Cumhurbaşkanımızın kıymetli refikası Emine Erdoğan'ın öncülüğünde bu yıl 'Bir Sofrada Miras' temasıyla 5'incisi kutlanan Türk Mutfağı Haftası için özenle hazırlanmış bir masadayım. Yemekler nasıldı, kimler vardı kısmına birazdan geleceğim ancak öncesinde konuşmalardan dikkatimi çekenleri paylaşmak istiyorum. Konuşmalar dedim ama bazı insanlar konuşmaz, iz bırakır. Emine Erdoğan da onlardan biri. Yine kürsüdeydi; ama mesele bir konuşma yapmak değildi. Sanki unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyordu bize. Dünyanın gittikçe sertleşen diline karşı, yumuşak ama dirençli bir yerden sesleniyordu. Barış diyordu. Birlik diyordu. Aynı sofraya oturabilmenin kıymetini anlatıyordu. Ve insan, onu dinlerken bunun yalnızca bir temenni değil, bir medeniyet meselesi olduğunu hissediyordu.
"Soframızı bir medeniyet okulu olarak görüyoruz" dedi mesela. Ne kadar zarif, ne kadar derin bir cümle. Bugünün dünyası aynı masaya oturmayı bile başaramazken, o sofrayı yalnızca yemek yenilen bir yer değil; kalplerin birbirine yaklaştığı bir zemin olarak tarif etti. Belki de bu yüzden etkilenmemek mümkün olmuyor. Çünkü anlattığı şey sadece ne yediğimiz değil; nasıl yaşadığımız, hangi değerlere tutunduğumuz, neyi baş tacı yaptığımız. Bir sofranın düşmanlığı azaltabileceğine inanmak zor gelebilir bazılarına. Ama insanlık dediğimiz şey zaten biraz da aynı ekmeği bölüşebilme ihtimali değil mi?
MELİK GAZİ'NİN HİKAYESİ
Tam da böyle bir çağda, sakin bir sesle "Aynı sofraya oturmak düşmanlığı yok eder" diye devam etti sözlerine ve Melik Gazi hikayesini paylaştı bizimle. Emine Erdoğan, Melik Gazi'nin hikayesini anlatırken aslında sadece geçmişten bir anekdot paylaşmadı; bugünün dünyasına çok eski ama unutulmuş bir hakikati hatırlattı. Sivas Kalesi önünde savaşırken akşam olur ve savaşa ara verilir. Savaştığı kişi kendisine yemek yemek teklifinde bulununca, Melik Gazi şu cevabı verir: "Seninle yemek yersem, artık savaşamam. Çünkü aynı sofrada oturmak, aynı lokmayı paylaşmak insanları birbirine sarsılmaz bir dostluk bağı ile bağlar, farklılıkları görünmez kılar. Hatır ve saygı bağı ile örülü bir hukuk kurar."
Bu da insanlığın, bilhassa bugünlerde hasret kaldığı barış kültürünü inşa eder. Savaşın ortasında bile akşam olduğunda kılıçların susması... Ve düşmanın, düşmanına "Gel birlikte yemek yiyelim" diyebilmesi... Ne kadar büyük bir insanlık terbiyesi. Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim: Onu her dinlediğimde yeni bir şey öğreniyorum. Bazen bir kelime, bazen bir bakış, bazen de unuttuğumuz bir inceliği yeniden fark etmek...
MENÜDE NELER VARDI?
Narlı işlemeli masa örtüsü daha ilk anda gecenin ruhunu anlatıyordu aslında. Özenli ama gösterişli olmaya çalışmayan, gelenekle zarafeti aynı yerde buluşturan bir masa... 'Bir Sofrada Miras' fikri tam da buydu galiba. Menüde Anadolu'nun farklı tatları bir araya gelmişti. Mevsiminde yapılmış yaprak sarma ve kabak çiçeği dolmasından Gürcü usulü taze fasulyeye, çam fıstıklı humus ve cevizli muhammaraya kadar her tabakta farklı bir coğrafyanın izi vardı. Zeytinyağlılarda enginar ve köz patlıcan hafif ama karakterli tatlar sunarken, keçi peynirli su böreği ve semizotlu süzme yoğurt nostaljik bir sıcaklık hissettirdi. Osmanlı usulü ağır ateşte pişmiş kuzu fırın, keşkek ve mürdüm eriği sosuyla gecenin en güçlü tabağıydı. Ardından gelen kuzu mutancana ve Siirt perde pilavı ise geleneksel mutfağın ne kadar derin ve katmanlı olduğunu yeniden hatırlattı. Reyhan ve demirhindi şerbetleri eski sofraların zarafetini taşırken, fıstıklı baklava, sütlaç ve leblebi helvasıyla final sade ama doyurucu bir tat bıraktı. Hoşaf özellikle gecenin en akılda kalan detaylarından biriydi; eski sofraların dinginliğini taşıyan bir lezzet gibiydi.
Programda Emine Erdoğan'ın masasında Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve eşi Pervin Ersoy ile Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve İstanbul Valisi Davut Gül vardı. Etkinlik kapsamında Siirt, Bursa, İzmir, Kafkas ve Trabzon yörelerine ait dans gösterileri sahnelendi. Ardından Türk mutfağına ilişkin video gösterimi gerçekleştirildi. Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası sahne aldı. Şef Cemi'i Can Deliorman yönetimindeki orkestrada vokaller Ezgi Eyüboğlu ve Okan Turan performans sergiledi. Program kapsamında 'Türk Halk Ezgisi', 'Kürdili Hicazkar Longa', 'Aziziye Valsi', 'Gesi Bağları', 'Çökertme' ve 'Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme' eserleri seslendirildi. Ama gecenin etkileyici tarafı sadece yemek ya da Erdoğan'ın konuşması değildi. Servis düzeni adeta koreografi gibiydi. Tabakların aynı anda salona dağılması, herkesin önüne aynı ritimde yerleşmesi salona tuhaf bir ahenk ve canlılık katıyordu. Türk Mutfağı Haftamız kutlu olsun.
KEŞKEK UNESCO LİSTESİNDE
EMİNE Erdoğan'dan her karşılaşmamızda yeni bir şey öğreniyorum. "Türk mutfağı Anadolu'nun ruhunu ve vicdanını dünyanın dört bir yanına taşıyan en latif kültür elçimizdir" diyen First Lady bu kez keşkeğin UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'nde olduğunu söyledi.
Ben memleketimin yemeğinin başarısını nasıl kaçırdım bilmiyorum ama keşkek artık hak ettiği yerde diyebilirim.