korkutucu ve garip zamanlarda bu işe girdiğimizden ötürü ve burada olmaktan dolayı mutluyuz.
İstasyonda her şey normalmiş gibi devam ediyoruz. Önümüzdeki yedi ay boyunca kimseyle karşılaşmayacak şanslı bir grup insanız. Dünyada neler olup bittiğini yakından takip ediyoruz ve akşam yemeği masamızda, bu konuyu konuşuyoruz."
Troll istasyonu, gerçekten çok uzak bir noktada konumlanıyor. En yakın komşusu, Güney Afrika ve en yakın istasyon, 300 kilometrelik mesafede olan Sanae IV İstasyonu. Sanae ve Troll arasındaki geniş buz bölgesini, kar arabasıyla geçmek oldukça tehlikeli çünkü etrafta başka hiçbir komşu bulunmuyor.
Troll istasyonu, donmuş havaalanı tekrar açıldığında bilim adamlarının yaz aylarında gelmesine hazırlık amacıyla kış sezonunda bir ekip, rölantide de olsa çalışmaya devam ediyor. Jansdotter de kış aylarında iniş pisti kapalı olsa dahi acil durum iniş pistinde bir uçağın inmesine bile kılavuzluk yaptığı zamanlar oluyor.
Kraliçe Maud Toprakları, 1930'da Norveçli bir keşif ekibi tarafından bulunup 1939 yılında Norveç tarafından sahip çıkılmasından dolayı Norveçli Antarktika araştırma istasyonunun kullanılması için uygun görülmüş. Bölgedeki boş düzlük, 2.4 kilometre kalınlığında bir buz tabakası ile örtülü durumda. Troll Araştırma İstasyonu'nun bulunduğu kıyı bölgesi ise daha dağlık bir alan. Bu bölgenin en yüksek zirvesi ise 3 bin 150 metre yüksekliğindeki Jokulkyrkja Dağı.
Dünyanın geri kalanı, hayatlarında daha fazla sosyal izolasyon nasıl yapılır diye uğraşırken, zaten izole bir ortamda olan cesur aşçı Karin Jansdotter, şimdiye kadar bunu çok dert etmediğini, çevresindeki muhteşem manzaraların ve ıssızlığın buna çok yardımı olduğunu itiraf ediyor.
Jansdotter, sözlerini şu şekilde sonlandırıyor: "Aslında ne kadar az şeye sahip olursam o kadar mutluyum, sadelikten yanayım, böylece beynimi toparlıyorum ve hayatımdaki diğer şeyleri daha değerli görebiliyorum.
O'Brady, dünyanın en soğuk kıtasında 170 kilo ağırlığındaki kızağını kar tepelerinin üzerinde günde 13 saat çekerek yaptığı 1482 kilometrelik zorlu yolculuğu 54 günde tamamladı. İki yıl önce emekli bir İngiliz subay aynı yolculuğu yapmayı denemiş ve bitişe yaklaşık 50 kilometre kâlâ hayatını kaybetmişti.
İngiliz yüzbaşı Louis Rudd, arkadaşının anısına O'Brady'e rakip olmuştu. Profesyonel bir sporcu olan O'Brady, 'İmkansız İlk' adını verdiği yolculuğunun önemli aşamalarını sosyal medya hesabında paylaştı. Yolculuğunun 47'nci gününde uydu telefonuyla BBC'ye konuşan O'Brady, "Çok yoruldum" demiş, aşırı kilo kaybı nedeniyle saatinin sürekli kolundan düştüğünü söylemişti.
O'Brady ve Rudd, Ronne Buz Sahanlığı'nda başladıkları yolculuklarını Leverett Buzulu'nda tamamladı. Yarıştan birkaç gün önce Şili'de bir otelin barında tanışan O'Brady ve Rudd, ayrı ayrı yapmayı planladıkları yolculukları yarışa dönüştürme kararı almıştı.
2008'de Tayland'da tatildeyken vücudunun dörtte birinde ağır yanıklar oluşan O'Brady, doktorların bir daha yürüyemeyeceğini söylemesine rağmen hızla iyileşti. Sonrasında triatlonlara katılan ve her kıtadaki en yüksek dağı kapsayan Yedi Zirveler tırmanışını tamamlayan O'Brady, Kuzey ve Güney Kutbu'nu da kayakla geçti, ayrıca ABD'deki her eyaletin en yüksek noktasına tırmandı.
O'Brady yolculuğunun 37'nci gününde yaptığı paylaşımda bir fotoğrafını yayınladı. Fiziksel olarak ne kadar değiştiğini vurgulayarak; "Artık yolculuğun başındaki aynı kişi değilim, bunu yüzümden anlayabiliyor musunuz? Acı çektim, ölümüne korktum, üşüdüm ve yalnız hissettim. Güldüm, dans ettim, mutluluk gözyaşları döktüm..." diye yazdı. Kaynak BBC