Büyüme rakamları dün açıklandı. Yüzde 4.5'lik performansla birçok ülkeyi geride bıraktık. Üstelik, 11 ili etkileyen büyük deprem felaketine, iki seçime, bölgedeki olumsuz jeopolitik gelişmelere, Batı'daki resesyonun ticari faaliyeti azaltmasına rağmen… Sadece depremi düşünün… Can kayıplarına paha biçilemez elbette ya ekonomik maliyeti?
Aşağı yukarı 103 milyar dolardan bahsediyoruz. Ülke nüfusunun yüzde 16'sının, ihracatının yüzde 9'unun, ithalatının yüzde 7'sinin, vergi gelirlerinin yüzde 5'inin, tarımsal üretimin yüzde 15'inin, GSYH'nin yüzde 10'unun olduğu bir bölgeden… Bu kadar büyük bir badireyi başka bir ülke yaşasaydı, ne olurdu?
Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya'yı hatırlayın. Rusya-Ukrayna savaşından sonra yaşadığı enerji buhranından sonra kendine gelebildi mi?
Ülkenin ekonomisi 0.3 daraldı.
Milli gelir 1 trilyon 119 milyar dolar ile tarihi zirveye geldi. Kişi başına düşen milli gelir de 13.110 dolar oldu. İlk defa bu düzeye çıktığımızı epey süredir 10 bin dolarda patinaj yaptığımızı hatırlatayım.
Gelelim büyümenin detaylarına… Büyümenin kaynağında özel tüketim var. Hanehalkı tüketimi çift haneli büyüdü. Sıkılaşmaya rağmen nasıl oluyor diyebilirsiniz.
Esasında 2020'de yaşadığımız pandemiden bu yana halkta bir alışveriş ve seyahat çılgınlığı var. Buna düşük faiz ortamı ve yüksek enflasyon da eklenince vatandaş tüketimini öne çekti.
Zira, orası tarımsal üretimin yüzde 15'ini karşılayan bir bölgeydi. Uzun lafın kısası, büyümeye ilişkin veriler, üretim, istihdam, yatırım, ihracat öncelikleri çerçevesinde uygulanan programın olumlu bir sonucu…
Belli ki, yeni hükümet sisteminin hızlı ve esnek karar alma yapısıyla depremin yaraları hızla sarılmaya başlanarak, ekonomide depremin de yarattığı şokların ardından toparlanma hızlanmış… Bu yıl ne olur?