Kadrosunda İnci Türkay, Nevra Serezli, Şahap Sayılgan, Gül Onat, Jess Molho, Ayşen İnci, Süeda Çil, Tiraje Başaran, Zeynep Özkaya, Gizem Güven, Buğra Özmüldür, Damla Ersubaşı ve Jennifer Boyner gibi isimleri barındıran "Sihirli Annem: Hepimiz Biriz", yıllar sonra yeniden, bu kez film olarak seyirci ile buluşmaya hazırlanıyor. Vizyon öncesi filmin başrollerinden İnci Türkay ile Şahap Sayılgan, Günaydın YouTube kanalında 'Yasemİnce İtiraflar' programında Yasemin Döngel'e konuştu. Yıllar sonra yeniden karı-koca olarak kamera karşısına geçen ikili; setin ilk gününden ve yaşadıkları kayıplardan bahsetti, gelen eleştirilere de yanıt verdi. İşte röportajın tüm detayları...
-22 yıl sonra bu ekip bir araya geldi, 7'den 70'e herkeste bir heyecan uyandırdı. Film teklifi size ilk geldiğinde siz ne hissettiniz, ilk kimi aradınız?
İnci Türkay: Aslında şöyle ki; bu proje yani film olma hikayesi bayağı eskiye dayanıyor. Daha önce de çok defa olması olasılığı gündeme gelmişti. Bizim senaristimiz Gamze Özer rahmetli oldu. Kendisini burada çok rahmetle, sevgiyle, çok samimi, sıcak sevgili duygularla anmak isterim. Çok uğraşmıştı, onun vasiyeti gibi bir şey kaldı bize zaten. Birkaç defa böyle olacak gibi oldu, olmadı falan filan derken bu habere önce pek inanmadık tabii biz. Yine olacak olacak filan diye düşündük. Ama sonra çok ciddiye bindi işler ve tabii çok sevindik. Hepimiz çok yürekten, çok samimi böyle sanki ailemize kavuşuyormuşçasına tekrardan koşarak geldik.
Şahap Sayılgan: Şimdi beni aradılar. Aynı şekilde İnci'nin de söylediği gibi; ben de birkaç kere böyle olacak, kesin olacak denildi, hiçbir şey olmadı. Dedim "Bu da onlardan biri mi acaba?" ama ben genelde bu tip şeyleri İnci'ye sorarım. Hani doğru mu değil mi, teyit etmek için. Hemen şey yazdım, "Beni biri aradı. Şu dedi, bu dedi. Nedir bu?" dedim, "Yo yo kesin kesin" dedi. "Ben o firmayla daha önce çalıştım" dedi. "Tamam" dedim o zaman, öyle kabul ettim yani. Sonra bizim eski yönetmenimiz, o zaman daha çok gençti değil mi? Mustafa'cığım, onunla konuştuk falan. Öyle kabul ettim ve tabii çok güzel bir şey. Bir araya geldik tekrar. Aile buluştu ama sanki dün yarım kalmış bir şeyi devam ettirdik gibi oldu. Yani hemen bir başladık. Her ne kadar birbirimizden bu kadar uzak da olsak değil mi?
İnci Türkay: Evet.
Şahap Sayılgan: Aslında kalpler bir olduğu için, birbirimizi unutmadığımız için çok fazla uzak gibi gelmedi bana bilmiyorum.
İnci Türkay: Yok, fiziki mesafeler bizi etkilemiyor.
HİÇBİR ZAMAN EN UFAK BİR KUSURLARI OLMADI
-Şu çok değerli bence; projeler olur, çekilir biter ve herkes hayatına devam eder. Ama sizler hepiniz birbirinizle görüşmeye, iletişimde kalmaya devam ettiniz 22 yıldır, dile kolay…
İ.T.: İlk yayına girdiği, aslında 2003'de başladığı için 22 yıl diyoruz. Yoksa çok uzun yıllar ekrandaydık. Hatta ara ara ben hala görüyorum kendimi bir yerlerde, bir tekrarlarımız çıkıyor falan ama dediğiniz gibi bu kadar uzun zaman kopmamak, bizim çocuk oyuncularımızın o dönem elimizde büyümüş olmalara rağmen şimdi hepsi çok başarılı birer genç birey oldular ama aynı saygı, aynı sevgi, aynı hiyerarşi aramızda devam ediyor. Hiçbir zaman en ufak bir kusurları olmadı bize. İnşallah bizim de onlara olmamıştır. Keza büyüklerimizin bizim öyle ben hep söylerim Nevra Serezli var tabii. İdolümdür. Onunla bir de daha önceden de çalışmaya başladığımız için bu üstüne katlandı. Gül Onat olsun Ayşen İnce olsun yani herkes çok kıymetli. Hepimiz birbirimize çok sevgi, saygı ve çok samimi hislerle bağlıyız.
SETİN İLK GÜNÜNDE ÇOK AĞLADIK, GÖZYAŞLARIMI DURDURAMADIM
-İlk set günü neler yaşandı peki, birbirinizi ilk gördüğünüzde ne yaptınız?
Ş.S.: Sarıldık havada atladık birbirimizin kucağına (gülüyor). Güzel özlemişiz yani.
İ.T.: Ağladık yani çok. Ben durduramadım gözyaşlarımı. Ağladık, onların kamera arkaları var filmden sonra herhalde çıkar yayınlanır. Bak şimdi öyle olunca benim burnumun direği sızlıyor. Tabii ben hemen anmak istiyorum. Başta senaristimiz Sihirli Annem'in beraber oluşturduğumuz kahramanları, karakterleri hepsinin hayal ettiği gibi yazıya döken bu kadar bölüm taşıyan Gamze Özer senaristimiz. Ama bu filmde Arzu Yurtseven'i de söylemek lazım. Onun senaryoya çok destekleri oldu bu filmde Gamze'yi kaybettiğimiz için. Defne Joy Foster'ı anmak isterim, kömür prensesimiz. Mümtaz Sevinç'i, Ayla Arslancan'ı, pamuk ninemiz. Sonra Lale Oraloğlu'nu Merzuka ninemiz ve Oğuz Oktay'ı Bulut dayımızı. Ne kadar çok aramızdan ayrılan olmuş. Ve tabii en sona saklıyorum benim için kalbimde apayrı bir yeri var; Sevgili Metin Serezli, Nevra (Serezli) ablamla beraber Metin Serezli de Taci'ye sesiyle olağanüstü hayat verdi ve onu herkese çok sevdirdi. Onların hepsinin sanıyorum gözü burada şimdi, kalbi burada bizlerle. Eminim biz de onların desteğiyle çok güzel olacak film öyle diyeyim. Böyle duygusal konuşmalar yapamıyorum artık. Yaşlandım.
ESTETİK FALAN BİLMİYORUM, YAPTIRMADIM
-Estağfurullah. "Betüş gerçekten peri galiba hala aynı duruyor" yorumlarına çok şahit oldum sosyal medyada…
İ.T.: Hakikaten, bir şey yaptığım da yok aslında bakarsanız, bak her yerim de oynuyor. Şey söylentileri oluyor genelde, altına estetik falan yazıyorlar ama ben herhalde bundan 15 yıl önce daha bu dizi devam ederken çok kötüydü göz altlarım. O göz altı torbalarını almıştım. Zaten ben Türkiye'de yaşamıyorum. Yaşadığım yerde de bu tip şeyler pek yok yani. Estetik falan pek bilmiyoruz. Yanaklarım mesela benim çocukluk fotoğraflarıma bakınca, aslında onu paylaşmak istiyorum bir yerde göstermek istiyorum. Hep böyle tombul yanak, dört yaşında bir fotoğrafım var onu gerçekten bir yerde paylaşacağım. Neyse çok da takılmıyorum böyle şeylere çünkü yok yani öyle bir şey bizde ama spor yapıyoruz, işte günlük hayata çok bağlıyız, enerji doluyuz. Bence bütün bunlar çok etkiliyor. Enerji, doğru beslenme, iyi uyuma hepsi yansıyor. Hepimiz genç kaldık.
İTİRAF EDİYORUM: BEN ASLINDA BİR PERİYİM!
-Peri değilim diyorsunuz yani…
İ.T.: Şimdi oraya geliyorum. Zaten ben bir periyim aslında. İtiraf ediyorum.
Ş.S.: Yani yaşlanmamak şöyle tabii fiziksel olarak ne olursa olsun yine yaşlanıyoruz ama ben hep onu söylüyorum. Bu içimizdeki çocuk o 13 yaşındaki çocuğu asla kaybetmememiz gerekiyor. O bizi hayata bağlıyor. O bize yaşam zevki veriyor. O güzel bir şey onu kaybetmemek lazım. Yani olgunlaşmak demek ciddileşmek, surat asmak falan değil yani insan olgunlaşabilir. Tecrübeli de olabilir, tecrübe kazanabilir ama o çocuk her zaman yaşamalı burada yürekteki çocuk. Onlar bizi belki de ayakta tutuyor.
BİZ ELEŞTİRİYİ BİLMİYORUZ, ELEŞTİRİ YAPICI OLMALI
-Sihirli Annem'in film olacağı açıklandıktan sonra sosyal medya yıkıldı. Çok mutlu olanlar da oldu eleştirenler de. Sizler nasıl dönüşler aldınız?
Ş.S.: Çok iyi dönüşler aldık. Ben öyle çok iyi dönüşler aldım ama şunu ben söylemek istiyorum. Evet bir takım sihirler, şunlar bunlar çocuklar ilgileniyorlar ama asıl çocukların ilgilendikleri hep bana onlar geliyor çünkü o tip şeyler. Hep aile düzeni, anne baba ilişkisi, anne çocuk baba çocuk ilişkisine çok önem veriyor. O çocukken o çocuklar bunu görüyorlar. Evet sihirler, şunlar bunlar bir takım fantastik şeyler de ilgilerini çekiyor ama aile ilişkisi çok daha fazla ilgilerini çekiyor. Bana gelen şeyler genelde bu tip şeyler eleştiriler.
İ.T.: Evet, biz hep aile olmayı, sevginin gücünü gerçek sihir sevgidir mottosuyla Betüş'ün anlatmaya çalıştık. Çok sevgi dolu bir iş bu. Hiç kötü bir enerjimiz yok, çok pozitifiz. Elbette var, mutsuz insanlar var. Onlar da mutsuzluklarını bu şekilde yansıtabiliyorlar kötü yorumlar diyeceğim. Ama her işe yapılıyor bu. Onun için önemli değil yani ben sadece güzellik, iyilik ve sevginin peşinde bir insan olarak kendi hayatımda da kendi ruhumda da hepsini sevgiyle kabul ediyorum. Bütün eleştirilere de kulak asmak lazım. Ama haksız karalamalar tabii hiç kimse hiçbir yapım hiçbir iş hak etmiyor. Çünkü çok emek var bu işlerde bir kere. Çok uzun çalışılıyor. Herkes gönlünün kalbini koyuyor. Bir sürü fedakarlık yapıyor ve çok güzel şeylerden bahsediyoruz. Sevgiden bahsediyoruz. Birlik olmaktan, bütünlükten birbirimize sarılmaktan bahsediyoruz. Hani bunu karalamak, kötülemek ne bileyim güzel gelmiyor bana.
Ş.S.: Şimdi bunu dedin de karalamak, kötülemek... Yıllar öncesi biz bu ilk başladığımız zaman diziye beş altı aile yakın aile Ankara'da bir piknik yapmaya gittik. Bir yerde durduk alışveriş ediyoruz. İşte ben aldım bir takım şeyleri. Orada da eşimin sınıf arkadaşı aynı zamanda benim de eski arkadaşım bir kardeşim, o çıktı ben de hesap ödüyorum. Kasadaki kız şöyle döndü, "Siz, Sihirli annem mi?" dedi. "Evet" dedim. "O diziden nefret ediyorum ben" dedi. Şimdi arkadaşım bana bakıyor ne diyeceğim acaba diye. "Hanımefendi siz çok azınlıksınız biz çoğunluğa hitap ediyoruz" dedim. Dayanamadım yani ne yapayım? Yani bu aslında biz eleştiriyi bilmiyoruz. Eleştiri yapıcı olmalı. Eleştiri deyince kötü bir şey söyleme gibi bir şey algılıyoruz. Hayır; iyi eleştiri vardır, kötü eleştiri vardır. Ama nezaketen eleştiri yaparken bir şeyleri beğenirken "Ya şurada şöyle olsaydı daha iyi olmaz mıydı?" şeklinde bir eleştiri her zaman nezaket kuralları içinde yer alır. Ama hani İnci kardeşimin dediği gibi, "Kötü şöyle böyle" bunlar çok azınlıkta zaten. O yüzden de kulak asmamak lazım, cevap bile vermemek lazım.
İ.T.: Ya biz bir hayalin peşindeyiz. Sevgi dolu bir hayalin peşindeyiz. Çok güzel hayal dünyası sunuyoruz. Hayal satıyoruz ve bence hayallerle büyümeli çocuklar her şeyi abartarak, daha çok büyük düşünerek. Çünkü sonradan kutulara sokmak çok kolay ama önce bırakalım herkes hayal kursun; köpekler konuşsun, kediler şarkı söylesin, filler dans etsin; olmazları olduralım, mucizelere inanalım. Zaten sonra hayat sizi belli kutulara belli normlara sokuyor ama oraya gelene kadar en azından büyük düşünüp sonra keselim diyeyim. Hayal satıyoruz biz bir hayalin peşindeyiz. Mutluluk ve sevgi dolu bir hayalin. Onun için de çok pozitif ilerliyoruz. Çok sevenimiz var. Çok teşekkür ediyoruz. Çok büyük ilgi gördü dediğiniz gibi sosyal medyada falan. Çok heyecanlı bekliyoruz 30 Mayıs'ı biz de.
Ş.S.: Evet, şimdi İnci'nin de söylediği gibi bu çok farklı bir şey. Biz bu filmi ilk filmi çekerken telefon geldi bana, bir gazeteden, kişiyi de tanıyorum bir hanım. Dedi ki "Bu sihirler falan çocuklar için zararlı değil mi?" Dedim ki, "Hanımefendi siz masal dinlediniz değil mi çocukken? Ben de dinledim. Cinler, periler, ejderhalar, canavarlar, devler… Hiçbirimiz kafamızı yemedik. Yani hepimiz normal insanlarız. Eğer bu kötü bir şey olsa fantastik şeyler dünyada yasaklanırdı bunlar. Bu bir masal. Burada kötü bir şey yok ki. Çocuğun hayal dünyasını geliştirir bu, ileride yaratıcı olur o çocuk. Ama siz bunu kısıtlarsanız gerçekçi gerçekleri sürekli çocuğu gerçekçi yetiştirmeye kalkarsanız o çocuk dar düşünceli olur. Hayali geniş olmaz yaratıcı olmaz" dedim filan.
-Ekranlarda da artık fantastik işler hatta sitcom'lar dahi göremiyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İ.T.: Onu bırakın; aileyi, değerlerimizi, sevgiyi, mutluluğu, pozitifliği, birliği beraberliği anlatan çok az iş var. Ne yazık ki daha bir karamsar daha bir arabesk, daha bir karanlık işler… Halbuki ülke olarak da dünya olarak da bence pozitifliğe, mutluluğa, hayallere, pembe rüyalara ve beyaz düşlere ihtiyacımız var.
Ş.S.: Çünkü yani söylediği doğru İnci'nin, hep karamsar hep karamsar zaten hepimizin sıkıntıları var. Bir kaçış yolu arıyoruz yani sonuçta fantastik şeyler çok güzel şeylerdir. Hep biz onlarla büyüdük yani zamanında zararını görmedik faydasını gördük. İhtiyacı var çocuklarımızın bunlara. Hadi biz katlanabiliyoruz ama gençler küçücük çocuklar var yani bilmiyorum.
-"Zaman geriye aksa" hangi ana dönmek isterdiniz?
Ş.S.: Vallahi ilkokul çağına dönmek isterdim ben.
İ.T.: Ben galiba İstanbul'a geldiğim ilk yıllarıma dönmek isterdim. Devlet tiyatrolarından istifa ettiğim özel tiyatroya başladığım, işte o meşhur Sylvia'yı oynadığımız. Metin Serezli ve Neren Serezli ile oynadığımız. Galiba o dönemlere dönmek isterdim. Çok güzeldi; tiyatro çok güzeldi, değerler çok güzeldi. Ben 99'a falan dönmek isterim, evet. Çok daha eskiye gitmek istemiyorum.