15 dakikada ÖSYM tarihinin en meşhur başkanı oluveren Prof. Dr. Ali Demir’in akademik hayatı başarılarla dolu. Ancak altı aylık ÖSYM başkanlığı kariyeri için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Demir, görevindeki acemiliğiyle bir gizli servisin başına atanmış bir heykeltıraşı andırıyor
Mart ayının son günlerinde, aynı anda dört mevsimi yaşayan memleketin güneşli ve yağmurlu, ayaz ve karlı köşelerinde 1 milyon 692 bin 345 öğrenci hayatlarının en zor sınavlarından birini veriyor. Öğrencilerin, hatırı sayılır bir seçmen sayısına -3 milyondan fazla- tekabül eden ebeveynleri ise okul önlerinde oyalanmakta.
Doğumhane kapısında bekleyen müstakbel babalar gibi heyecanlı ve tedirginler. Aralarında Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni ‘laik nesiller’ kazandırmak isteyen birinci cumhuriyetçiler de var; çocuklarını, ceplerine okunmuş şeker koyarak dualarla sınava uğurlayan muhafazakârlar da...
Çok çocuklu bir Kürt ailesinin okuyan ilk ferdi olup yalnızca sülalesinin değil, bütün sosyal çevresinin, aşiretinin medarı iftiharı olmayı hedefleyen çocukların anababaları da okul önlerinde bekleşiyor.
İnanç, ideoloji, kimlik gibi kavramlardan azade, bir kuşağın geleceğinin inşa edildiği imtihan, Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS), 27 Mart 2011 günü 12:40 sularında bitiyor ve öğrenciler okul çıkışında anne-babaları, akraba ve arkadaşlarıyla buluşuyor. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) prodüktörü olduğu herhangi bir sınavdan çıkınca ne tür konuşmalar yapılırsa, o konuşmalar yapılıyor.
Henüz ortada ‘şifre’, ‘algoritma’, ‘mod medyan’ gibi rutin dışı ifadeler dolaşmıyor. Gerçi sınavdan önce internette, bazı sanal mahfillerde sonradan epey medyatik hale gelecek ‘mod medyan’ kelimesinin telaffuz edildiği söyleniyor, ama bunu öğrenmek için de şifre şayiasının yayıldığı bir hafta sonrasını beklemek gerek.
15 DAKİKADA MEŞHUR OLDU
Sınavın üzerinden bir hafta geçtikten sonra Artvinli bir velinin iddiası üzerine ortalık karıştı. İddianın özeti şuydu: YGS’de rakamsal cevapları olan sorularda şifreleme yöntemiyle kopya uygulanmıştı.
İddia basına yansıyınca bir zamanların Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) gibi Türkiye’nin en güvenilir müesseselerinin başında gelen ÖSYM’yi, çok değil birkaç gün içinde ülkenin, güvenilirliği en tartışmalı kurumu haline getirecek süreç başladı.
Bu arada o güne kadar adını çok az sayıda insanın bildiği Prof. Dr. Ali Demir de 15 dakikalığına değil, ama 15 dakikada ÖSYM’nin gelmiş geçmiş en meşhur başkanı oluverdi. Demir, ihtimaldir ki, ÖSYM’nin, “Herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olacak,” sözünün sahibi Andy Warhol’un teorisine uyan ilk ve belki de tek başkanı olarak tarihe geçecek.
Biz de ister seçimden önce ister seçimden sonra istifa etsin, ister yasaya göre görevden de alınamayacağı için dört sene boyunca makamında oturarak demirbaş olmayı seçsin, ÖSYM’nin demir başkanı Ali Demir’in portresini yazarak onun tarihselleşme öyküsüne katkıda bulunalım istedik. 1959 doğumlu Ali Demir, 1982 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu.
İTÜ Tasarım Mühendisliği’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Doktorasını, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bursuyla gittiği yeşil ve şirin İngiltere kenti Leicester’da bulunan Loughborough Üniversitesi’nde tekstil mühendisliği alanında yaptı. Aynı üniversitenin Kriminoloji Merkezi’nde, ekranlardaki hararetli tartışma programlarından tanıdığımız Önder Aytaç da master yapmış. Aytaç’ın tez konusu ‘Hapishaneler, Problemleri ve Alternatif Cezalandırma Sistemleri’.
Ali Demir’in akademik uzmanlık alanları ise tekstil, makine ve fen bilimleri. İTÜ’de Tekstil Mühendisliği Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapan ve ÖSYM’ye atanmadan önce Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’nü yürüten Ali Demir, tekstil alanında birçok projeye danışmanlık yapmış bir isim. Arkadaşlarının verdiği bilgiye göre danışmanlık yaptığı şirketler arasında İsviçreli bir tekstil firması da bulunuyor.
Demir’in akademik hayatının en dikkate değer vakalarından biri 1990 yılında yazdığı bir makaleyle ilgili intihal (aşırma) suçlaması. ÖSYM Başkanı, bir iddiaya göre 21 yıl önce ‘sehven’ intihal de yapmış ve özür dilemiş bir akademisyen. Ali Demir’in arkadaşları ise intihal iddiasının doğru olmadığını savunuyor. İki kız babası olan Ali Demir’in her iki kızı da Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde okuyor. Çocuklar anne mesleği olan diş hekimliğini seçmiş.
‘DERİN ÖSYM’ İDDİASI
YGS 2011’de önceden tasarlanmış bir şifrenin olup olmadığı ya da bir aydır yaşananların bir acemilikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma neticelenince ortaya çıkacak. Şifre operasyonunun, ÖSYM içindeki bir grup tarafından Demir’i ve dolayısıyla hükümeti zor durumda bırakmak için kurgulandığını iddia edenler de var.
Bu iddiayı ortaya atanlar Ali Demir’in tezgaha getirildiğini söylüyor. Orası bilinmez ama Demir’in ÖSYM tecrübesi olmadığı için muhtemel bir ‘derin ÖSYM’ operasyonuna kontr-espiyonajla cevap verme yeteneğinden yoksun olduğu görülüyor. Demir, bu yönüyle bir gizli servisin başına atanmış bir heykeltıraşı andırıyor. Ama bu ihtimal bile Ali Demir’i haklı çıkarmaya yetmez.
YGS ve son olarak İzmir’deki ALES skandalından ötürü ismi epey yıpranan Ali Demir, ne zamana kadar bilinmez ama şimdilik görevinin başında. ÖSYM başkanları dört yıllığına atanıyor ve yeni yasal düzenlemeye göre bu süre zarfında kolay kolay görevden alınamıyor.
Bunun meali şu: Demir, adı çok yıpransa da görevden alınamaz. Ancak istifa eder/ettirilir ki, seçimlerden önce veya sonra bu ihtimalin gündeme geleceği ve ‘emir demiri keser’ kuralının işleyeceği konuşuluyor.
Demir’in, istenmeden koltuğunda oturmaya devam ederse, artan toplumsal tepkimeler sonucunda eriyik hale dönüşme, hatta buharlaşma riski de bulunuyor. ÖSYM Başkanı’nın buna meydan vermeden istifa ederek -’bürokratik harakiri’ yaparak- tartışmalara son verme ihtimali de mevcut elbette.
Hangi ihtimal söz konusu olursa olsun akıldan çıkarılmaması gereken bir doğru var: ‘Ali Demir’i koltuğundan edeceğiz’ derken her yıl 2 milyona yakın öğrencinin girdiği, yeni nesillerin geleceğinin belirlendiği sınavı yapan kurumun, ÖSYM’nin de fazla yıpratılmaması gerekiyor.
Savaşta değil ama barışta TSK’dan bile daha önemli olan bu kuruma güvenin kaybolduğu bir ortamda öğrenciler -gerçekliği olsun olmasınsınavlarda hep kayırma olduğu algısına kapılırsa centilmence rekabeti, Survivor adasındaki vahşi savaşın bir benzerine çevirir ve böylelikle kendileri de harp koşullarında birer sosyal vampire, drakulaya dönüşür.
‘SEHVEN ÖLDÜRDÜM’ DER GİBİ
Ali Demir’in ÖSYM kariyeri (intihal suçlaması ‘bir anlığına unutulursa’) parlak sayılabilecek akademik kariyeri gibi pozitif çağrışımlarla anılmayacak. Selefi Prof. Dr. Ünal Yarımağan, yine bir sınav skandalı yüzünden istifa etmek zorunda kalınca Eylül 2010’da ÖSYM Başkanlığı koltuğuna oturan Demir, bu görevinde altıncı ayını henüz doldurmuştu ki YGS olayı patlak verdi. Demir, bunun üzerine ilk olarak 3 Nisan’da basın önüne çıktı ve “Bir şifreleme söz konusu değil,” dedi.
Kamuoyunda tepkiler artınca 6 Nisan’da ikinci kez basın toplantısı düzenledi ve içinde ‘acemilik, işgüzarlık ve eksiklik’ gibi kafaları iyiden iyiye karıştıran kelimelerin geçtiği bir açıklama yaptı.
“Bu, dijital baskı programıyla ilk defa yaptığımız bir iş. Yeni bir model araba türetildiğinde bir miktar arıza olur,” dedi. Bazı okullarda sınava sadece kız öğrencilerin girmesini ‘pozitif ayrımcılık’ ile açıklamaya çalıştı.
Pozitif de olsa ağzında öldürücü bir füzeye dönüşebilecek olan ‘ayrımcılık’ kelimesinin sınav kelimesiyle birlikte anılmaması gerektiğini hesap edemedi. Sonuç olarak Demir, kamuoyuna çelişkili açıklamalar yaparken istemeden bir cinayet işledikten sonra, “Sehven öldürdüm. Özür dilerim,” der gibiydi.
KALVİNİST AKADEMİSYEN
Ali Demir, 1 Kasım 1959’da Konya’da tüccar bir baba ile ev hanımı bir annenin oğlu olarak doğdu. Onu tanıyanların verdiği bilgiye göre Demir, Konya kent merkezinde büyümüş ve çalışıp biriktirmeyi esas alan Kalvinist ahlakı ilk gençlik yıllarında edinmiş biri. Tabii geleceğin akademisyeni olarak onun çalışıp biriktirdiği şey, babası gibi para değil, bilgiydi. Demir okul yıllarında başarılı bir öğrenciydi. Aslında akademik hayatı da başarılı geçecek, öğrencisi olan gençler onu çok sevecekti. Gelgelelim ÖSYM başkanı olduktan sonra gündemden düşmeyen sınav skandalı yüzünden gençlik nezdinde imajı ziyadesiyle bozuldu.