Portekiz'in başkenti Lizbon, kültürel ve tarihi birikimiyle hiç kuşkusuz Avrupa'nın en özel destinasyonlarından bir tanesi. Bulunduğu coğrafyanın etkisiyle özellikle Ortaçağ''a birçok medeniyetin üzerinde hak iddia etmesine ek olarak 15. ve 16. yüzyıllardaki denizcilik faaliyetleri, 7 tepe üzerine kurulu kentin bu birikime sahip olmasının ana etkenlerini oluşturuyor.İşte Lizbon için gezilecek yerler listesi...
BELÉM KULESİ
Aziz Vincent Kulesi adıyla da tanınan yapı, savunma sisteminin bir parçası olarak Tagus Nehri'nin kuzey kıyısına 1514-1520 yılları arasında inşa edilmiş. I. Manuel döneminin mimari harikası olarak anılan kule, 30 metre yüksekliğe ve 4 kata sahip. İnşasında kireç taşı kullanılan yapının hemen yanında askerlerin konuşlanması için kullanılan bir tabya bulunuyor.
SÃO JORGE KALESİ
M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren askeri yapılara ev sahipliği yapmaya başlayan bir tepe üzerinde yükselen São Jorge Kalesi, 11. yüzyılın ortalarında Morolar tarafından inşa edilmiş.
Moro mimarisine dair önemli detayları bünyesinde barındıran kale, altın çağını ise 1147'de Afonso Henriques'in Kuzey Avrupa'dan gelen şövalyelerin desteği ile kenti ele geçirmesinden sonra yaşamaya başlamış. 1255'te Lizbon krallığın başkenti haline geldiğinde, III. Alfonso yönetim merkezi olarak kaleyi seçmiş.
JERÓNİMOS MANASTIRI
Belém Kulesi'ne yakın konumdaki Jerónimos Manastırı, eski bir kilisenin yerine I. Manuel'in emri doğrultusunda 1501-1601 yılları arasında inşa edilmiş.
Uzun süren yapım süreci için gerekli bütçe, denizcilik faaliyetleri sonucunda Afrika ve Orta Doğu'dan elde edilen ticari kazançla oluşturulmuş. Uzunca bir süre denizcilere yardım eden keşişlere ev sahipliği yapan manastır, tıpkı kule gibi geç Gotik mimarinin Portekiz'de benimsenmiş hali olan Manueline stilinde tasarlanmış.
ALFAMA BÖLGESİ
Lizbon'un en eski mahallelerinden Alfama Bölgesi'nin geçmişi 12. yüzyıla kadar uzanıyor. Kentte ağır hasara yol açan 1755'teki deprem felaketinden fazla etkilenmediği için tarihi dokusunu günümüze hiç bozulmadan taşımayı başaran yerleşim bölgesi, São Jorge Kalesi ile Tagus Nehri arasında uzanıyor. Yamaca kurulu mahalle adını, dilimizdeki karşılığı "hamam" olan Arapça "Al-hamma" kelimesinden alıyor.
SANTA JUSTA ASANSÖRÜ
Mimar Raoul Mesnier du Ponsard'ın tasarımına bağlı kalınarak 1900-1902 yılları arasında inşa edilen 45 metre yüksekliğindeki asansör, ilk açıldığında yerel halkın yoğun ilgisine maruz kalmış. Günümüzde ise tarihi araç, gezginlere kısa sürede iki yerleşim bölgesi arasında geçiş yapma olanağının dışında seyir terası aracılığıyla Baixa'nın gösterişli manzarasının tadını çıkarma imkânı sunuyor.
Tasarımında tercih edilen stil nedeniyle Eyfel Kulesi ile büyük benzerlikler gösteren asansör, hizmet vermeye başladığı ilk yıllarda buhar gücüyle çalışıyormuş. Ancak 1907 yılında orijinal sistem, yerini elektrikle çalışan daha güçlü bir motora bırakmış. Asansörde yukarıya doğru aynı anda 20 kişi yolculuk yapabiliyor. Aşağıya inerken ise yalnızca 15 kişinin binmesine izin veriliyor.
LİZBON OKYANUS AKVARYUMU
Avrupa'da alanında en büyük 2. tesis olma özelliğini taşıyan Lizbon Okyanus Akvaryumu, 1998 yılında gerçekleştirilen ticaret fuarı kapsamında açılmış.
Kentin en önemli cazibe merkezleri arasında sayılan Milletler Parkı'nın içerisinde, kıyıdan birkaç metre açığa inşa edilen 2 katlı bir binada faaliyet gösteren akvaryum, 450 farklı türden 15 binin üzerinde su altı canlısına ev sahipliği yapıyor.
GULBENKİAN MÜZESİ
Sanat tutkunlarının yoğun ilgi gösterdikleri Gulbenkian Müzesi, Orta Doğu'da petrol ticareti yaparak hatırı sayılır bir servete sahip olan ve ömrünün son yıllarında Portekiz'e yerleşen Calouste Gulbenkian'ın vasiyeti doğrultusunda 1969 yılında açılmış.
Yaşamının büyük bölümünü Osmanlı himayesindeki topraklarda geçiren iş insanının oluşturduğu 6 bin parçalık değerli koleksiyon, kuzey binasında sergileniyor. Kültürel tesiste gösterimi yapılan modern koleksiyon ise 1956 yılından itibaren vakıf tarafından toplanan eserleri bünyesinde barındırıyor.
KEŞİFLER ANITI
Belém'de zaman geçirirken mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye edeceğim Keşifler Anıtı, ilk olarak Dünya Fuarı için 1940 yılında Cottinelli Telmo ve Leopold de Almeida tarafından demir ve çimento iskelet kullanılarak inşa edilmiş.
Anıt, günümüzdeki haliyle "Kâşif" lakaplı Prens Henry'nin 500. ölüm yıldönümü anısına 1960'ta yeniden yaptırılmış. 1985 yılında ziyarete açılan 56 metre yüksekliğe sahip eserin yeniden yapım sürecini Mimar Fernando Ramalho üstlenmiş.
PEDRO IV (ROSSİO) MEYDANI
Kentin en canlı yerleşim bölgelerinden biri olan Baixa'nın sınırları içerisindeki meydan, Rua Augusta'nın kuzeyinde yer alıyor. Etrafında çok sayıda restoran, bar, otel ve alışveriş yeri bulunduğundan yerel halkın "Rossio" ismiyle andıkları meydan, gezginler için cazip bir konaklama bölgesi haline geliyor.
LİZBON KATEDRALİ
Yerel halkın "Sé de Lisboa" ismiyle andığı Lizbon Katedrali'nin yapım süreci, Kral Afonso Henriques'in kentin kontrolünü ele geçirdiği 1147 yılında başlamış. Süreç ilerledikçe tasarımında birçok değişiklik yapılan katedralin tamamlandığı tarihse 13. yüzyılın başına denk geliyor.
BAİRRO ALTO
Adının dilimizdeki karşılığı "Üst Mahalle" anlamına gelen Bairro Alto, popüler komşusu Chiado ile birlikte Fado'nun ve gece hayatının merkezi olarak anılıyor.
RUA AUGUSTA
Nehre paralel uzanan Rua Augusta, gerek yeme-içme gerekse de alışveriş olanaklarının çeşitliliği ile konuklarını fazlasıyla memnun ediyor.
Araç trafiğine kapalı tutulan cadde, Rossio ile Ticaret Meydanı arasında uzanıyor. Her zevke ve yaşa hitap eden mağazalar, yerel lezzetlerin sunulduğu kafeler, çiçekçiler ile dolu caddede ilerlerken performanslarıyla size keyif dolu anlar sunabiliyor.
BERARDO MÜZESİ
2007 yılında kurulan Berardo Müzesi, Belém Kültür Merkezi bünyesindeki sergi alanında faaliyetlerini sürdüren kültürel tesis, koleksiyoner ve iş insanı Jose Berardo'nun adını taşıyor.
Kalıcı koleksiyonu Berardo'nun biriktirdiği eserlerden oluşan müzede, 20. yüzyıldan günümüze kadarki süreçte oluşturulmuş modern ve çağdaş sanat eserlerine de yer veriliyor.
SİNTRA KASABASI
Aniden ortaya çıkan ve ortama gizem katan sisi, taze ürünlerin yetiştirildiği çiftlikleri, yemyeşil tepelerini süsleyen tarihi yapıları ile Sintra, büyülü ve eşsiz bir yer izlenimi veriyor.
Kasabanın barındırdığı tüm güzelliklerin tadını çıkarmak için normalde 3 gün ayırmak gerekiyor. Tabii sadece belli başlı yerlere odaklanıp, yerleşimi günübirlik ziyaret ederek de aynı hissi tadabilirsiniz.
CASCAİS
Cascais yerleşimin merkezine yakın konumdaki plajlar, sakin yapıları ile özellikle çocuklu ailelere güvenli ortamı sunuyor. Kuzeyde, Serra de Sintra Doğa Parkı'nın sınırları içerisinde kalan alanlarsa büyük dalgalara açık olmaları nedeniyle sörfçülerin ilgisini çekiyor.
25 NİSAN KÖPRÜSÜ
Avrupa'nın en uzun asma köprüsü, 1966 yılında ülkeyi yöneten Salazar'ın adıyla hizmete açılmış. Ancak sonraki yıllarda yapının ismi, Portekiz'in diktatörlükten demokrasiye geçişini sağlayan Karanfil Devrim'in gerçekleştiği tarih ile değiştirilmiş.
Yapımı 45 ay süren köprüde Golden Gate'i de tasarlayan ekibin imzası bulunuyor. Bu nedenle yapı, Amerika'daki öncülünün daha küçük bir kopyası gibi duruyor. Köprüde önce 6 şeritli araç yoluna sahip tek kat bulunuyormuş. 1999 yılında yapıya trenlerin de geçiş yapabilmesi için bir kat daha eklenmiş.