Onu, UEFA Başkanı Aleksander Ceferin'in eşi olarak pek çok önemli spor organizasyonunun finalinde, tribünden ekranlara yansıyan görüntüsüyle tanıyanlarınız olabilir... Barbara Ceferin, ülkesi Slovenya'da önemli bir fotoğraf galerisinin sahibi... Fotoğrafa ve sanata olan tutkusunu 20 yılı aşkın bir süredir Ljubljana'nın merkezindeki Galeria Fotografija'da sanat severlerle buluşturuyor.
Tersane İstanbul Contemporary'de farklı sanatçıların eserlerinin bir araya geldiği resim sergisinde Galeria Fotografija, bayan Ceferin'in önderliğinde dört farklı sanatçının fotoğraflarını İstanbul'daki sanatseverlerle buluşturdu. Bu vesileyle biz de kendisiyle bir araya geldik. Sanatı konuşurken, 25 yıldır evli olduğu ve 14 Eylül 2016'dan bu yana Avrupa futbolunu yöneten Aleksander Ceferin'i de anmadan edemedik.
"Hayallerinin peşinden koşan bir insansınız. İlk kez bir vizörden baktığınızda bugünleri göreceğinizi düşünmüş müydünüz?"
Gazeteciydim. Foto muhabirliği yaptım. Slovenya'da çok ünlü bir aile magazin dergisinde fotoğraf editörlüğü yaptım. 22 yıldır bir galerim var ve tiyatrolar için de fotoğraflar çekiyorum, buna halen devam ediyorum. Slovenya'da fotoğraf sanatına bakış konusunda negatif bir görüş hakim. Çok fazla ilgi görmez. Bu yüzden fotoğrafçılıkta uzmanlaşmış galeriler açtım. Bu yüzden bu konu benim için önemli.
"Bir günlüğüne eşinizin koltuğuna otursanız ve UEFA başkanı olsanız, bir kadın ve sanatçı kişiliğinizle neyi değiştirirdiniz?"
Bu koltuğun bana ihtiyacı yok. Aleksander, futbol adına ne yapılması gerekiyorsa bunların hepsini düşünüyor ve yapıyor. Bu görevi ondan daha iyi yapamazsınız.
"YAPAY ZEKA GÜÇ MÜ KÖLELİK Mİ!"
"Fotoğrafçılıkta da futbolda da teknoloji ön plana çıkıyor. Teknoloji, duygulara hitap eden işleri öldürüyor mu?"
Her zaman ilerlemenin insanlığın yararına olduğunu düşünüyorum. Sorun şu ki; insanlık teknolojiyi kullanacak kadar olgunlaşmış mı? Yoksa onun kölesi mi olmuş. Bunun ayrımını yapmak gerekiyor. Şu an yapay zeka çok güçlü. Bunu nerede ve nasıl kullanacağımızı seçmemiz gerekiyor. Yapay zekayla bir şey yapıp, "Bu bir sanat eseri" diyemezsiniz. Ayrıca şu anda şöyle şeyler oluyor, eski bir sanat eserini alıp, yapay zekayla onu dönüştürüp "Bu benim sanat eserim" deniyor. Buna karşıyım.
"FUTBOLDAKİ ADANMIŞLIK BAĞIMLILIK YAPIYOR"
"Futbol sahaları coşkunun, heyecanın, üzüntünün bir arada yaşandığı yerler. Bir gün bir futbol maçında fotoğraf çekmek ister misiniz?"
Zaten çektim. Bu beni gerçekten cezbeden bir şey. Oyuna olan tam bağlılık ve taraftarlar arasındaki duygu tam olarak insanda bağımlılık yapan bir şey. Bir maça herkesin aynı şekilde kendini adaması inanılmaz bir olay.
"Fotoğraf sizin için nedir, anı ölümsüzleştirmek mi yoksa tarihe iz bırakmak mı?"
İkisi de diyebilirim. Hem anı ölümsüzleştiriyorsunuz hem de gelecek yıllara bir belge bırakıyorsunuz. Fotoğrafçılık benim hayatım. Eşim her zaman benimle dalga geçiyor, "Her konuyu fotoğrafa bağlıyorsun" diye. Tartıştığımız konu neyse sonunu fotoğrafa bağlayıp devam ediyoruz.
DAVİD BECKHAM OYNAYACAK MI?
"3 tane kızınız var. Evde sanat mı yoksa futbol mu konuşuluyor?"
Hepsi fan derecesinde futbol taraftarı. Ama başlangıçta biz, Aleksander'ı bir hayli rahatsız ediyorduk. Kızlarımız sürekli bir şey soruyordu. Nerede maç var? Kim oynuyor? Hangi takım daha şanslı? David Beckham bu maçta oynayacak mı? Ama artık biz de futbol konusunda uzmanlaştık.
"Cesur kararlar almaktan çekinmeyen güçlü bir figürsünüz? Eşiniz de güçlü bir figür. İki güçlü karakterin evdeki uyumu nasıl?"
Arada çok güzel kavgalarımız oluyor. Ama o bizim özelimize giriyor. Bunları anlatmasam daha doğru olur. Bunu kendimize saklayalım (gülerek).
"Bir futbol figürünü ya da bir spor figürünü fotoğraflamak isterseniz geçmişten ya da bugünden o kim olurdu?"
(Gülerek) Bana bunu sormayın lütfen. Cevap vermem hiç doğru olmaz.
"İSTANBUL BİR KAREYE SIĞMAZ"
"Tarihe geçen pek çok maça eşinizle birlikte gidiyorsunuz. Tribünde neler hissediyorsunuz?"
Genellikle Şampiyonlar Ligi finallerine gidiyorum. İstanbul'u da ilk kez böyle ziyaret etmiştim. (2023 İnter-M.City) Hatta şu an sergimizin olduğu yerde bir akşam yemeği yemiştik. Tersane İstanbul'a geldiğim ilk günden bugüne kadar ki değişimi de bu geldiğimde net olarak gördüm.
"İstanbul'u bir fotoğraf karesine sığdırmanız gerekse o karede neler olur?"
Bunu söylemesi çok zor. Ne söylersem söyleyeyim bu çok klişe olur. İstanbul bir karede anlatılacak bir şehir değil. İstanbul'u çok seviyorum. Bir sergi açma fikrini daha önce de düşünmüştüm. Türk gelenekleri ve tarihi ilgimi çekiyor. İstanbul'a ilk geldiğimde şehrin enerjisi beni etkilemişti. İstanbul Contemporary tarafından sergi için davetiye aldığımda da memnuniyetle kabul ettim.