Türkiye Altın Madencileri Derneğinden alınan bilgilere göre, 1997 yılından bu yana yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda Türkiye'nin toplam altın potansiyelinin tahmini 6 bin 500 ton olduğu tahmin ediliyor.
Sosyal yapısı ve altına dayalı gelenekleri gereği Türkiye, dünyada kişi başına en fazla altın satın alan ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Son 23 yılın verilerine göre, Türkiye'nin yıllık altın talebi yaklaşık 150 ton civarında. Söz konusu altın talebinin yaklaşık yüzde 15'ini Türkiye kendi kaynaklarından üretirken, geri kalanı ithal ediliyor.
Sondajlar yapılarak cevher tespit edilmesinin ardından delici makineler aracılığıyla yerleştirilen dinamitlerle patlatılan kayalar, kamyonlarla entegre tesise taşınarak, işleme ünitelerine giriyor.
Burada işlenen 1 ton kayadan ortalama 4 gram altın elde ediliyor. Haftalık olarak döküm işlemleri ile külçe haline getirilen altınlar, ülke ekonomisine kazandırılıyor.
Elde edilen altın ve gümüş karışımından oluşan ve 'dore' olarak adlandırılan külçeler, önce altın rafinerisine gönderilerek yüzde 99 saflığa kavuşturulup, sonra da borsada işlem görerek milli ekonomiye giriyor.
Bu alanda yaklaşık 1 milyon 400 bin ton cevher potansiyelinin tespit edildiğini belirten Kuzum, başka alternatif damar tespitlerinin de yapıldığını ve tesisin ömrünün uzatılması için çalışmalarının sürdüğünü dile getirdi.
Kuzum, buradaki alanda entegre bir tesis kurduklarına dikkati çekerek, "Cevher dolu kayalar, toprak altından çıkarıldıktan sonra kırım işlemi uygulanıyor. İlk olarak 10 santimetre küçüklüğe indiriliyor. Bir sonraki aşamada bir santimetreye kadar kalınlığa düşüyor. Buradan değirmenlere giderek, 100 mikron civarına kadar taş unu şeklinde öğütülüyor." dedi.
Bu işlemlerinin ardından öğütülen cevherin tesisin içerisindeki başka bir bölümde bulunan tanklara gittiğini anlatan Kuzum, şöyle devam etti:
"Burası tamamen kapalı sistem. Bir kimya fabrikası gibi çalışıyor ve açıkta hiçbir şey göremezsiniz. Tankların içinde siyanürlü çözelti içinde hava verilerek, büyük pervanelerle karıştırılarak, altın ve gümüş metallerinin iyonize edilerek alınması söz konusu. Daha sonra bu altın, aynı tankların içinde aktif karbona yüklenir, filtrasyon yapılır ve döküm çamuru dediğimiz kek şeklinde parçalar elde edilir. Bu parçalar ergitme yoluyla döküme tabi tutularak, altın ve gümüş karışımı dore adı verilen bir külçe elde edilir. Buradan rafinelere gider ve yüzde 99 saflığa kavuşturularak devlet kontrolünde damgalanarak borsaya girer."
Kuzum, üretimin ardından kalan atıklara kontrollü bir şekilde müdahale edildiğini vurguladı.
Atıkların kapalı bir boru sistemiyle atık havuzuna gönderildiğini aktaran Kuzum, "Buraya gönderilmeden önce serbest siyanürü doğada çözünmeyen kararlı bileşikler haline getiren 'İnco' yöntemi denilen bakır sülfat ve hava ilavesiyle serbest siyanür riski ortadan kaldırılır ve havaya veya suya karışması tamamen engellenir." ifadelerini kullandı.