Onlarca filmde, tiyatro oyununda rol alan Özkul, sahneye taşıdığı karakterler ve usta oyunculuğuyla kendinden sonra gelen nesle hep örnek oldu.
1925 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Özkul, küçük yaşlardan beri tiyatroya çok ilgi duydu. Parlak bir öğrenim hayatı geçirmeyen Özkul, lise yıllarından itibaren tiyatroya ve sinemaya ilgi duydu. Paşa olmasını isteyen anne ve babasının itirazlarına rağmen tiyatrodan vazgeçmeyen Özkul, Ses Tiyatrosu'nda başarılı bir oyun sergiledi ve tiyatronun unutulmazları arasına ismini yazdırdı.
Sanat hayatının 40. yılını kutladığı 1980 yılında TRT'de yayınlanan, gazeteci Mete Akyol'un sunduğu "İşte Hayatınız" programına konuk olan Özkul, kendisiyle ve sanatıyla ilgili sohbet etmişti. Özkul'un yakın arkadaşları, sanat hayatında kedisine destek olanlar ve son olarak kızının katkıda bulunduğu programda, beyaz perdeye yansımayan Münir Özkul sinemaseverlere aktarıldı...
Kanlı Nigar oyunu oynanırken izleyiciler arasında bulunan İsmail Dümbüllü, oyundan sonra Münir Özkul'a kavuğu verdi. Özkul, olayı şöyle özetliyor:
"İsmail abi bana verdi, eskilerin 'el vermek' tabiriyle tabir ettikleri, bir sanatın devamı demek. 600 senelik bir kültürün sembolü olmuş. Ben de gençler yetiştireceğim ve en yetenekli bulduğuma vereceğim. Görevimin bir kısmını yapmış oluyorum. Çok büyük bir sorumluluk. 'Ben seni seyrettim, kitaplı tiyatrodan geldiğin halde başardın. Oradan daldın, buradan çıktın bu işi başardın. Büyük bir aşk duyuyorsun, başardın bence' dedi. Çok mutlu oldum."
Kendisine ilk oyunu hatırlatan Münir Özkul, "İlk oyunum Mahçuplar, uşak rolü oynamıştım. Sert insanlarla başlamadım. 'İçinden davran' diyen insanlarla karşılaştım o beni çok rahatlattı" diyor. Özkul'a tiyatroyu sevdiren kişi olarak bilinen sanatçı Rauf Aydın ise, şunları anlatıyor
"Halkevinde iken genç arkadaşlar vardı, bunların arasında Münir vardı. Münir'i çalıştırması çok güç bir mesele. Çünkü Münir plana programa gelen insan değil, tabiatı öyle. Piyesin metnini ezberletmek çok zordu. Beni sever sayardı, buna rağmen ben çok güçlük çekerdim. Mahçuplar'dan sonra, diğer piyeslerde daha başka roller aldı ve kendisini bu işe verdiği belliydi. Bizim boya işimiz oluyordu, herkes yaparken Münir yapmıyordu, hatta bir ay sahneye çıkmama cezası verdim kendisine."
Özkul, annesinin tiyatroya karşı çıkışını ve yaşadığı pişmanlığı şöyle özetliyor:
"Annem paşa olmamı isterdi. Ben 15 yaşıma kadar paşa olacağım diye yetiştim. Fakat tiyatro merakı başlayınca, paşa olamayacağımı anladım maalesef. Annemi ikna etmek de çok zor oldu. İleride çok bunalımlara düştüm bu yüzden, çünkü annem başarımı göremeden vefat etti."
Tercihleri yüzünden anne ve babasının ölümüne dahi sebep olduğunu düşündüğünü söyleyen Özkul, "Annemle babamı hep üzdüm, hatta ölümlerine sebep oldum duygusu içine girmiştim. Halbuki değilim. Ama onların istediklerini yapamamak böyle bir düşünceye sebep olmuştu" diyor.
Hababam Sınıfı'nın otoriter öğretmeni Münir Özkul, kendi öğrencilik hayatında okul ile bazı problemler yaşamış. Sanatçının çocukluk arkadaşlarından yönetmen Sırrı Gültekin, Özkul'un okula gitmemek için 'göremiyorum mektebi' deyişini anlatıyor:
"Mektebe giderken, mektebi kaybettirirdi bize. Göremiyorum mektebi derdi, gitmemek için. Kütüphanede 11'e kadar vakit geçirir, sonra sinemaya giderdik."
Münir Özkul, o dönem 3 yıl eğitim veren lise öğrenimini 8 yılda ve 8 ayrı lisede bitirdi. Özkul okul hayatının o yıllarını şu sözlerle anlatıyor:
"Ben okuldan kaçmadım, fakat 9'da liseye gidince Deli Hulusi vardı. Bilemeyince kafanı tak tak tahtaya vuruyordu. Perşembeleri, 'görünmüyor okul' demeye başladım. Sonra bu duyuldu. Babam aldı beni özel bir okula verdi. Ben kayıt oldum, derse girdim. Dersimiz Kimya ve Deli Hulusi oraya da geliyor. Geldi ve benim kaçmam bir oldu."
Münir Özkul'un tiyatro hayatında, Sadık Şendil'in önemli bir rolü bulunuyor. Şendil, Özkul'un çok yetenekli bir aktör olduğunu keşfetmiş, Ses Tiyatrosu'na katılması için girişimde bulunmuş. O günleri Şendil'in kendi ağzından dinleyelim:
"Askerlikten gelmiştim, Rauf'tan görevi devralmıştım. Baktım yeni çocuklar gelmiş. Hiçbirini tanımıyorum, o sırada da provadaydılar. Baktım Münir ürkek bir çocuk, tabiri caizse kedi gibi bir şey. Ben diyorum bu çıkarsa ne yapacak? Bir de çıktı, şaşırdım. Başka türlü bir şeydi. Kendi kehanetime vermiyorum, onun meziyetine vermiyorum. Kenara çektim, "Kardeşim sen kendine dikkat et, bugün hayran olduklarımızın daha üstünde bir aktörsün" dedim. Büsbütün utandı. Bir buçuk sene sonra Ses Tiyatrosu'nun sahibi etrafta genç ve bize yarayacak elemanlar var mı diye sordu bana ben de bir tane vardı dedim. Oraya girer girmez büyük başarıyla başladı."
"SİRKECİ'YE KADAR AĞLADIM"
Ses Tiyatrosu'ndaki ilk gününden bahseden Özkul, o günkü ruh halini, "Bıraksalar da gitsem diyordum. O kadar sıkılıyordum" sözleriyle anlatmaya başlıyor ve devam ediyor: "Mürüvvet (Sim) çok iyi Ermeni rolü oynar. Prova yapalım derdi, oyun gecesi derdim. "Olmaz" diyorlar. Maksadım kaçmak. İlk gece korktuğumuz şarkı 3 defa bize söyletildi. Ben de inanamıyorum fakat oldu. Şaşırdım ve adetim de hata yaptığımda tiyatrodan yürüyerek Beyoğlu'na kadar giderdim. "Kim bunları tuttu da bravo diyerek beni rezil ettiler" diye düşündüm. Sirkeci'ye kadar ağladım."
"MÜNİR'İ GÖRÜNCE AĞLAMAYA BAŞLADIM"
Aynı günü Münevver Sim şu sözlerle anlatıyor: "Münir Bey'i karşıma çıkardıklarında, 'Bununla mı oynayacağım' diye ağladım. Ben Münir'i tanırdım zaten, halkevinde birlikte kurslara devam ettik, fakat aktörlük derecesini bilmiyorum. Bir partnerimiz vardı o gitti Münir'i getirdiler. Prova yapacağız. Münir katiyyen prova yapmıyor. Nasıl olacak bu iş diyorum, ben prova yapamam diyor. Sanat hayatım bitecek gibi geldi bana, epey gözyaşı döktüm. Sabaha kadar prova yaptık, Münir yine prova yapmadı. Mecburen oynadım. Bu hayatımda bir daha olmadı benim. Sahneye çıktık, Münir ile oynuyorduk. Bu düet o kadar tuttu ki. Benim ellerim ayaklarım bağlandı fakat Münir gitti. Karşımda sanki dev bir sanatçı vardı. Piyes bitti. Herkes Münir'i tebrik etti, ben de gittim, özür diledim ve elini öptüm."
MÜNİR ÖZKUL'UN KENDİ AĞZINDAN...
"40 senemi vermişim ben bu çok sevdiğim işe. 40 sene bu millet beni geçindirmiş, bakmış bana. Bu mutlulukların en büyüğü. Burada çok şerefli bir şekilde bana, halkıma, milletime teşekkür etme imkanı veriyorsunuz. Çok mutluyum. İnşallah uzun süre ayrılmam. Çok çok güzel şeyler vermek isterim halka."
MÜNİR ÖZKUL KİMDİR?
15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul Bakırköy'de doğan Münir Özkul küçük yaşlarda tiyatroya merak sardı. Özkul, İstanbul Erkek Lisesi'nden mezun oldu. Bir süre İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne ve Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nde eğitimine devam etti.
OYUNCULUĞA HALKEVİ'NDE ADIM ATTI
Eğitiminin tamamlayan Özkul, Bakırköy'de bulunan Halkevi'nde oyunculuğa adım attı. İlk amatör sahne deneyimlerini burada gerçekleştiren Özkul, İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda bir süre oynadıktan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu'na geçti.
Ses Tiyatrosu'nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Ardından özel bir tiyatro olan Küçük Sahne'ye geçti. Burası Özkul'un yükselişinde bir dönüm noktası oldu.
MUHSİN ERTUĞRUL'UN GÖZÜNDEN KAÇMADI
Yeteneği Muhsin Ertuğrul'un gözünden kaçmayan Özkul, Küçük Sahne'de birçok başarılı oyunlarda da yer aldı.
Bu dönemde John Steinbeck'ten Fareler ve İnsanlar (1951), John Millington Synge'den Babayiğit, George Axelrod'dan Yaz Bekarı (1954), John Patrick'ten Çayhane (1955) gibi oyunlarda oynadı. Daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları'nda (1958-59), Ankara Devlet Tiyatrosu'nda (1959-60) ve Aksaray'daki Bulvar Tiyatrosu'nda arkadaşlarıyla kurduğu kendi topluluğunda (1960-62) çalıştı.
FİLM SETLERİNE TESADÜFEN GEÇTİ
1963-67 arasında çeşitli topluluklarla turnelere çıktı; zaman zaman sahneden uzak kaldığı dönemler oldu. Yer aldığı özel tiyatrolarda Sadri Alışık, Cahit Irgat, Nevin Akkaya ve Şükran Güngör gibi oyuncularla görev aldı.
Tiyatro sahnelerinden "tesadüfen" film setlerine geçişi 40'lı yılların sonuna denk düşen Özkul, askerliğini yaptığı dönemde, "Vatan ve Namık Kemal" adlı filmde yönetmen asistanlığı yapan arkadaşı Sırrı Gültekin'i ziyaret için Yeşilçam'a gittiği birgün ilk defa bir filmde figüran olarak rol aldı.
Üniformalı bir figüran arayışı içinde olan arkadaşının ricasını kırmayarak, biraz da komik bir anı olsun diye kamera karşısına geçti ve rol aldığı yüzlerce filmle, Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.
ÖDÜLLERİ
1967-İlhan İskender Armağanı
1972-9. Altın Portakal Film Festivali, En İyi Erkek Karakter Oyuncu Ödülü
1991-Dümbüllü Ödülü
1997-Altın Kelebek Ödülleri Onur Ödülü
1999-Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü "Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü"
2004-37. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri Onur Ödülü
2006-Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü
2014-18. Afife Tiyatro Ödülleri, Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü
2015-T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü
Hababam Sınıfı'nın Mahmut Hoca'sı, Bizim Aile'nin Yaşar Usta'sı, Adile Naşit'in can eşi, Türk filmlerinin vazgeçilmez babacan adamı, Münir Özkul. İyi ki doğdun...