TULUHAN TEKELİOĞLU
atv’nin yeni dizisi Al Yazmalım’da Cemşit olarak izleyeceğimiz oyuncu Barış Falay, “Oyunculuğu kutsamıyorum. Tiyatro mabettir derler ama benim için mabet değil, evimdir,” diyor
Cengiz Aytmatov’un nefis romanından uyarlanan, Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın birbirlerine âşık olduğu Selvi Boylum Al Yazmalım filmini, dizi (Al Yazmalım) olarak pazartesi akşamları atv’de izleyeceğiz; Cemşit rolünde de Barış Falay’ı... Hepimizin hafızasında ayrı bir yeri olan bu filmin en ilginç kişisiydi Cemşit. Ahmet Mekin, o rolde unutulmazdı. Sevmek mi önemli, sevilmek mi? Bir kadın hangisini seçer? Tutkuyla sevdiği adamı mı, yoksa ona emek vereni mi? Barış Falay’ın işi zor...
- Brüksel’de, Grand Meydanı’nda Arap turistlerin ‘Aliii!’ diye üzerinize atladığı anı unutamıyorum. Bu uluslararası ün, uluslararası kapıları açtı mı önünüzde?
- Ezel, 33 ülkeye satıldı. Arap ülkelerine, Balkanlar’a, Türki cumhuriyetlere... Havaalanında gelip benimle Arapça konuşmak isteyen bile oluyor. Acayip bir durum. İyi ki 20’li yaşlarımda karşılaşmadım bu yoğun ilgiyle. Kafamı mutlaka karştırırdı. Mesleğe, televizyona iş yapayım diye başlamadım. Tiyatro yapmak için okulunu okudum. 32 yaşımdan sonra televizyon kısmıyla, şöhret kısmıyla tanıştım.
- Mutluluğu getiren aile mi oldu, şöhret mi?
- Mutluluğu getiren kesinlikle aile oldu! Benim Esra (Ronabar) ile tanışmamla biraz da kafam açıldı. (Gülüyor). Onu tanıyana kadar sadece tiyatro yapıyordum. Esra da oyuncu ve ‘Sen deli misin, niye televizyonda, dizilerde çalışmıyorsun?’ dedi. Beni televizyon için yüreklendiren Esra oldu. Şöhreti karıma borçluyum. (Gülüyor). Ama onu görecek vaktim şimdi daha az. Şöyle deliksiz bir uyku çekmeyi öyle özledim ki... Dört senedir tatil yapmıyorum. Haftada 100-120 saat çalışıyoruz. Bir yandan da tiyatro var. Setlerdeki karavanlar, dışardan bakınca lüks gibi algılanıyor. Oysa onlara çok ihtiyaç var. 20 saat çalışıyorsanız, günde 20 dakika kafanızı bir yere koyup uyumak zorunda kalıyorsunuz.
- ‘Ezel olmasaydı, iyi bir oyuncu olduğumu, birkaç bin tiyatro seyircisinden başka kimse bilemeyecekti,’ diyor musunuz?
- Bilmiyorum. Televizyonun öyle bir durumu var, doğru. Sinemada bile en fazla gişe yapan film, 4 milyon, 5 milyon... Televizyonda çok daha fazla insana ulaşıyorsunuz. Buna bir de başka ülkeler eklenince, sinir bozucu bir durum oluşuyor. Aslında şansa inanmıyorum. İnandığım şey şu: ‘Siz kendinizi getirdiğiniz yer kadarsınız bu hayatta.’ Ben oyunculuğu bilerek, isteyerek seçtim. Ama oyunculuğun şöhret kısmı, her saniye hayatınız başkalarının elinde oluyor algısı, pek sevimli değil.
- Şu an Türkiye’nin ‘en sevilen kötü adamı’sınız...
- Kimse salt iyi, salt kötü olamaz. Kötü adam, ‘Ben şimdi kötülük yapacağım,’ gibi bir algıyla hareket etmiyor. Onun doğru olduğuna, gerçek olduğuna inanıyor; öyle olması gerektiğine inanıyor. Bir role yaklaşırken, bu adam kötü, bu adam iyi diye ayırmıyorum. İyi adam da saçmalayabiliyor. Zaten dünya edebiyatı, dünya tiyatrosu başkarakterlerin saçmalaması üzerine kurulu.
- Eşinizin en büyük hayali sizinle evlenebilmekmiş. Sizin için de mi böyleydi?
- Ben Esra’yı gördüğüm anda ‘İşte bu,’ dedim... Aşk muhteşem bir şey. Beyin kimyamızla fena halde alakalı. Hastalık hali... Evlendik. Sekiz senedir tanışıyoruz ve bu hastalık hali devam ediyor. Bir yandan âşığım, bir yandan da eleştirilerinden bazen bunalmıyor değilim. Beni en fazla eleştiren, en çok yerden yere vuran Esra’dır. Kızıyorum bazen. Çünkü eleştiri seven bir adam değilim, eleştiriyle beslenen biri hiç değilim. Bana pohpohlanmak iyi geliyor. (Gülüyor). ‘Çok iyisin, çok güzel oynuyorsun,’ demeleri daha iyi geliyor.
- Kötü adamdan iyi kalpli adama geçiş yapıyorsunuz. Türk sinemasının en güzel filmlerinden biriydi Selvi Boylum, Al Yazmalım. Cemşit de her kadının aradığı adam. Kadınlar, Barış Falay’ın Cemşit’ine âşık olacak mı?
- (Kahkahayla gülüyor.) Hiç böyle düşünmemiştim. Sevgiye emek veren adamı kim sevmez ki? Cemşit’i sevmemdeki baş nedenlerden biri Ahmet Mekin’dir. Çok sahici, gerçek bir oyuncu. Ama onun etkisinde kalmamam lazım. Dizide Mahinur (Ergun) başka bir şeyler eklemiş hem senaryoya hem karaktere. Emeği yüceltiyor. ‘Bir şeye emek verirseniz, o olur. Kadınla aranızda güzel bir aşk gelişir,’ diyor.
ÇOCUĞUM TELEVİZYONU TANIMIYOR
- Sevmeyi mi istersiniz sevilmeyi mi?
- Birbirinden kopabilecek şeyler değil bunlar bence. Ortada büyük bir emek varsa, emek kazanandır ! Tutku her zaman kazanmaz.
- Sevmediğiniz biri size çok emek verdi diye âşık olur musunuz ona?
- Senin için çaba vermişse, çok kıymetli bir şey. Bence âşık olabilirsin. Öbür türlüsü zaten geçiyor. Size bir emek harcanmıyorsa, siz emek harcamak istemiyorsanız, sevgi bitiyor. Mesela 23 yıldır tiyatroya emek veriyorum, bir kalemde silip atamam.
- Yalıda oturacak kadar para biriktirebildiniz mi peki?
- Yalı? Çok şekersiniz... Yalıda oturacak kadar para sahibi olmak, artık maddiyatla ilgili bir şey düşünmemek demek. Hayır, hâlâ kredi ödüyorum. Yani evet, sonunda bir eve girdim ama hâlâ onun borcunu ödüyorum.
- Evde dizi izliyor musunuz?
- Bebek için akşam 21.30’a kadar evde televizyon açılmıyor. Rüzgar iki buçuk yaşında. Televizyonu hâlâ tanımıyor. Birtakım profesörler, bize bunun doğru olduğunu söyledi. Biz de çağın bilimine inanmak istiyoruz. Bana da mantıklı geliyor. Televizyon o yaştaki bir bebekte kilitlenme yaratıyor, yeni şeylere açık olmasını engelliyor. Rüzgar için yıllardır organik pazardan alışveriş ediyoruz, organik giysiler alıyoruz. Bilgisayardan, televizyondan, cep telefonundan uzak tutuyoruz. Evde olduğum nadir anlarda televizyonu açmışsak, şöyle bir bakıyoruz, ne var ne yok takip ediyoruz. Hangi dizilerin başladığını televizyondan öğreniyorum. (Gülüyor.)
- Televizyon insanı megalomanlaştırıyor mu ?
- Mecburiyetten. ‘En iyi benim,’ demezsem, gerek tiyatroda, gerek dizide nasıl insanların önüne çıkıp, şekilden şekle girebilirim ki... Önce benim inanmam gerekiyor. ‘Çok iyi ağlarım, ben burada öyle bir ağlarım ki, fena ağlatırım,’ falan demem gerekiyor.
- Ne tuhaf, tek başına uluslararası bir oyuncu çıkaramıyoruz ama dizilerle birçok oyuncumuz uluslararası oldu...
- Aynen öyle... İlla yurtdışı hedefim yok. Büyük hedefler koyup, ağırlığı altında ezilmek istemiyorum. Oyunculuğu da kutsamıyorum. Tiyatro mabettir filan derler ya; benim için mabet filan değildir, evimdir. Evim gibi yerde rahat ederim. Evim gibi hissetmezsem, kasılırsam, zaten seyirci sevmez beni.
- Kasılma anlarınız oluyor mu?
- Evet, oluyor. Her oyuncunun da olur. Rahatlama tekniklerimiz var ama...
- Sizin rahatlama tekniğinizi merak ettim.
- Çok gerginsem, sete giderken arabada küfür ederim. Çok rahatlatıcı. Beni öfkelendiren herkese küfreder, etrafa saydırırım. Deşarj oluyorum. (Gülüyor.)
KENDİME KISKANÇ KOCA DERSEM, BANA GÜLERLER
- Eskiden Müjde Ar’a âşıkmışsınız. Nasıl kadınlardan hoşlanırsınız?
- ‘Kadın’ kadınları sevirim. Cinsel kimliğinin farkında olan ama bunu koz olarak kullanmayan ve o gücün pozitif enerjisinden yararlanan kadınları severim. Bu konu hakkında saatlerce konuşabilirim. Zayıf insanları sevmiyorum. Hayatta güçlü duran, kendi olabilen, hayatla savaşan kadınları seviyorum. Benimle birlikte yükselsin, o bana yardım etsin, ben de ona yardım edeyim, bunu seviyorum. Hizmetçiye ihtiyaç duymadım hayatımda hiç. Bu paraları kazanmadan önce de evimin temizliğini kendim yapıyordum, bulaşığımı da, çamaşırımı da kendim yıkıyordum. Güçlü egosu olmayan erkekler, kadına hükmetme ihtiyacı hissediyor. Krallar bağırmaz.
- Kıskanç bir koca mısınız?
- Kıskanç bir koca değilim. Hele hele Türkiye’de ben kendimi kıskanç koca olarak tarif edersem, bana gülerler. İlk evlendiğim yıl karım Adana’daydı. Bir otelde yaşıyordu. Eşim, iş çıkışı arkadaşlarıyla birinin odasında toplanıp, muhabbetler edip, keyif yapabiliyordu. Ama kıskanç biri miyim? Evet. Benim de kuruntularım oluyor elbette zaman zaman. ‘Saçmalama,’ diyorum o zaman kendi kendime. ‘Bu durum beni ezemez. Ne olur, en fazla aldatılmış olurum. O da saçma olur, çünkü karımı da tanıyorum. Sorun yok,’ diyorum ve devam ediyorum.
- Aldatılırsanız ne olur?
- Ne yapayım, ayrılırız...
- Aşk her şeyi affetmez mi?
- Sanmıyorum, öyle bir durumla karşı karşıya kalmadım ama sanmıyorum. Ben aldatırsam o da aynı şekilde davranır.
- Hayatta neyi affetmezsiniz?
- Vicdansızlığı affetmiyorum. Vicdansızlık beni saldırgan yapar. Ailem olmadan önce daha saldırgandım. Hepimizde dürtüler var. Medenileştikçe onları disipline ediyoruz. Beynimizin ön lobu bize yardım ediyor. O bizim medeniyet lobumuz.
- Sizin için vicdansızlık nedir ?
- İnsan olma algısına ve medeni bir toplumda aykırı hareket etmeye çalışan kişilerin bulunduğu ruh hali. Sistemi en öne koymuyorum, benim için insan kıymetli. Bir yakınım ölmüşken, ‘Şov devam etmeli,’ diyemem!
SAÇMALAMAYA İNANIRIM
- Cemşit olarak bizi çok ağlatacak mısınız?
- ‘Yumuşak at,’ diyorum ben o adama... Yumuşaklığı başka bir tarafa çekilmesin de (gülüyor)... O sevgi adamı. Ben de sevgi adamıyım. Gerçek sevgiye inanırım, bilgiye inanırım... Saçmalamaya inanırım.
- Baba olarak saçmaladığınız yerler var mı?
- Olmaz mı... Oğlum, fena, sinir bozucu bir yaratık; çok tatlı, çok sevimli. Normal sevginin ötesinde seviyorum ve saçmalıyorum bazen. Her dakika onu disipline etmek için hareket edemem.
- Oğlunuz Rüzgar’ın bir adı daha var: Mavi. O da mavi gözlü mü?
- Evet. Okul arkadaşlarım bana ‘Mavi,’ derdi. O mavinin içinde derinlik, ilk bakışta bir huzur, sonra içine girdikçe sahiplenme de var, öfke de var, yumuşaklık da var. Esra için Deli Mavi’yim. Esra ile bütünüyle uyumlu değilim ve bunu seviyorum. Öbürü bana çok salak geliyor.