IŞIL CİNMEN / TEMPO Dergisi
PORNO PROJESİ: 'The Porn Project'
"Porno çekmek istiyorum" dedi. "Bitirme projesi olarak vereceğim ve üniversite kampüsünün içinde çekeceğim." Hocaları pek inanmasa da, Deniz Özgün, dediğini yaptı: Bitirme projesini, İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü'nün stüdyosunda çekti. Şimdi herkesin kendine sorması gereken bir soru var: Akademik özgürlüğün sınırı bu noktaya ulaşabilir mi? Buna cevap ararken çokbilmiş toplum teyzesi gözlüklerini çıkarmak, önyargıları ve "Çok ayıp!"ları bir kenara bırakmak ilk şart.
Deniz Özgün, 24 yaşında. Üniversiteden sıradan bir bitirme projesiyle mezun olmak yerine, akademik özgürlüğün sınırının nereye ulaştığını görmek istedi. Projesinin adını 'The Porn Project' (Porno Projesi) koydu ve hocalarının kapısına dayandı. Sonuç: Film, Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü'nde, okul stüdyosunda çekildi. Deniz Özgün, bursla okuduğu Fotoğraf ve Video Bölümü'nde, projesine en düşük not olan D'yi aldı. Ama onun D'si, bizim A'yla geçmemizi gerektiren, önemli bir akademik özgürlük tartışmasını doğurdu. 'The Porn Project' kendi başına çok mühim değil. Üniversiteye, ahlaka ve özgürlüğe dair bir tartışmaya gönderme yaptığı için, temsili olarak önemli. Bilgi Üniversitesi, ilk 'Ermeni Konferansı'nın yapıldığı, Kürt sorunuyla ilgili ilk sempozyumun düzenlendiği, türbanlı öğrencilere, gördüğü baskıya rağmen okul olmuş bir üniversite. Özgürlüğü, her kesime çatı olan bir akademinin hocaları, "Sizin vaatlerinizi test etmek istiyorum" diye ' yola çıkan bir öğrencinin önüne bariyer koyabilir mi?
Olayın diğer ucu, başka bir tartışma konusu. Orada Elif Şafak Urucu var. Filmde oynayan kadın karakter. 23 yaşında. Bilgi Üniversitesi'nden mezun olmadan ayrılmış. Hayatında ilk ve muhtemelen son defa böyle bir filmde oynuyor. Bunu, hepimizin kafasındaki bir sınırı ihlal etmek için yaptığını söylüyor. "Bedenim ve kararlarım yalnızca bana ait. Benim sözümün üzerine kim ne diyebilir?" diye soruyor. Ve böylece, pornoya haklı sebeplerle karşı çıkan feministleri bile zora sokuyor.
Konuşmaya başlamadan önce filmi izlememi istediler. Rahatsız olabileceğimizi düşünüp, "Screenshot (ekran resmi) olarak görsem yeterli olur" dedim. Şafak, "Utanırım diye söylüyorsan, utanılacak bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Birilerinin toplum kurallarını ve ahlaki sınırları zorlaması gerek. Biz bunu yaptık, sen de izleyebilirsin" dedi. Yaptıklarının, Türk ve bilindiği kadarıyla dünya üniversitelerinde bir örneği yok.
NEDEN PORNO ÇEKMEK İSTEDİN?
Deniz Özgün: Bir yaşlının hazin hikâyesi, kedinin sevimli patileri, eski çağda kadın, yeni çağda zaman gibi konuların beni motive etmediğini fark ettim. Öyle bir şey yapayım ki, senelerdir kafamıza sokulan akademik özgürlüğün sınırlarını göreyim istedim. Çünkü üniversite demek, kullanılmayan müthiş bir özgürlük alanı demek. İleride porno yönetmeni olmayacağıma göre, -zaten istesem de olmaz; çünkü ticari olarak porno çekmek yasal değil- bunu yapabileceğim tek yer okuldu. Burada, kimseye zarar vermiyorsan her şey akademik koruma içindedir. Sınırların nereye dayanacağını merak ettim; hem beni, hem ekibi, hem hocaları, hem üniversiteyi, hem de özgürlüğün limitlerini zorlayacak olanın da porno olduğuna karar verdim.
HOCALARA SUNUM YAPTIĞINDA HEMEN KABUL ETMİŞ OLAMAZLAR, DEĞİL Mİ?
D.Ö.: İkna süreci biraz zorlu geçti. Gecelerce uyuyamadım. Hocalarım, her sunum yaptığımda, "Yeterli değil. Bir tasarım öğrencisi olarak porno çekmek istiyorsan daha iyi bir temele ihtiyacın var" diyorlardı. Bir yandan da, neden bunu istediğimi anlamaya çalışıyorlardı. En sonunda biri, "Liseden bugüne kadar olan tüm cinsel hayatını yaz" dedi. Ben de hakikaten bir gece oturdum; nasıl kadınlarla birlikte olduğumdan tut da, ne hissettiğime, neler yaptığıma ve yapmak istediğime kadar her şeyin dokümanını çıkarıp, verdim. Hayatımın bir cinsel çıktısı var şu anda. Kabul etmeden önce içime dönmemi, neden bunu yapmak istediğimi sorgulattı.
"Bir pornoda oynamak, dövmelerinin olmasına benzemiyor"
PROJEYE GEREKEN AKADEMİK TEMELİ NASIL SUNDUN PEKİ?
D.Ö.: Tasarlanmış bir şeyi, tasarlanmamış gibi gösterdim. Doğal gibi seyrettiklerimizin çoğu aslında tasarlanmıştır. İzlediğinizde, evde iki kişi seks yapıyor ve biri de onları çekiyormuş gibi duruyor. Oysa arkasında profesyonel bir set var. Amatörlüğü tasarladım ve böylece bir tasarım öğrencisi olarak, tezime gereken temeli sağladım. Taşları atarsın, belli bir düzende düşer, ama elinle dizmeye uğraşsan olmaz ya, benim yapmaya çalıştığım da buydu.
ÖZELLİKLE Mİ KAMPÜSTE ÇEKMEK İSTEDİN?
D.Ö.: Evde çekmek çok daha rahat olurdu ama özellikle okul kampusunun içinde çekmek istedim. Çünkü o zaman, sınır ihlaline, kamusal alan/özel alan ikiliğine dayanıyor.
ŞAFAK, SENİN NASIL BİRİ OLDUĞUNU MERAK EDİYORUM.
Elif Şafak Urucu: Mesela bu yaptığım, benim genci kişilik yapıma aykırı değil. Küçüldüğümden beri farklıydım. En basitinden çok dövmem var; bu bile insanların farklı bakmasına sebep oluyor. Toplum için 'marjinal' kalıyor olabilirim ama bu farklılıktan hiç rahatsız olmadım. Bir pornoda oynamak, dövmelerinin olmasına benzemiyor tabii, artık son nokta.
AMA ŞİMDİ OLACAK, NASIL BİR TEPKİ BEKLİYORSUN?
E.Ş.U.: Hayatımda ilk defa onlardan habersiz bir şey yapıyorum. Bu, aileyi biraz aşan bir durum. Akademik bir çalışma evet, ama yine de kabul edilmesi zor. Babamın, annemden daha yumuşak bir tepki vereceğini düşünüyorum. Yine de şunu söyleyemezdim değil mi? "Merhaba baba, ben bugün porno çektim. Haberin olsun!" Bunu, Türkiye'de hiçbir aile kaldıramaz, benimkiler bile. Ama şu an seninle konuştuğuma göre, demek ki özel olarak saklamıyorum da. Kendime bunun açıklamasını yapabiliyorsam, benim için yeterlidir.
SENİN AİLEN NE DEDİ DENİZ?
D.Ö.: Ailem, hayatımda bir kez bana karşı çıktı; o da okula girmeden önce fotoğraf okumak istediğimde. Bir daha yaptıklarıma hiç karşı çıkmadılar. Bu filmi annem, babam, ben, abim beraber izledik.
NASIL BİR YORUM GETİRDİLER?
D.Ö.: Çok güzel olmuş dediler (gülüyor.)
E.Ş.U.: Sanırım şunu anlamak önemli: Ailemize karşı fazladan bir yükümlülük hissetmiyoruz, çünkü bunu ayıp bir olay olarak görmüyoruz. Bu ülkede, yaptıklarını annesinden ve babasından saklayarak yapan çok insan var. Ben saklamıyorum ama açıklamasını yapmak durumunda da hissetmiyorum. Yargılanacak bir tarafı yok, çünkü o yargı merciine kimseyi koymuyorum.
O YARGI MERCİİ BİR TEK ANNE VE BABAYLA SİNİMİ DEĞİL AMA.
E.Ş.U.: Kendi adıma konuşayım: Dini inancım yok; o yüzden onun kurallarını listeden eleyebiliriz. Bu ülkeye ya da herhangi bir ülkeye, dolayısıyla onun kültür ve normlarına aitlik ya da sorumluluk hissetmediğim için, buradan çıkabilecek problemleri de geçebiliriz. Ben kendimi sadece kendime ait hissediyorum. Bir şey yapıyorsam, bunu kendim için ve kişisel olarak değer verdiğim başka bir insana yardımcı olmak için yapıyorum. Başka biri sorsa, asla kabul etmezdim. Ama Deniz'e, "Tamam" dediğim andan itibaren, bu benim için 'iş'ti. Nasıl ki sen şu an benimle röportaj yapıyorsun ve işini yaparken rahat ve profesyonelsin; bu da bana gelen bir teklifti. Üniversite projesi olduğu için, doğası gereği para karşılığı yok. Ama kabul ettikten sonra aynı oranda rahat ve profesyonel olmalıydım.
"Erkek oyuncu çekim günü kadı"
DENİZ, SANA BUNU İLK SORDUĞUNDA NE DEDİN?
E.Ş.U.: Bana geldi. Bir şey soracak ama nasıl utanıp sıkılıyor. Sonunda anlattı, fazla düşünmedim. Sadece "Tamam, ben varım" dedim. Birçok problemli konuyu tartışmaya açıyor, o yüzden önemli olduğunu düşündüm. Ben kabul etmeseydim, yapmasına imkân olmayacaktı; bu da bir faktördü.
ERKEK OYUNCU KONUSUNU NASIL HALLETTİNİZ?
D.Ö.: Bu tarz şeylerde, özellikle Türkiye gibi bir ülkede, bunun kadın için problem olması beklenir. Şaşıracaksın belki ama, en zorlandığımız kısım erkek oyuncu bulmak oldu. Haftalar öncesinden belirlediğimiz isim, ikimizin de tanıdığı bir arkadaşımızdı; çekim günü kaçtı. Yerine hemen birini bulmamız gerekti. Bulduğumuz çocuğu da Şafak beğenmedi. Set hazır, insanlar bekliyor, stüdyoda bizden sonra çekim yapacak ekip okulda; büyük bir stresti. Dekoru bozduk, bir hafta ertelemek zorunda kaldık.
O BİR HAFTADA "YAPMASAM MI ACABA?" DİYE DÜŞÜNDÜN MÜ?
E.Ş.U.: Hayır, ama o bir hafta, beni çok kötü etkiledi. Neredeyse hiç uyuyamadım ve çok gergindim. Deniz'le diyaloğumuz sadece, "Alo, çocuk buldun mu? "Hayır, sen buldun mu? Tamam"a indirgendi. Üzerimde büyük bir ağırlık vardı, çünkü proje benim üzerime yapılmıştı ve problem benden kaynaklanmıyordu. Ama onun getirdiği çocuğu beğenmediğim için benden kaynaklı gibi görünüyordu. Neyse ki Deniz son anda birini buldu. Çekimden bir gün önce geldi; oturduk, kahve içtik, "Tamam" dedik.
ÇEKİM SIRASINDA EN GARİP OLAN NEYDİ SENİN İÇİN? EN RAHATSIZLIK VERİCİ KISMI?
E.Ş.U.: Stüdyoda, ben ve erkek oyuncu dışında altı kişi daha vardı. O çok garip bir duyguydu. Bir tanesi kızdı; onun varlığı bende tuhaf bir çekingenlik yarattı. Ama artık öyle bir noktadaydım ki, ben çıplak mıyım, seks mi yapıyorum, ne yapıyorum diye düşünmemeye başladım. Zordu. Seni izleyenler var, karşında tanımadığın bir adam, tanımadığın bir vücut var. Ona mı alışacaksın, yönetmeni mi dinleyeceksin, kendi hareketlerini mi düşüneceksin? Her şey birbirinden stresliydi. Sonuçta tamamen yabancılaşıp yalnızca yapmam gerekene konsantre oldum.
ERKEK OYUNCUYLA DAHA SONRA HİÇ KONUŞTUN MU?
E.Ş.U.: O günden sonra bir daha görmedim.
OKULDA KİMLERİN HABERİ VARDI?
D.Ö.: Tam bilmiyorum ama güvenliğe özel olarak söylenmedi. "Ne yapıyorsunuz siz burada?" diye gelirlerse, "Biz akademik. .." diyene kadar, daha "aka" kısmında başımıza bir şey gelebilirdi (gülüyorlar).
"Çekim bittikten sonra üzerimizde tuhaf bir psikoloji oluştu"
KENDİ ARANIZDA YAZILI BİR ANLAŞMA YAPTINIZ MI?
D.Ö.: Evet, videonun akademik sınırlar dışına taşmayacağına ve ticari amaçla kullanılmayacağına dair yazılı bir anlaşma yaptık.
KAPALI JÜRİDE Mİ İZLETTİN BUNU? TÜM SINIFLA İZLEMEK BİRAZ ZOR.
D.Ö.: Aslında hocalar tez konusunu onaylamalarına rağmen, yapabileceğimize inanmıyorlardı. "Filmi çektik" dediğimizde şok oldular. Çünkü "Jüride nasıl izlenecek?" sorunu çıktı ortaya. Şöyle bir anlaşma yaptık: Tüm öğretmen ve öğrencilerin olduğu açık jüriye sadece screcnshot'lar girdi; 'Incomplete' (eksik) verildi. Öyle olunca, filmin tümünü yalnızca tez hocaları izliyor. Aksini yapsak, biri IPhone'una çeker, internete koyar, altına da "Bilgi Üniversitesi'nde neler oluyor?" diye yazabilirdi. O riski almak istemedik.
NASIL BİR PSİKOLOJİ?
D.Ö.: Sonuçta bu benim 50'nci porno filmim değil, ilk. Şafak'in da öyle. Ne hissedeceğimizi bilmiyorduk. Benim açımdan, tanıdığım iki insan önümde seks yapıyor, setteki insanlar bakıyor, ben de yönetiyorum. Psikolojide bu yabancılaşmanın bir karşılığı vardır muhakkak. Açıklayamadığım değişik bir duygu; görmek istememek değil ama ne hissedeceğini bilememek gibi.
SENİN AÇINDAN?
E.Ş.U.: Pişman olmadım ama zor bir dönem geçirdik. Biz çok yakın arkadaşız; ilişkimizin fazla hırpalanmaması için biraz uzak kalmayı doğru bulduk. Çünkü nereden bu kadar yayıldı bilmiyorum ama bu olay inanılmaz bir hızla duyuldu. İnsanlar internette ve sokakta beni taciz etmeye, sözlü ve yazılı olarak yorumlar yapmaya başladı. Günde 30-40 ileti alıyordum, şu aralar biraz azaldı neyse ki.
D.Ö.: Bir ara, yanıma gelen tanımadığım kişileri sayamamaya başladım. Saatlerce laf anlatmaktan bunaldığım için bir ay gece dışarı çıkamadım. Her gören bunu sormaya başladı. Ve son, onlara bunu neden yaptığını, burada olduğu gibi detaylı ve derinlemesine anlatamıyorsun. Bu tepkileri beklemiyor değildik, ama yorucu oldu.
Muhafazakârlaşmaya 'hardeore' bir cevap
AMA ŞİMDİ BU KONU, KAMPUSUN KORUNAKLI DUVARLARINDAN ÇIKIYOR. O TEPKİLER DAHA FAZLALAŞABİLİR, BUNDAN ÇEKİNMİYOR MUSUNUZ?
E.Ş.U.: Çekinmiyoruz ve merak ediyoruz. Muhafazakârlaşmayı yücelten bir toplumun orta yerinde, böyle bir konu tartışılabilecek mi? Toplum normlarına aykırı bir hayat tarzının en uç ifadesini, okul kapısından çıkarmak ve o toplumun içine atmak biraz tehlikeli. Ama birilerinin yapması gerekiyor bence.
D.Ö.: İnsanlar bunu seviyeyi kaybetmeden ve okula zarar vermeden tartışmayı başarabilecek mi? Orada başlıyor asıl sınav. Ülkede bu kadar baskı olması beni çok rahatsız ediyor. Çoğunluğun bu denli muhafazakâr olması, bizim Cihangir, Beyoğlu, Bebek istikâmetine hapsolmamız beni sıkıyor. Tüm bu muhafazakârlaşmaya 'hardcore' bir cevap olarak da görebilirsin bunu. Daha özgür bir toplumda yaşasaydık, böyle bir şey yapmak aklıma bile gelmezdi belki.
E.Ş.U.: Yaptığımız, yasak değil. Buna rağmen çok fazla insanı, çok rahatsız edebilir, edecektir de.