Oyuncu Emine Ün, Günaydın YouTube kanalında 'Yasemİnce İtiraflar' programında Yasemin Döngel'in konuğu oldu. 90'lı yılların efsane yapımı "Canısı" ile hafızalara kazınan oyuncu, üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen hâlâ o tokat sahnesinin konuşulmasına şaşırdığını ifade etti. Estetik söylentilerine de açıklık getiren Ün, "Çenem estetik değil. Protez de yok. Ama sanırım zayıfladım, yaş aldım. Eskisi gibi olmamam çok normal değil mi?" sözleriyle dikkatleri üzerine çekti. Oyunculuktan neden uzaklaştığını, nasıl geri döndüğünü, annelik sürecini ve hayatındaki en büyük korkusunu da samimiyetle anlattı. İşte Emine Ün'ün çok konuşulacak itiraflarla dolu röportajı…
-Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat?
İyiyim, teşekkür ediyorum. Uzun zamanda tiyatro yapıyorum. Neredeyse 8-9 yıl oldu. Süheyl Uygur-Behzat Uygur'larla bir 7 senemi neredeyse doldurmuştum. Sonra dizi vesilesiyle, tabii programlar uymuyor biliyorsunuz diziyle beraber, maalesef tiyatro aynı anda zor oluyor. Bir de çok turne yapıyorduk biz. O yüzden o dönemde bırakıp televizyona devam etmek istedim. Çünkü dizi de yapmak istiyorum, o başka bir heyecan. Tiyatro başka bir his. O yüzden çok uzaklaşmak istemiyorum. Çünkü ikisi çok farklı tecrübeler katıyor bana. O yüzden tiyatroyu evet yapıyorum ama bir yandan da televizyona mutlaka devam etmek istiyorum.
-Beyazperde olmuş muydu kariyerinizde?
Hiç beyazperde olmadı. Çünkü ben uzun yıllar ara verdim. Aslında tamamen sebebi odur diye düşünüyorum. Ben şurada baksan 2,5-3 sene falan oldu tekrar oyunculuğa geri döneli. Ben çok uzun bir ara verdim. Ara verdim diyorum ama bırakmış gibi oldum. Sonra ben o kelimeyi çok kabul etmek istemedim açıkçası. O beni mutsuz ediyordu. Hep "Ara verdim" dedim.
İTİRAF EDİYORUM; OYUNCULUĞU BIRAKTIM! KABUL ETMİYORDUM AMA ŞU AN EDİYORUM
-Sonuçta doğru ama. Döndüğünüz için ara vermiş oldunuz…
O kadar uzun ara olur mu ya? İtiraf ediyorum, kabul ediyorum bunu. Kabul etmiyordum ama şu an kabul ediyorum. Bu kadar ara olmaz yani. Ama gerçekten ben mesleğime çok aşık bir insanım. Çok seviyorum. Sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Sürekli öğrenmeye çalışıyorum. Hala da öğreneceğim bir sürü şey olduğuna inanıyorum. Ama tabii durduğun yerde bunu öğrenmiyorsun. Evet, geçmiş yıllarda benim ilk yıllarımda özellikle oyunculuk eğitimleri aldım, diksiyon eğitimleri aldım çok önemli hocalardan. Ama ne olursa olsun setteki öğrendiğin konu başkadır. Yani nasıl üniversiteden mezun oluyorsun, diploma elinde ama bir işe başlamadan sen o tecrübeye sahip olamazsın. Dolayısıyla ben de sete gitmeden tecrübe sahibi olamam. Her projede, her farklı rolde, farklı yönetmenle, farklı oyuncularla oynadığım zaman bambaşka oyunculuğumu geliştirmiş oluyorum. O yüzden heyecan duyuyorum her proje için. Geçen sene çok güzel bir projedeydim mesela. Benim için beyazperde kadar heyecan verici, çok tutkulu, çok mutlu olduğum bir proje oldu.
SELİM BAYRAKTAR'LA OYNAMAK MUHTEŞEMDİ
-Mehmed: Fetihler Sultanı'ndan bahsediyoruz değil mi?
Evet. Dönem dizisi yapmamıştım bugüne kadar. İlk dönem dizisi, çok farklı. Tabii ki güncel dizilerden çok daha başka. Oradaki edalar, oradaki konuşmalar, duruşlar, tavırlar, tepkiler hepsi çok başkaydı. Çok çalıştım, çok gözlemledim, çok soru sordum yönetmenlerime, yapımcıma. Ve deneyimli oyuncu arkadaşlarım vardı daha dönem dizilerinde oynayan. Onlarla istişarede bulundum. Özellikle Selim Bayraktar'la oynamak muhteşemdi. Çok hayranım gerçekten ve karşılıklı sahnelerimizde çok keyif almıştım. Mutluyduk yani. O yüzden o iş benim için ayrı bir yerde oldu.
HAZIRLIK SÜRECİ İNANILMAZ ZORDU
-Madem Mehmed dedik bir ilk yapalım, sondan konuşmaya başlayalım. Dönem işleri daha meşakkatlidir derler, zorlandığınız oldu mu?
Hazırlık süreci inanılmaz zordu. Çok keyifliydi ama çok zordu. Biz bir ay boyunca haftanın altı günü, bak gerçekten samimi söylüyorum, her gün beş saat eğitim alıyorduk. Hem iki ders at eğitimi, binicilik; iki ders de kılıç eğitimi alıyorduk. Gerçekten çok yoğun ve çok zordu. Çünkü kılıç daha önce hiç elimize bile almamışız. Binicilik sadece kızımdan dolayı bildiğim, sadece gözlem yaptığım, çünkü kızım da binici. O yüzden sürekli onu götürüp bu sporu yapmasına sebep olmuştum. Oradan sadece bildiğim bir görsel (gülüyor). Ama ders almak ve bunu iş için yapmak bambaşka bir şey. Ama ben biraz da şeyimdir; çok girişkenimdir, çok hırslıyımdır. Yapacağım dedim mi yaparım. Yani bir gün saydım tam böyle, çiftlikte 18 erkeğin içinde tek kızdım. "Ben bunu başaracağım" deyip azimle derslerimi aldım. Evet, zorlu bir süreçti ama çok güzel bir ekip var. O kadar herkes işini güzel yapıyor ki aslında o zorluğu birazcık da azaltıyorlardı.
CANISI'NIN UNUTULMAMASINI HAYRETLER İÇERİSİNDE KARŞILIYORUM
-Kariyerinizde pek çok iş var fakat herkes sizi "Canısı" ile hatırlıyor hala. Sizce bunca yıl geçmesine ve bunca projeye rağmen neden o iş hafızalara kazındı?
Çünkü ilk projemdi ve o dönemde reyting rekorları kıran, şarkısının zaten patladığı ve o şarkı üzerine zaten karar verilmiş bir proje. Çünkü şarkı o kadar sevilmiş ki Türkiye'de dizi çekelim dediler. Diziden önce aslında o dönemlerde şey vardı 90 dakikalık televizyon filmleri furyası vardı. İlk önce biz film çektik aslında, televizyon filmi. Ve o film rekorlar kırdı. İnanılmaz bir izlenme oranına sahip oldu. Bu sefer biz transfer olup başka bir kanalda diziye devam ettik. Sonra dizisi oldu. Çok keyifli, çok güzel, benim ilk defa kamera karşısına geçtiğim, hiçbir tecrübem olmadan… O dönemde eğitimim de yok. Yani ne yapacağımı bilmiyorum. Yönetmenim tabii ki benimle ilgileniyor, yapımcımız öyle. Her türlü desteği onlardan aldım zaten. Elimden geleni yapmaya çalıştım. Çünkü daha 18'imi yeni bitirmişim, 19 yaşındayım. Çok küçüğüm. Hiçbir fikrim yok. Sonra tabii ki hemen eğitimlerimi aldım falan. Ama herkes çok sevdi. Ben unutulmamasını hayretler içerisinde karşılıyorum. O kadar yıl geçti ki yani üzerinden, çok şaşırtıcı.
-Bir de dizideki tokat sahnesi 28 yıl geçmesine rağmen hala konuşuluyor. Hatta siz de "Çok abartıldığını düşünüyorum" demişsiniz en son. İnsanlar bu konuyu neden bu kadar çok konuştu ve hala unutamadı sizce?
Her projede bu tarz zaten sahneler var aslında. Belki o dönemde bu kadar yok muydu? Yani bak mantığını çözmeye çalışıyorum ama yine vardı ya. Bir sürü Türk filminde vardır böyle sahneler. Yeşilçam'da da vardır mesela. Ama o dönemde bu evet bayağı bir konuşuldu, hala konuşuluyor.
-Gerçek olduğu düşünüldü sanıyorum, hala gerçek olduğunu düşünenler var…
Ama bu bir dizi sahnesi sonuçta. Yani dizide bir senaryo sahnesi. Biraz tabii ki şunun etkisi var; işte neden gerçek gibi oldu. İşte biz kapalı bir havuzdayız. Oranın ekosu var. Farklı bir ses çıktı belki. Normalden daha fazla hani dışarıda, sokakta ya da bir evde olsak belki o kadar şiddetli ses çıkmayacaktı tokat sesi. Belki ondan kaynaklanıyordur diye düşünüyorum ama yine söyleyeyim. Gerçek değil. Hatta benim bayıldığım falan söylendi. Tamamen havuza düşmem gerekiyor. Havuza düşüyorum. Kendimden geçmem gerekiyor senaryo itibarıyla. Kendimden geçiyorum. İşte bu. Böyle. Ama biz ana haber bültenine bile konu olmuştuk orada Reha Muhtar'a. Biraz öyle durumlar vardı. Reyting için zaten olabiliyor demek ki böyle şeyler ya.
HİÇ BEKLEDİĞİM BİR ŞEY DEĞİLDİ, ÇOK KORKTUM
-Peki, 1992 yılında modellik yapmaya başlayarak kariyerinizin ilk adımlarını atıyorsunuz. Hayalinizdeki bir başlangıç mıydı sizin için?
Hiç değildi çünkü hiç böyle bir şey beklemiyordum. Böyle bir teklif de beklemiyordum. Yani dediğin gibi modellik yapıyordum. Hem mankenlik hem foto modellik reklamlarda evet oynuyordum. Birçok markanın reklamına çıkmıştım o dönemde. Fuarlarda çalışıyorduk. Katalog çekimleri yapıyorduk. Yani bunların hepsi benim için evet normal olabilir. Güzel olan bir kızın bu tür şeyleri yapması ve tabii ki ışığı ve aurası varsa aynı zamanda olabilir ama oyunculuk hiç beklediğim bir şey değildi. Yani ben sadece hani modellikte devam edeceğim diye düşünürken birdenbire oyunculuk eklendi ve korktum açıkçası. Gerçekten çok korktum. Yapabilir miyim? Hiçbir şey bilmediğim için belki. Belirsizlik insanı korkutur ya, endişeye sürükler. Babam da o dönemlerde çok sıkı ve biraz otoriter bir insandı. Ondan da aslında biraz çekiniyordum. Fakat enteresan bir şekilde destek oldu bana. Yani hiç beklemiyorduk. Hatta etrafımızdan herkes bize işte "Baban ne diyecek? Ne dedi?" falan diye çok telefon açıp söyleyenler vardı. Ama ben biraz şeydim, biraz da ondan da kaynaklanıyor bence. Çok haşarı, hırçın olmayan. Daha aklı başında, daha uslu, daha yumuşak konuşan, güzel anlatmaya çalışan. İsyan ederek asi bir şekilde "Ben bunu yapacağım. Karışamazsınız" gibi konuşmalar yapmadığım için belki de babam o yüzden yavaş yavaş ikna oldu diye düşünüyorum.
Başlarda sadece şöyle bir sıkıntılar yaşadık, itiraf ediyorum onu: Biz o zaman sabahlara kadar çalışırdık. Şimdi çok şükür öyle bir durum yok. Ama biz gerçekten sabah altılara, yedilere, sekizlere kadar çalıştığım günlerim vardır. Babam inanmadı. Ve annemin baya bir o konuda başını hırpalamış. "Yalan söylüyor. İşte bu saatlerde nerede? Nereye gitti? Yok o asla çekimde değil" falan diye. Bayağı bir evde sıkıntı yaşatmış. Sonra annem de bana söyledi. Dedi ki "Babam beni mahvediyor. Perişan ediyor ve inanmıyor kızım." "Anne ben yemin ederim bak çekimdeyim, şöyle böyle" falan. Bir iki sefer sonra baktım olacak gibi değil. Dedim ki babama "Gel. Bugün dedim beraber gidiyoruz sete." "Gelirim tabii. Göreceğim. Gelmeyeceğim mi zannettin?" dedi. Ondan sonra gerçekten biz beraber gittik. Ve Şile'de çalışıyorduk o zaman set oradaydı. Çingene bir kızı oynuyordum orada oba kurulmuştu. Ve gece oldu, sabaha karşı biz hala setlerdeyiz. Dedi ki "Yok, gece oldu. Saat 3. Ben daha dayanamıyorum. Sizin bu iş bitmez. Siz daha devam edersiniz. Ben gidiyorum. Sen bitince gelirsin kızım" dedi. Neyse gitti öyle. Sonra eve gidip anneme demiş ki "Ben Emine'ye çok acıdım. Çok üzüldüm. O kız orada tir tir titriyor. İncecik kıyafetler üstünde. Havada çiğ yağıyor. Bitmiyor." Sonra anneme "Sen bekleme yat. Onun sürüyor çekimler." demiş. Sadece bir kere gelip bu işi kökünden çözmüş olduk çok şükür. Ondan sonra da anladı ki yalan söylemiyorum.
BU KADAR ARA VERMEMELİYDİM
-Zor olmuş ama keyifle devam ediyor gördüğüm kadarıyla, çok severek yapıyorsunuz işinizi. Peki, hiç pişman oldunuz oldu mu?
Hiç. Hiç olmadı. İyi ki de ben bu mesleği seçmişim. Gerçekten o kadar haz alıyorum ve o kadar mutlu oluyorum ki kendime çok kızıyorum. Bu kadar ara vermemeliydim. Evet, bir takım sebeplerim vardı. Bak hala ara vermek diyorum, bırakmak demiyorum. Lütfen altını çiziyorum (gülüyor).
BU KÖTÜLÜĞÜ KENDİME NEDEN YAPTIĞIMI BİLMİYORUM
-Peki, o aranın sebepleri neydi biraz bahsetsek? Bir anne oldunuz aslında…
Sadece anne olmak değil. Bazı özel sebepler vardı. Hiç istemeyerek, çok üzülerek ara verdim. Vermemeliymişim. Gerçekten dik durup yapmamalıymışım. Bu kendime kötülüğü neden yaptığımı bilmiyorum. Ben kendime kötülük yapmışım. Öyle düşünüyorum. Ama bugün artık buna üzülmeyi bıraktım. Daha gencim. Daha yapacağım çok şey var. Ben çok çalışkan bir insanım çünkü. Ben 7/24 çalışabilirim. "Of!" demem. "Uyumuyorum, ah uykusuz kaldım" demem. Yani umurum değil. Ben günlerce uyumadan çalışabilirim. Çok disiplin seviyorum, üretmeyi seviyorum. Mesela kendi paranı kazanmak. Kendi ayaklarının üzerinde durmak ve hiç kimseye muhtaç olmamak. Bu hayattaki en güzel şey çocuktan sonra, anne olmaktan sonra. Anne olmak zaten her zaman benim birinci sıramda. İyi ki olmuşum. İyi ki kızım olmuş. İyi ki Duru benim kızım olmuş. Hep bunu söylüyorum. O benim yanıma kar kaldı sadece bu istemediğim dönemde. Ama gerçekten bu süreç için kendime kızıyorum. Yapmamalıymışım.
Şimdi kişisel gelişim kitaplarıyla, uzmanlarla dinleye dinleye kendimi telkin ede ede keşkeleri bıraktım. Artık pişman olmayı da bıraktım. Çünkü elime hiçbir şey geçmeyecek. Bana hiç kimse geçmiş yıllarımı vermeyecek. Bu anımı bile vermeyecek. Seninle konuştum ve bitti. Ondan sonra bir daha bu ana geri dönmeyeceğiz. Artık bundan sonrası var. O yüzden benim için dün tamamen bitti. Her anlamda bitti. Bugün ve yarınım var. Yarını da bilmiyoruz tabii. Sadece bugünümüz var değil mi? O yüzden Allah sağlık versin. Çünkü son zamanlarda çok yakın arkadaşlarımı, yaşıtlarımı, akranlarımı kaybettim ve çok sarsıldım bir de. Hayata başka türlü bakmaya başladım son zamanlarda. Zaten bir süredir bakış açım değişmişti. Kendi kendimi daha olumlu yönde, pozitif anlamda düzeltmeye çalışıyordum olmayan taraflarımı. Çünkü çok kafaya takan, çok detay düşünen, çok ince düşünen birisiyim. Biraz onu kırmaya çalıştım aslında. Son zamanlardaki kayıplarla da hayatı daha farklı sorgulamaya başladım. Evet, biz hep bir hayat mücadelesi içindeyiz. Hep bir gelecek kaygısı. Artık onu da bıraktım, anımı yaşıyorum. Ben bugün ne yapmak istiyorum? Ne bekliyorum bu hayattan kendim için? Kızım için hayal ettiklerim çok başka. Onun geleceği, onun sağlığı, mutluluğu, her şeyden önce geliyor zaten. Ama ondan sonra ben nerede mutluyum? Ben burada mutluyum. Ben mesleğimi yaparak mutluyum. Ben sadece evde oturamam. Mümkün değil yani. Ev işi yapmasını da çok severim. Çok güzel yemek yaparım. Yaptığım her şeyin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Elimden geldiği kadar. Hep geliştirmeye çalışıyorum. Bu bir tek oyunculuk için geçerli değil. Yani bu hayatım içindeki her şeyde geçerli. Her alanda geçerli.
ÇOK FAZLA FEDAKARLIK HİÇBİR İŞİME YARAMAMIŞ!
-Demek ki yaşanması gerekmiyormuş. Bazen de böyle bakmak gerekiyor bazı şeylere…
Evet. Bugünkü ben oldum. Gerçekten öyle. Benim hayırım yoktu. Hayır demeyi öğrendim. Bu çok önemli bir şeymiş. Hep böyle evet deyip ya da idare etmek. Bu çok yordu beni. Yorucuydu yani. Tabii ki evetlerim var ama artık hayırlarım biraz daha ön plana gelmeye başladı. Çünkü kendimden çok fazla ödün vermişim. Onu fark ettim. Çok fazla fedakarlık hiçbir işime yaramamış. Onu fark ettim. O yüzden bak benden çok daha gençsin. Bunlar biraz böyle kulağının arkasında kalsın.
-Biraz da size dair konuşmak isterim… Özellikle kızınız Duru ile sıkça gündem oluyorsunuz magazinde. Nasıl bir anne-kız ilişkiniz var?
Biraz da fazla benziyoruz, onun da sanırım etkisi var. Enerjimiz de tabii çok yansıyor. Valla inan çok güzel diyeceğim çünkü gerçekten güzel. Burada böyle kamera önünde abartıyor gibi olmayayım. Allah nazardan saklasın diyelim.
ERKEK ARKADAŞIMLA DURU GİBİ RAHAT GÖRÜŞEMEDİM
-Bazen "Keşke küçük kalsaydı. Benimleydi hep" falan hissi geliyor değil mi?
Evet. Gerçekten öyle. Bazen fotoğrafların içine girip oradan onu, bebekliğini alıp böyle yiyip ondan sonra tekrar fotoğrafa koyasım geliyor. Özlüyorum tabii. Çünkü küçükken çok güzel anne kız tatillerimiz de vardı. Çok güzel paylaşımlar yaptığımız için o dönemleri çok özlüyorum. Ama ona da hak veriyorum. Çünkü ben de o yaşlardan geçtim. Ben de o yaşlarda arkadaşlarımla olmayı isterdim. Yani ben yaşayamadım. Benim babam çünkü o kadar sıkı bir adamdı ki… Evet, işimi yaptım. Ama arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremedim. Gençlik yıllarımda erkek arkadaşa karşıydı mesela babam. Erkek arkadaşımla rahat rahat Duru gibi ailemle beraber görüşemedim. Bunlar hep farklılıktır tabii Duru için. Biraz Duru'yu o yüzden babası da ben de özgür bırakmayı tercih ediyoruz. Tabii ki belli sınırlar çerçevesinde. Çünkü çok genç, büyük hatalar yapmasın. Büyük pişmanlıkları olmasın diye tabii ki uyardığımız, uyaracağımız ya da altını çizeceğimiz konular olabilir.
DURU'YA PAYLAŞIM UYARISINI BÜYÜME ÇAĞINDAYKEN YAPTIK
-Sadece sizin değil kızınız Duru'nun özel hayatı da gündem oluyor. "Anneden onay çıktı" gibi haberler gördüm. Bir anne olarak kızınızın özel hayatına müdahale ettiğiniz oluyor mu, "Haber yapılıyor, dikkatli ol" gibi?
Şu an olmadı. Çünkü bu bizim büyüme çağındayken zaten söylemeye başladığımız bir durumdu. Yani o yüzden Duru sosyal medyayı kullanmaya başladığı andan itibaren bu zaten ona söylendi. Yani bu söylememiz gereken bir şey. Çünkü çocuk olduğu için. Çocuk bilmez. Konunun nereye gideceğini bilmez. Yanlış bir şey koyabilir, paylaşabilir, yazabilir. Bizim haberimiz olmadan yapabilir. Ama bunu sosyal medya çok iyi biliyorsun ki anlayışla karşılamaz. Çünkü ne olursa olsun biz normal insanlar gibi yaşıyoruz. Evet ünlü olabiliriz, televizyonda iş yapıyor olabiliriz. Ama bizim hiç kimseden farkımız yok. Tek farkımız işte burada ortaya çıkıyor. Ne yaparsan, ne yazarsan, ne koyarsan o maalesef haber niteliği taşıyor. O yüzden de tabii ki çocuğumuza bu uyarıları yaptık.
ÇENEME HER ZAMAN LİNÇ YERİM AMA ÇENEM ESTETİK DEĞİL; DOLGU DA YAPTIRMADIM, PROTEZ DE TAKTIRMADIM!
-Anneli kızlı güzelliğiniz de dillere destan. Var mı bunun bir sırrı? Merak ediyorum mesela hiç estetik yaptırdınız mı?
Küçük dokunuşlarım var. Büyük bir estetiğim hiçbir zaman olmadı. Her zaman bir çeneme bir linç yerim ben. Çok uzatmışsın ne gerek var diye. Çenem estetik değil arkadaşlar. Hani buradan söyleyeyim. Protez de yok. Sanırım son zamanlarda çok zayıfladım ben. Şimdi yaş itibariyle de belki kolajenimiz mi azalıyor ne oluyor. Yüzde de ne olursa olsun kemikleşme tabii ki oluyor. Kolajen gidiyor belki eridiğim için. Zayıflayınca tabii surat da inceliyor ve uzuyor doğal olarak. Şimdi beni 20 yıl önce ile mukayese etmeyin. Yani 20'li yaşlarda dolu dolu tam böyle ergenlik yüzü var. Şimdi o yaşlarla bu yaşı mukayese etmek bir kere saçma. Onu zaten bir bırakalım. "Eskisi gibi değilsin" demeniz kadar normal bir şey yok. Evet, eskisi gibi olamam zaten. Mümkün değil çünkü 20 yaşında değilim. O yüzden sadece buna açıklık getireyim. Çenem estetik değil. Dolgu da yaptırmadım. Protez de taktırmadım. Hatta sırf bunlardan dolayı törpületesim var (gülüyor). Yüzdeki dolguları çok yapay buluyorum. Çok sevmiyorum açıkçası. Ve direniyorum. Asla yaptırmadım bugüne kadar. Bundan sonra yaptırır mıyım bilmiyorum. Hiç bu konuda büyük konuşmamaya çalışıyorum. Cilt bakımlarımı çok özel iğnelerle yapılan, cildin içine enjekte edilen vitaminleri çok sık yaptırmaya çalışıyorum. En azından öyle koruyayım kendimi diye. Ama mimiklerimi kaybetmemek için o küçük dokunuşları minimumda yaptırmaya çalışıyorum.
-Ufak ufak alın ve kazayağı gibi yerlere mi?
Aynen öyle. Göz çevresine ve alnıma. Onları artık hepimiz yaptırıyoruz. Herkes yaptırıyor. Ama dediğim gibi onun da dozu çok önemli. Taş gibi olmak, yüzünü gözünü mimiklerini oynatamamak hoş gelmiyor bana. Çünkü zaten biz oyuncuyuz ve o kadar da mimiksiz olmamak gerekiyor.
KISA SORULAR
-Hayatınızdan neyi çıkarırsak geriye hiçbir şeyin kalmayacağını düşünürsünüz?
Ben çok yardım etmeyi çok severim. Aşırı derecede. Yani ben maddiyattan bahsetmiyorum sadece. Manevi olarak herkese her konuda bir şekilde yardım etmem lazım. Ama fikrimle bir fikir vererek bir düşüncemi söyleyerek, ama yanında olarak destek olarak. Her konuda ya aklına gelebilecek her konuda. Eğer onu benden çıkartırsan Emine Emine olmaz.
-Çevrenizden kendiniz hakkında en sık duyduğunuz şikâyet nedir?
Çok detaycı olmam. Her konuda çok detaycıyım. Biraz mükemmeliyetçilik de var.
-Takıntı derecesinde bir huyunuz, bir özelliğiniz var mı?
Düzen takıntım vardır. Yani dağınıklığa tahammülüm yoktur. Düzenli olacak her şey jilet gibi olmalı. Hani nevresimler bile böyle tek boyda, incecik. Bak hastalık gibi değil. Öyle düşünme sakın öyle düşünme (gülüyor). Psikoloğa gidecek kadar değilim. Temizlik evet, benim için önemli. Düzen önemli. Jilet gibi olsun. Ne güzel mis gibi olsun diye yani. Küt diye bir arkadaşın geldi. "Ay bu ne?" demesin ya. Benim de gözümün zevki bozulmasın.
-"Asla tahammül edemem" dediğiniz o şey?
Suistimal edilmek. Asla tahammül edemiyorum. Suistimal edilince doğal olarak haksızlık yapılmış oluyor. Benim suistimalliğe ve haksızlığa asla tahammülüm yok.
-Ağzınıza asla sürmediğiniz, "kokusuna bile tahammül edemem" dediğiniz bir yiyecek var mı?
Ben ciğer asla yiyemiyorum. Mümkün değil.
-Kıskanç biri misiniz?
Hiç değilim. Duru da şaşırıyor bana. "Sen nasıl bir kadınsın? Nasıl kıskanmıyorsun?" diye. Hiç kıskanmıyorum. Tabii ki şimdi karşımda çok rahatsız edici bir durum olursa da o başka bir şey. Hani onu ben kıskançlıktan saymıyorum. Çok böyle gözüme soka soka garip bir durum yaşanırsa o kıskançlık değil artık. Yani ona zaten herkes tepki gösterir diye düşünüyorum. Ama onun dışında ben kıskanmam.
-Cimri biri misiniz?
Asla. Aksine fazla cömert.
-En çok neye para harcarsınız?
Son zamanlarda vitaminlere (gülüyor). Herhalde yaşım gereği. Ama çanta almayı da severim. Ayakkabıyı da severim. Spor ayakkabılarına daha çok herhalde son zamanlarda. Rahatıma biraz daha düştüm herhalde.
-Bize programın adına yakışır bir itirafta bulunur musunuz?
O zaman şöyle bir itirafta bulunayım: Demiştim ya gençlik yıllarında babamdan çok korkardım. Çok zor çalışmaya başladım ama ondan sonra izin verdi diye. Fakat bana bir reklam teklifi geldi. Bir yoğurt reklamı ve Güney Afrika'da. Şimdi benim oraya gitmem lazım çekim için ve babama ben bunu nasıl söyleyeceğim? Hayatta beni göndermez. Ama o kadar gitmek istiyorum ki… Hem Güney Afrika'ya gideceğim, genceciğim, yani küçücüğüm 20 yaşındayım. Bir yandan para kazanacağım tabii doğal olarak.
Babam tır şoförüydü benim. Avrupa'ya giderdi ve uzun süre gelmezdi. Sonra tekrar dönerdi evine. O döneme denk geldi ve ben babamdan habersiz gittim. O reklam filmini çektim ve babama da hiçbir zaman söylemedim. Babam şimdi hayatta değil. Ama yıllar sonra tabii ki söylemiştim. Ama çok yıllar sonra. Gittim geldim. İşimi de yaptım. Mutlu da oldum.