BİLİMSEL FAALİYETLER BAŞLADI
Heyetteki araştırmaların büyük bölümü Horseshoe adası merkezli olacak. Ancak yolculuğun ilk anlarından itibaren araştırmacılar çalışmalara başladı. Ekip lider yardımcısı Hakan Yavaşoğlu ile Oğuz Selbesoğlu, GNSS istasyonu kurulumunu gemide yapmaya başladı. İlk aşama birkaç saatte tamamlandı.
İkinci aşama için birkaç gün daha beklemeleri gerekiyor. Biyolog Turgay Çakmak ile Ekip Lideri Prof. Dr. Ersan Başar botla denize açılarak su örnekleri aldı. Mühendis üsteğmen Tuba Çınar ise su özelliklerine ilişkin ölçümler yaptı. Bu sırada soğuk havada saatlerce dışarıda kalıp çekimler yapan TRT World ekibinden Abdulmuttalip Erdoğan ağır bir soğuk algınlığına yakalandı. Vücut sıcaklığı 38.5 dereceyi bulunca ekibimizin doktoru Seren Kırmızı'nın muayenesi ile başlayan tedavi gemideki sağlık ekibinin taktığı serumla devam etti. Birkaç saat içerisinde Abdulmuttalip'in kendini toparlaması gemideki herkesi rahatlattı.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyeleri Antarktika'daki yosunları araştırmak amacıyla Biyolog Turgay Çakmak'ı görevlendirdi. Araştırma kapsamında kıtaya gelen Çakmak, özellikle mikroskobik su yosunlarının biyoteknoloji endüstrisinin ilgisi çekmeye başladığını söyledi. Çalışmalarını anlatan Çakmak, "Yosunlar tatlı, tuzlu, acı ve sodalı sulardan sıcak su kaynaklarına, mağaralardan çöllere kadar yeterli ışık ve nemin bulunduğu değişik ekolojik koşullara uyum sağlamış ve çoğu ekosistemi ele geçirmiş konumda bulunan bir canlı grubudur. Kar ve buzullarla kaplı Antarktika kıtası da bu duruma istisna değildir ve birçok yosun türüne ev sahipliği yapıyor. Bu proje ile Antarktika kıtasında mikroskobik su yosunları topluyorum. Örnekler üzerinde yapılacak test ve çalışmalarla su yosunlarının biyoteknolojik açıdan değerlendirilme imkanı bulunacak. Su yosunları araç yakıtı, ilaç katkı maddesi, besin katkı maddesi ve tarım gibi birçok sektörde kullanılabiliyor" dedi.
BALİNALARLA İLK TEMAS
Gemide seyir sürerken güverteden gelen bir haberle hepimiz yukarıda toplandık. Gelen bilgiye göre balina sürüsü geminin yanından geçiyordu. Güverteye çıktığımızda biraz hayal kırıklığı yaşadık. Çünkü balinaların yalnızca sırtlarını görme fırsatı bulabildik. Su üstünde çok fazla zaman geçirmeyen balinalar geminin de gürültüsünden rahatsız olmuş olacaklar ki kısa süre sonra tamamen ortadan kayboldular. Birkaç saat içerisinde hepimizi büyüleyen bir o kadar da üzen dehşet bir manzara ile karşılaştık. Denizin üzeri neredeyse bir buz tarlasına dönüştü.
Önce irili ufaklı buz kütleleri sonrasında ise içerisinde bulunduğumuz gemiden birkaç katı büyüklüğünde devasa parçaların arasından geçtik. Bazı buz kütlelerinin üzerinde fok ve penguenlerin de sürüklenmesi küresel ısınmanın boyutunu adeta gözümüze sokar gibiydi. Buz kütlelerinin içerisinden gemiyle seyahat etmek büyük bir riski de beraberinde getiriyor. Yaptığımız yolculuğun nasıl bir tehlike barındırdığını bu sırada fark ettik. Birçok kaptanın geçmeye cesaret edemediği bu bölgeden kaptanımızın ustalığı ile ilerlerken geminin uç kısmında konumlanan bir yardımcısı da kaptanın görüş açısında bulunmayan buz kütleleri ile ilgili sürekli işaretlerle bilgilendirme yaparak geçmemizi sağladı. Yaklaşık 4 saat süren bu geçiş Antarkika ve küresel ısınma ile ilgili şu ana kadarki en önemli verileri elde ettik.
TARİHİ ANA TANIK OLDUK
Harita Genel Müdürlüğü tarafından kurulacak GNSS istasyonu için Faroe Takım Adalarına nihayet ulaştık. Burada yapılan fizibilite çalışmasının ardından istasyonun Dismal Adası'na kurulmasına karar verildi. Harita Genel Müdürlüğü'nde görevli 3 kişilik ekip belirlenen alana istasyon kurulumu için ön hazırlıkları yaparken, helikopter ve botlar yeniden devreye girdi. Havadan ve denizden yapılan lojistik transfer yaklaşık 3 saat boyunca devam etti. Hava koşullarının da fırsat vermesi üzerine gemideki bilim heyetinin bir bölümü de Dismal Adası'na gelerek buradan taş, bitki ve su örnekleri aldı. Örnekleme çalışması sırasında bilim insanları Sukua kuşlarının saldırısına uğradı.
Çevredeki yuvalarını korumak isteyen sukua kuşları bilim insanlarının üzerine adeta pike yaparak kendi bölgelerini işaretledi. Bilim insanları da bu sınırların içerisinde kalarak eğitim boyunca üzerinde en çok durulan konunun gereğini yerine getirdi. Kesin ve net olan konulardan biri de Antarktika'nın öncelikli olarak orada yaşayan hayvanlara ait olduğu ve onların yaşam alanlarına asla zarar verilmemesi gerektiğiydi. Bu nedenle kıtada yaşayan hayvanların varlığımızdan rahatsız olduğunu hissettiğimiz anda bölgeden uzaklaşma zorunluluğumuz vardı. Biz de buna harfiyen uyduk. GNSS İstasyonunun kurulumu ikinci gün de devam etti.
İkinci günün sonunda istasyon artık hazır hale geldi. Türkiye'nin yurt dışında kurduğu ilk GNSS İstasyonu böyle faaliyete geçti. GNSS istasyonu temelde dünyadaki yer kabuğu hareketlerini izliyor. Ancak aynı zamanda küresel bir navigasyon sistemi olarak da kullanılıyor. Harita ve konum ile uğraşan tüm bilim insanları için çok önemli veriler oluşturan bu istasyonda elde edilen tüm kaynaklar aynı anda dünya ile de paylaşılacak.
TÜRK ÜSSÜ
Dismal'de istasyonu kurduktan sonra fokların şaşkın bakışları arasında adadan ayrıldık. Bir sonraki durağımız Horseshoe Adası. Bu ada Türkiye'nin ilk geçici Bilim Üssü'nün kurulduğu yer. Geçtiğimiz yıl büyük zahmetlerle kurulan bu üssü ilk kez göreceğiz. Ekibin içerisinde üssü daha önce gören yani geçtiğimiz yıl da ekipte bulunan sadece 3 kişi var. Geri kalan 21 kişi büyük bir heyecan içerisinde üsse gidişi bekliyor. 73 kilometrelik mesafeyi 5-6 saatte alabildik. Gece saatlerinde gemi kaptanı demir attı. Güverteye çıktığımızda çok uzaktan üssü görebildik. Burada gece demek ne kadar doğru bilemiyorum. Antarktika için gece gündüz ayrımı yapmak çok kolay değil. Kıtanın yerel saati yok. O nedenle biz de çok uzak bir mesafede olmamıza rağmen Şili'nin yerel saatine göre hareket ediyoruz. Gün ışığından neredeyse 16-17 saat faydalanıyoruz. Geri kalan saatlerde de havanın tamamen karardığını söylemek mümkün değil.
Ertesi gün sabah erken saatlerde Zodyak botlarla yola koyulduk. Hedefimiz Türkiye'nin üssü. 15 dakika rüzgar ve dalgalarla boğuştuktan sonra adaya ulaştık. Adanın girişinde bizi karşılayan 2 fok vardı. Ekibin eski üyeleri bu iki fokun 4 yıldır aynı yerde yaşadığını ve ekibimize alıştığını söyledi. Antarktika'da sukua kuşlarının haricindeki canlıların hiçbiri insanlardan kaçmıyor. Çünkü insanları henüz düşman olarak tanımlamadılar. Çok eskilerde kalan balina avcılığının haricinde kıtadaki canlıların av olmaması fokların bizden kaçmamalarının en önemli sebeplerinden biri sanırım. İki fokun karşılamasının ardından üç konteynerden oluşan geçici bilim üssünün üzerinde Türk bayrağını görmek ekipteki herkesi heyecanlandırdı.
Bu heyecanla hemen yanımızdaki yamaçta kümelenen bir koloni Adeli penguenini ilk başta fark edemedik. Penguen kolonisinin lideri kendi arkadaşlarından ayrılarak koşabileceği en yüksek hızla yanımıza doğru gelmeye başladı. Biz olduğumuz yerde kaldık. Amacı kolonisini korumak olan penguen korkutmak üzere çıktığı yolculukta bize yaklaşınca bir an duraksadı. Kalabalıkla baş edemeyeceğini düşünüp geri döndü. Biz de koloninin huzurunu daha fazla bozmamak adına konteynerlere eşyalarımızı yerleştirmeye başladık. Ekibin geri kalanının Zodyaklarla ikmali tamamlanınca da belki de adadaki en önemli görevimizi yerine getirdik. Aramızdaki Bulgar ve Belaruslu bilim adamları ile birlikte istiklal marşımızı okuyarak bayrağımızı göndere çektik.
DÜNYADA BİR YER DEĞİL GİBİ
Çok şanslı biriyim. Bugüne kadar 6 kıtanın her birinde pekçok ülkeye gitme şansım oldu. Her birinin farklı özellikleri farklı güzellikleri vardı. Çok sevdiğim hayran kaldığım yapılar gördüm. Bazen de hayal kırıklıkları ile can sıkıcı olaylara tanıklık ettim. Ancak bunların her biri bildiğim dünyaya dairdi. Yani her birini yaşarken nerede olduğumu ve ne yaptığımın gayet farkındaydım. Bugün bir kez daha emin oldum ki Antarktika dünyaya ait bir yer değil! Antarktika'yı kıyaslayabildiğim başka bir yer yok. Doğası, havası, yaşayan canlılar aldığımız nefes hepsi çok başka. Gözümü açıp kapadığımda bile önümdeki manzara değişebiliyor. Rüzgar, buz dağı kırılması, yağmur, kar her şey anlık gelişiyor ve değişiyor. Bu kadar yoğun ve hızlı bir değişim içerisinde bir o kadar da dingin bir durum söz konusu. Dünya ile uzay arasında arafta bir yer sanki burası.
KUŞLARIN SALDIRISINA UĞRADIM
Horseshoe Adası'ndaki ikinci günümde araziyi tanımak için uzun bir yürüyüş yaptım. Bilim insanları da adanın değişik bölgelerinde çalışmaya koyuldu. Bilim insanı havuzuna dönen adada herkes harıl harıl çalışıyor. Türkiye'nin üssünün bulunduğu alanın hemen arkasında bulunun dik bir yamaç var. Buzla kaplı olan bu yamacı aştıktan sonra kayalık bir bölgeye ulaştım. Zaman zaman buzla kaplı olan bu bölgede iki tane de küçük gölet bulunuyor. Göletleri de aşınca inanılmaz bir manzara beni karşıladı. Antarktika ana kara ve önündeki muhteşem deniz inanılmaz bir birliktelik oluşturuyor. Denizin üzerinde ise hem ana karadan hem de Horseshoe Adasından kopan buz parçaları ve bu parçaların üzerinde dinlenen foklar var. Heyecanla ve hızlı adımlarla deniz kıyısına inmeye çalışırken bir anda saldırıya uğradım. Bir Sukua kuşu önce başımın üstünde çığlıklar atarak dönmeye başladı. Belli ki yuvasına yaklaşmışım. Yuvasının nerede olduğunu anlamaya çalışıp yönümü belirlerken yeniden üzerime gelmeye başladı. Bu kez amacı saldırmaktı. Yere kapanınca üzerimden geçip gitti. Bu saldırılarını 2 kez daha sürdüren Sukua, yön değiştirmemle birlikte benimle uğraşmaktan vazgeçti.
Nihayet kıyıya ulaştığımda ise saatlerce orada kalıp sessizliğin içerisinde kaybolmak istedim. Tabi bunu çok uzun süreli yapma şansım yoktu. Bir iki saatlik bekleyişten sonra soğuk havanın etkisi ile oradan ayrılıp üsse geri döndüm. Üsse gittiğimde yapılacak son lojistik operasyonlar için helikopter sortileri başlamıştı. 5 helikopter sortisi ile bilim insanlarının ihtiyaçları gemiden adaya taşındı. Birkaç gün sürecek istasyon yapım çalışmaları için her şey hazır hale geldi.
ANTARKTİKA'DA İLK TÜRK KADIN SUBAYI
Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi'nde görevli Üst. Tğm. Tuba Çınar, ekibimizdeki kadınlardan biriydi. Sefer ekibindeki en zorlu görevlerden biri deniz dibi haritalama çalışmasıydı. Bu çalışmayı yerinde görmek amacıyla bir günlük çalışmayı takip ettim. Tuba Üsteğmen ve iki denizci ile birlikte botla ben de denize açıldım. Bot sürekli dalga aldığı için gemiden çok daha fazla sallanıyorsunuz. Dolayısıyla botun üzerinde çalışmak oldukça zor. Saatlerce hatta günlerce botun içerisinde yürütülen bu faaliyet ile Ulusal Antarktik Bilim Seferi'nde Antarktika Okyanusu'nda mümkün olan stratejik ve önemli bölgelerde deniz dibi haritalama çalışmaları yapılıyor. Geçtiğimiz yıl Horseshoe çevresinde deniz derinliği taraması yapılarak haritası çıkarılmıştı. Haritalama çalışmasını bu yıl da sürdüren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bu kez adaya ilk Türk kadın subayını gönderdi. Üst. Tğm. Tuba Çınar, Horseshoe ve çevresinde günlerce bot üstünde kalarak ölçüm ve haritalama çalışmaları yaparak Türkiye'ye ve dünyaya önemli veriler kazandırdı.
YOKLAR KITASI
Antarktika'nın onca güzelliğinin ve özelliğinin yanında kıtada asla bulamayacağınız şeyler de çok fazla. Kıtada hiçbir sürüngen hayvan yok. Deniz böceklerinin haricinde karada yaşayan tek bir böcek türü var. O da Belgica Antarktica. Onun haricinde hiçbir böcekle karşılaşma ihtimaliniz yok. Daha da ötesini söyleyeyim Antarktika'da neredeyse hiç toprak yok. Dolayısıyla kıtanın tamamında bir tek ağaç da bulamazsınız. Kıtaya gelişimizin üzerinden neredeyse bir hafta geçmesine rağmen hergün daha büyük şaşkınlıklar yaşıyoruz.
PLANKTON HERKESİN ODAĞINDA
Antarktika'da bulunmamızın ana nedenlerinin başında bilimsel araştırmalar geliyor. Kıtaya hem bilim insanı hem de sefer lideri olarak gelen Karadeniz Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersan Başar ile botta konuştuk. Bir taraftan sefer ile ilgili değerlendirme yaparken diğer yandan da denizden plankton örneği aldı. Başar, Fito ve zoo plankton alansal dağılımlarının belirlenmesi isimli projesini tam 4 yıldır sürdürüyor. Antarktika'da diğer ülkelerin de en çok yürüttüğü araştırmalardan başında geliyor planktonlar. Denizdeki canlı yaşamındaki verimliliğin belirlenmesi için fito ve zoo plankton türlerinin Antarktika'daki yoğunluk ve çeşitliliğini incelediğini anlatan Başar, "Dört yıl önce başladığımız bu çalışmada bin 500 kilometrelik bir hattı inceleme fırsatı bulacağız.
Bu hem Türkiye açısından hem de dünya açısından önemli bir veri girdisi sağlayacak. Bunun yanısıra denizdeki petrol kirliliğinin boyutları ile ilgili de başka bir çalışma daha yürütüyoruz. İki yıldır devam ettirdiğimiz bu çalışma ile kirliliğinin boyutlarının yanısıra kaynağına ilişkin de inceleme fırsatımız olacak" dedi. Başar, seferin oldukça başarılı geçtiğini, bilim insanlarının oldukça verimli bir dönem yaşadığını anlattı.
Yapılan araştırmalar Kıta üzerinde ve Kıta'yı çevreleyen Güney Okyanusu'nda birçok maden ve hidrokarbon rezervi olduğunu ortaya koymaktadır. Sadece Ross Denizi tabanında yaklaşık 50 milyar varil petrol olduğu; demir, altın, gümüş, bakır, nikel gibi diğer maden yataklarının da Kıta ve Kıta'yı çevreleyen deniz alanlarında bulunduğu bilinmektedir. Bu hidrokarbon ve madenlerin yanı sıra, insanoğlunun yaşaması için en önemli kaynaklardan birisi olan ve gün geçtikçe azalan tatlı suyun, Dünya rezervlerinin %70'ten fazlası bu beyaz kıta üzerinde donmuş halde bulunmaktadır.