Bingöl Çobanları, Kemalettin Kamu'nun Anadolu'nun doğal yaşamını, insan ve doğa ilişkisini, sade ama derin bir dille anlattığı eserlerinden biridir. Bu şiir, sadece çobanların gündelik yaşamını anlatmakla kalmaz; aynı zamanda Anadolu'nun kültürel dokusunu, doğayla kurulan samimi bağı ve insan ruhunun inceliklerini de gözler önüne serer. İşte Kemalettin Kamu Bingöl Çobanları şiiri incelemesi ve söz sanatları...
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum
Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı
Her adım uyandırır acı bir hatırayı!
Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda
"Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam.
Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla
Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al
Diye hıçkırır kaval.
Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun
Daima eğeceksin başkalarına boyun
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı
Yamaçlarda her aksam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an
Madem ki kara bahtın adını koydu çoban!
Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.
Nazım biçimi: serbest nazımdır
Nazım birimi: benttir (dört bent)
Ölçüsü: 14'lü hece ölçüsüdür (2 dize 7'lik)
Uyak şeması: "1.bent: aa bb cc dd / 2.bent: ee ff gg / 3.bent: hı hı ii jj kk ll mm 4.bent: nn oo öö pp"
Açıklama – Yorum
Kemalettin Kamu, "Bingöl Çobanları" şiirinde Anadolu insanının yaşamına dair samimi bir kesit sunar. Şairin kendisi de Anadolu'da yetişmiş bir köylü çocuğudur; gençliği dağlar ve kırlarla geçmiş, bu yüzden Bingöl çobanlarının hayatına yakınlık duymuştur.
"Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum,
Bu dağların eskiden âşinasıdır soyum,
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
Her gün aynı pınardan doldurup testimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla;
Kırlarda buluşuruz kızımız, karımızla."
Bu bölümde şair, Bingöl yaylalarında tanıdığı bir çobanın duygu ve düşüncelerini yansıtır. Çoban, denizi görmemiştir; soyunun dağlara aşina olduğunu, buraların bekçileri gibi yaşadığını ifade eder. Yaşamlarının büyük bir kısmı tenha derelerde ve vahşi kayalarda sürülerinin peşinde geçer. Doğayla iç içedirler; dağlar, dereler ve kayalar onların evi, yuvadır. "Ebenced" kelimesi ise halk deyişinde olduğu gibi "nesilden nesile, eskiden beri" anlamını taşır.
"Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni,
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı.
Her adım uyandırır acı bir hatırayı."
Çobanlar okuma yazma bilmez, "eski" ve "yeni" kavramları onlar için anlam taşımaz; zamanlarını doğadaki hareketlerle takip ederler. Yılların geçtiğini kuzularla anlarlar. İçlerinde bitmek bilmeyen bir özlem vardır; her gün sürülerini yanlarında bir köpekle dolaştırır, attıkları her adımda acı bir hatırayı yaşarlar.
"Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burada;
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam,
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda.
'Suna'mın başka köye gelin gittiği akşam."
Çoban, geçmişine dair anılarını ve acılarını paylaşır. Annesi onu doğanın içinde doğurmuş, babası çamlıkta son nefesini vermiştir. Kuzusunu kurda kaptırmış, sevgilisi Suna ise başka bir köye gelin gitmiştir. Şair, burada doğadaki olayların çobanın yaşamında nasıl sembolik anlamlar taşıdığını gösterir; kuzunun kurda kaptırılması, sevgilisinin kaybıyla özdeşleşir.
"Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
diye hıçkırır kaval;
Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun,
Daima eğeceksin başkalarına boyun.
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı;
Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an.
Mademki kara bahtın adını koydu çoban!"
Bingöl çobanı, attığı her adımda acı bir anıyı yaşarken, gün batımıyla birlikte kavalı aracılığıyla hüzünlerini dile getirir. Çoban, yaptığı işten dolayı küçümsendiğini hisseder; "daima başkalarına boyun eğmek" zorundadır. Şehir ve modern yaşam onlar için hayal dahi olamaz; gerçeklikleri, batmakta olan güneşe karşı uçan kuşlar ve geçip giden kervanlardır.
"… Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
Çıngırak seslerinin dağlara değdiğinden
Anlattı, uzun uzun
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla.
Karıştım o gün bugün, bu zavallı çobanla
Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına."
Şair, çobanın hayatını dinlerken onun yalnızca kendi yaşamını değil, tüm çobanların yaşamını anlattığını fark eder. Doğayla iç içe, zorluklarla dolu yaşamlarına hem hayranlık hem de hüzün duyar. Onların acılarını, sevinçlerini ve özlemlerini içselleştirir, Bingöl yaylalarını gönlünde onlara ait bir yer olarak hisseder.
Teşbih (Benzetme):
"Bekçileri gibiyiz ebenced buraların" dizesinde çobanlar, kendilerini bekçilere benzetmektedir.
Teşhis (Kişileştirme):
"Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların / Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi" dizelerinde derelere ve kayalara insan özellikleri verilmiştir.
Teşhis ve Kapalı İstiare:
"Kuzular bize söyler yılların geçtiğini. / Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek" dizelerinde "kuzular" insana benzetilmiş ve insani bir özellik (söylemek) verilmiştir. "Arzu" kelimesi ise yıldızlara benzetilerek teşhis sanatı yapılmıştır. Ayrıca bu sözler abartılı olduğundan mübalağa sanatı da içerir.
Açık İstiare:
"'Suna'mın başka köye gelin gittiği akşam" dizesinde "Suna" kelimesi aracılığıyla açık istiare kullanılmıştır.
Teşhis, İntak ve Teşbih:
"Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al, / diye hıçkırır kaval" dizelerinde kaval kişileştirilmiş ve konuşturulmuştur. Böylece teşhis ve intak sanatı yapılmıştır. Ayrıca "kuru bir yaprak gibi" ifadesinde teşbih sanatı görülür ve kavalın insana benzetilmesi nedeniyle kapalı istiare de vardır.
Kapalı İstiare ve Teşhis:
"Mademki kara bahtın adını koydu çoban!" dizesinde hem teşhis hem de kapalı istiare sanatları kullanılmıştır.
Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması):
"Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun" dizesinde, şehirden usanan aslında ruh değil, kişinin kendisidir.
Teşbih (Benzetme):
"Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına" dizesinde şair, gönlünü yaylaya benzeterek teşbih sanatını kullanmıştır.
Ünlü Türk şair Kemalettin Kamu, 15 Eylül 1901 yılında Bayburt'ta doğmuştur. Sadece edebiyat ile değil, siyaset ile de yakından ilgilenmiş ve milletvekilliği yapmıştır. Aynı zamanda, bir dönem Türk Dil Kurumu'nda terim kolu başkanlığı görevine getirilmiştir. Kamu'nun babası, Kılıçoğlu Osman Nuri Efendi'dir. Devlet memuru olan babasının görevi nedeniyle Erzurum'a taşınmış ve çocukluğunu burada geçirmiştir. Ortaokula Erzurum'da başlamış olsa da babasının atanması nedeniyle Erzincan-Refahiye'ye taşınmış ve ortaokulu orada bitirmiştir. O sıralarda Erzurum işgal altına alınmış ve bu durumu kaldıramayan babası Kılıçoğlu Osman Nuri Efendi, kalp durmasından dolayı hayatını kaybetmiştir. Bu durum karşısında üzülen aile, Erzincan'dan ayrılarak Sivas'a ve daha sonra da Kayseri'ye göç etmiştir.