İsrail merkezli savunma haber sitesi Defense Update'e göre, Türkiye'nin son yıllarda sergilediği askerî yükseliş yalnızca insansız hava araçlarıyla sınırlı değil. Ankara, uzun vadeli ve devlet destekli bir stratejiyle, küresel ölçekte rekabet edebilen bütüncül bir savunma sanayi ekosistemi inşa ediyor.
Bayraktar TB2'nin Dağlık Karabağ, Suriye, Libya ve Ukrayna'daki çatışmalarda gösterdiği başarı, Türkiye'nin savunma sanayisini dünya gündemine taşıdı. Ancak Defense Update, bu görünür başarının, çok daha derin ve kapsamlı bir dönüşümün yalnızca vitrini olduğunu vurguluyor.
Haberde Türkiye'nin on yılın sonuna kadar dünyanın en büyük 30 savunma şirketi arasına en az bir Türk firmasını sokmayı hedeflediği belirtilerek, ASELSAN, TUSAŞ (TAI), ROKETSAN, MKE ve ASFAT'ın Defense News'in 2024 "Top 100" listesinde yer alması, bu hedefin artık teorik olmaktan çıktığı vurgulandı.
Analizde, Türkiye'nin savunma sanayisinin hızlı yükselişini ve stratejik derinliğini ortaya koyan beş temel gerçek ele alındı. Türkiye'nin yalnızca bölgesel bir güç olarak değil, üst düzey küresel bir askeri teçhizat üreticisi olarak dünya sahnesindeki rolünü nasıl sistematik biçimde yeniden şekillendirdiği açıklandı.
TÜRKİYE'NİN SAVUNMA İHRACATININ OMURGASI BATI'YA DAYANIYOR
Defense Update'e göre, Türkiye'nin savunma ihracatında 11. sıraya yükselmesi, ülkenin küresel pazardaki ağırlığını net biçimde ortaya koyuyor. Ancak yaygın kanaatin aksine, Türk savunma sanayisinin ana müşterilerinin Orta Doğu veya Afrika ülkeleri olmadığı, son verilere göre, Türkiye'nin savunma ihracatının yaklaşık yüzde 75'inin ABD, NATO üyeleri ve Avrupa Birliği ülkelerine yapıldığı ifade edildi.
Haberde, Türk savunma ürünlerinin en büyük beş müşterisinin tamamının Avrupa ülkelerinin olması, bu sistemlerin NATO standartlarıyla uyumlu, yüksek kalite ve birlikte çalışabilirlik kriterlerini karşıladığına vurgu yapıldı.
TÜRK SAVUNMA SANAYİ ÜRÜNLERİ KENDİNİ MUHAREBEDE KANITLADI
Defense Update'e göre, "muharebede kanıtlanmış" ifadesi Türkiye için yalnızca bir pazarlama sloganı değil, doğrudan satış stratejisinin merkezinde yer alıyor. Türk yapımı silah sistemleri, son yıllarda farklı coğrafyalarda aktif olarak kullanılarak sahada test edildi.
Türk İHA'ları, hava-yer mühimmatları ve tekerlekli zırhlı araçlar, Türkiye'nin Suriye'deki askerî operasyonlarında, Dağlık Karabağ Savaşı'nda, Libya ve Sudan gibi Afrika'daki çatışma sahalarında kendini kanıtladı. Bu gerçek savaş tecrübesi, kontrollü test ortamlarının sağlayamayacağı bir güvenilirlik sunarak Türk savunma ürünlerine ciddi bir rekabet avantajı kazandırdı.
STRATEJİK ÖZ YETERLİLİK HEDEFİ
Defense Update, Türkiye'nin savunma politikalarının merkezinde güçlü bir "stratejik öz yeterlilik" hedefi bulunduğunu vurguluyor. Türkiye'nin amacının, savunma sanayinde teknolojik bağımsızlığı artırmak ve yabancı tedarikçilere olan bağımlılığı asgariye indirmek olduğu ifade edildi.
Bugün Türk savunma sanayisi, güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarının yaklaşık yüzde 80'ini yerli imkânlarla karşılıyor. Bu yaklaşımın, 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası yaşanan ambargolarla şekillendiği ve S-400 hava savunma sistemi alımı sonrası derinleşen siyasi gerilimlerle daha da hız kazandığı belirtildi.
TÜRKİYE ARTIK "YÜKSELEN" DEĞİL, YENİ BİR GÜÇ
İsrail merkezli habere göre, ortaya çıkan tablo Türkiye'nin savunma sanayisinde tesadüfi bir yükseliş değil, uzun vadeli ve planlı bir stratejinin ürünü olduğunu gösteriyor.
Batı merkezli müşteri portföyü, muharebede kanıtlanmış ürün algısı, savunma satışlarının diplomasiyle entegre edilmesi, stratejik öz yeterlilik hedefi ve gerçek zamanlı Ar-Ge yaklaşımıyla Türkiye, güçlü ve sürdürülebilir bir savunma ekosistemi inşa etmiş durumda.
Haberde, dünyada büyük yankı uyandıran İHA'ların bu hikâyenin yalnızca başlangıcı olduğu vurgulanıyor. Türkiye artık yükselen bir aktör değil; küresel savunma pazarında dengeleri etkilemeye başlayan yeni bir güç olarak konumlanıyor.