Oyuncu Özge Yağız, Günaydın YouTube kanalında "Yasemİnce İtiraflar" programında Yasemin Durna'nın konuğu oldu. Hayatına dair bilinmeyenleri paylaşan Yağız, düzenine bağlı biri olduğunu, alışkanlıklarından kolay kopamadığını söyledi; Rize'deki yoğun temponun onu hem zorladığını hem de geliştirdiğini anlattı. Uzak mesafe ilişkilerinin yıpratıcılığından, aşkın sabır isteyen yanına; kalabalıklardan kaçma ihtiyacından, iç dünyasındaki sessiz yüzleşmelere kadar birçok konuda samimi itiraflarda bulundu. Yağız, 30'larına yaklaşırken hayata bakışının nasıl sadeleştiğini ve artık neye "gerçekten değer" verdiğini de içtenlikle dile getirdi. İşte Özge Yağız'ın dikkat çeken röportajının tüm detayları…
-Tam 2 yıl olmuş görüşmeyeli. Kapadokya'nın ardından Rize'de bir araya geldik. Nasıl gidiyor?
Güzel. İlk geldiğimde "Biraz daha burada kalsaydık. Neden sadece ilk iki bölümü çekiyoruz?" demiştim.
-Çok içten istemişsin galiba…
Nasıl istediysem bilmiyorum, geri geldik. Tabii ki sadece ben işlemedim. İlk geldiğimizde hep ekip arasında konuşuyorduk, "Ya aslında dizi burada çekilirmiş" falan diye. Ve oldu, bitti buradayız. İnsanoğlu her şeye alışıyor. Tabii ki burada yaşamaya da alıştık bir şekilde. Zaten bilfiil çok fazla çalıştığımız için her güne yakın, tempolu bir işimiz var. Çünkü yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Çalışmaktan bazen nerede olduğumuzu unutuyoruz. Ben diyorum yani şehrin bir önemi yokmuş demek ki. Gidiyoruz geliyoruz dışarının çok bir önemi kalmıyor (gülüyor). Sadece çekim mekanlarımızda Rize'de olduğumuzu anlıyor. Alıştık, buraya da alıştık.
BAZI HİSLERİN TARİFİ YOK, İÇİME DOĞDU
-Diziyle başlayalım… Gözleri Karadeniz'de seni çeken şey ne oldu?
Bak gerçekten bazı hislerin tarifi yok ya, o bir his. Okudum, "Gerçekten güzelmiş" dedim. İçinde hissettim kendimi. Bazen bir senaryoyu okuyorsun ve çok beğeniyorsun. Ama eğer realist bir düşüncedeysen bazen senaryoya kendini yerleştiremeyebiliyorsun. Aslında çok sevmen senin senaryoda yerin olduğu anlamına gelmiyor. Müthiş yazılmış bir hikaye oluyor ama bazen senin yerin olmuyor. Ben bu senaryoda yerim olduğunu hissettim okuduğumda; Güneş olabileceğimi, hikayeyi benimseyebileceğimi. O his doğdu içime ve o yüzden buradayım. Olmasını gönülden istediğim için burada olduğumu düşünüyorum.
-Diyelim bir senaryo okudun, çok beğendin. Ama "Bu benim rolüm değil. Şu daha iyi oynar" gibi bir şey oldu mu hiç daha önce?
Yani şu daha iyi oynar gibi büyük cümleler kurmayayım. Herkes elinde besler, büyütür bir karakteri. Çok iyi bir şekilde canlandırabilir bütün meslektaşlarım. Diyelim ki bir karakterin hikayesi çok güzel. Ama bilirsin hani onun sana olup olmayacağını. Her şeyi de oynayamayız yani sonuçta. Evet, birçok karaktere bürünebiliyoruz. Ama bilmiyorum ben o konuda sanırım daha realist bir insanım.
GÜNEŞ İLE BENZİYORUZ, KARAKTERİMİ SEVİYORUM
-Güneş'in hangi yönü Özge'yi en çok yansıtıyor?
Olmaz olur mu? Benzerliklerimiz var, farklılıklarımız da var. İlk olarak bir kere az konuşup öz konuşması aynı ben. Ne istediğini, ne istemediğini çok net birkaç cümleyle anlatabilen; doğrucu bir kadın, hakkaniyetli bir kadın, girişken bir kadın. Ama her şeye karşı da girişken değil. O da aynı ben. Ben de neye girişeceğimi seçerim. Girişken ama temkinli de bir kadın. Temkinli yanımızda çok benziyor. Doğal, olduğu gibi. Birçok konuda o kadar benziyoruz ki. Seviyorum karakterimi.
HALİT BENİ GEREĞİNDEN FAZLA GÜLDÜRÜYOR
-Halit Özgür Sarı nasıl bir partner?
Halit'le partner olmak bir kere çok eğlenceli. Fazla gülmenin de bazen sakıncaları olabiliyor tabii ki. Bazen ne yazık ki beni çok güldürüyor gereğinden fazla ve konsantrasyonumu bozuyor ki ben dalağı daha güçlü bir insanım ona göre. Onun yanında kala kala benim de dalağım düşmeye başladı. Şaka bir yana hem çok eğlenceli, hem konforlu çünkü alan tanıyan ama her şeyden önce kendi alanına da saygı duyan bir partner. Oyun alışverişi çok güzel. Dost olarak bir şeyleri paylaşabilmek çok güzel. Her şeyi konuşabileceğin, güvenebileceğin bir insan. Ve ben çok mutluyum onunla yollarımız kesiştiği için bir şekilde. Başka işlerde de birkaç kez adımız geçmişti; bu sezon için konuşulan projelerde, benim görüşmeye gittiğim projelerde. Kısmet burayaymış. Ben hatta dedim "Burası olmasaymış illaki bir yerde denk gelirmişiz" diye. O yüzden onunla çalışmak benim için bu proje adına da, başka bir proje olsaydı eminim o proje adına da çok büyük bir şans olurdu. Nitekim burada da zaten o şansı değerlendiriyoruz.
BİRBİRİMİZİ HİÇ İNCİTMEDİK, ŞAHSINA MÜNHASIR BİR PARTNERLİĞİMİZ VAR
-Halit'e de demiştim, çok değerli böyle anlaşabilmek…
Ya tabii ki herkes herkesle çok iyi anlaşamıyor. Çok iyi anlaşmak bir şans. Biz çok iyi anlaşıyoruz. Her şeyden önce birbirimize çok saygı duyuyoruz. Birbirimizi hiç incitmedik bu zamana kadar. Mizah anlayışımız çok benzediği için çok şanslıyız aslında. Mizah bazen kırabiliyor ya insanı mizah bile olsa. Biz o konuda çok başarılıyız. Bu zamana kadar hiç öyle bir şey olmadı. Dilerim de olmaz. Olacağını da düşünmüyorum zaten. Şahsına münhasır bir partnerliğimiz var diyebilirim.
ORTAM DEĞİŞİKLİĞİNE ADAPTE OLAMADIĞIMI İLK KEZ BU YAŞIMDA ÇOK AĞIR BİR ŞEKİLDE FARK ETTİM
-Rize'deki yeni hayatında kendine ayırdığın kişisel alanın nasıl şekillendi?
Her yaşımızda bir şey öğreniyoruz ya. Yine yeni yaşıma da bu işle girebilme şansı buldum. İstanbul'daydık tabii o zaman ama artık Rize'ye taşınacağımız haberi gelmişti. Bu yaşımda da bunu öğrendim mesela, rutinlerime çok bağlı bir insanım. Alışkanlıklarına da çok bağlı bir insanım. İlk kez bu sefer gerçekten bunun bende dezavantaja dönüştüğünü, ortam değişikliğine çok iyi adapte olamadığımı mesela ilk kez bu yaşımda çok daha ağır fark ettim. Ama bunu hemen telafi edebilmeyi de bu yaşımda öğrendim mesela. Dedim ki "Tamam, bu kadar dibe düşemem şu an düzenim birden değişti diye." Çok alışmışım demek ki uzun süredir olduğum yerde, iyi bir düzen oturtmuş olmak beni buna çok alıştırmış.
Şimdi burada, farklı bir düzen içinde kendi düzenimi kurabilmek tabii ki zor oluyor. Kolay diyemem ama zor alıştım. Alışıyorum, hala daha alışıyorum. İki ay oldu, bak çabuk geçti diyoruz aslında. "İki ayda her şeyim oturdu. Bak zil düzen yaşıyorum ben burayı" diyemem sana. Bir günlüğüne bile olsa ailemi görmeye gitmek bana çok iyi geliyor mesela. Özlüyorum, sevdiklerimi çok özlüyorum aslında. Sanırım en zor şeylerden biri o. Ve burası da uzak bir memleket açıkçası. Yakın da değil. Araba mesafesi de değil. Uçakla bile iki saat. O yüzden zorlandım. Yani rutinlerimden ayrı kalmak bu yaşımda beni zorladı. Daha çok bağlanmışım demek ki o avare gezdiğim dönem de diyemem aslında, hiç öyle bir dönemim olmadı ama daha bunları takmadığım yaşlarım da varmış. 28 yaşında şu an rutinlerine daha da bağlı bir insan haline dönüştüğümü anladım yani.
-Uzak mesafe ve özlem demişken sormadan olmaz: Uzak mesafede sakin, dingin, huzurlu bir ilişki mi; yakın mesafede tartışmalı, hararetli bir ilişki mi?
C hiçbiri. Bu ben değilim (gülüyor). Biz onu kombinasyon yapalım. Yakın mesafe, sakin ve huzurlu bir ilişki.
UZAK MESAFE İLİŞKİSİ BANA GÖRE DEĞİL, BEN TEMAS İNSANIYIM
-O tabii ki hepimizin istediği bir şey…
Ben herkesin dileği ve duası olan bir şeyi söyledim aslında ama yok yani çalkantılı, hararetli bir ilişki… Dinamik başka bir şey. Dinamizm olmalı ilişkide, evet. Ama böyle zikzak, zikzak, zikzak… Ben öyle bir insan değilim. Ben daha stabil bir insanım zaten. Yakın mesafe olursa da tadından yenmez yani. Ben temas insanıyım.
-Bir ilişki içindeyken seni en çok zorlayan şey ne oldu?
Bilmiyorum ya. Şu zorluk daha ağır gelir, bu zorluk daha kolay gelir. Ben öyle şeyleri sınıflandıramam. Bence her ilişkinin kendine göre zorluğu var. Beni şu çok zorlar diyemem sana, onu tecrübe etmiş olmam lazım. Ama sanırım iletişimsizlik. Bir tarafın sadece kendi doğrularına inanarak karşı tarafla hiç iletişim kurmamaya çalışması bir şeyleri çözmek için. "Ben doğruyum, ben doğruyum, ben doğruyum." Ya iletişimsizlik beni çok zorlar. Zorlayacak şeylerden biri olur.
-Aşk tıkandığı noktada yarım mı kalmalı, yoksa aşk uğruna mücadeleye devam etmek mi lazım?
Çok sabırlıyım. Ama sabrımın da bir sınırı olması gerektiğini öğrendim. Onu bildiğim bir yerdeyim artık. Çabalarım, tabii ki çabalarım. Çabasız hiçbir şey olmaz. Her şeyden önce sevgi, emek isteyen bir şey. Tabii ki fedakarlık isteyen bir müessese. Tabii ki çabalarım. Bilmiyorum, kadınız. Çekip gitmem de diyemiyorum. Sağımız solumuz da belli olmaz. Bazen de gideriz. İnsan bazen gider. Bence herkes gider. O yüzden çok böyle kısıtlı bir alana koyamıyorum yani cevabımı. Çabalarım da gidebilirim de. Ne kadar zorlandığıma bağlı.
BİR GÜN EVLENMEK, ÇOCUK SAHİBİ OLMAK İSTERİM
-Kariyerinde bu kadar istikrarlı bir şekilde ilerlerken özel hayatında hayalini kurduğun bir tablo var mı? Evlilik, çocuk, belki bambaşka bir hayat… Gelecek planların arasında neler var özetle.
Planım yok, isteklerim var. Bir gün bunu da görmek isterim dediğim şeyler var. Çok planlayarak yaşarsam anda kalamayan bir insan olduğumu fark ettim, yapamıyorum. Çok kurmamam lazım, çok planlamamam lazım. Artık anı yaşamak bana daha çok tat veriyor. O an ne kadar nemalanabiliyorsam, ne kadar tat alabiliyorsam almam lazım.