Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bir başka masalı! İşte İstanbul'daki ...

deyince aklımıza ilk gelen imgeler: Yoğun bir koşturmaca, trafik, kalabalık, gökdelenler ve tempoyu çağrıştıran daha birçok şey... Fakat bu devasa kentte daha farklı bir hayat sürdürenler de var. İstanbul'un 'şehir merkezi' olarak addedilen yerlerine 35-40 dakika uzaklıktaki köylerde bambaşka bir yaşam söz konusu

Bir başka İstanbul masalı! İşte İstanbul'daki köy yaşamı...

, Türkiye'nin en büyük kenti, dünyanın ise sayılı metropollerinden biri. Öyle ki şehrin nüfusu dünyanın birçok ülkesini katlamış durumda. Aynı zamanda ülkenin defacto başkenti bile diyebiliriz burası için. Zira kültür sanatın da, ekonominin de sporun da kalbi burada atıyor desek yanılmayız...
Bu şehirde dışarıya adımımızı attığımız an kendimizi bir keşmekeşin ortasında buluruz. Yeri gelir etrafımızda dev gökdelenler yükselir yeri de gelir gece saat kaç olursa olsun her mekan hınca hınç insan dolu olur. Buraya kadar az çok zihinlere oturmuş 'İstanbul yaşamı'nın özetini yapmaya çalıştık. Peki ya bu şehirde başka bir hayatı yaşayanlar? Tüm bu curcunaya 35-40 dakika uzaklıkta şehrin temposunun tam zıttını yaşayıp İstanbul'un köylerinde hayatını sürdürenler?

Bir başka İstanbul masalı! İşte İstanbul'daki köy yaşamı...

Büyükşehirlerdeki köyler mahalle statüsüne geçmeden önce 'un bilinen 151 köyü bulunuyordu. Her ne kadar buralar resmiyette mahalle sayılsa da hâlâ çoğunda bildiğiniz yaşanıyor. Hoş, o dokuyu yitirenler de var ama onları da anlatacağız. Kimi yer kendini memur köyü olarak tanımlıyor, kimileri de balıkçılıkla, seracılıkla, hayvancılıkla geçimini sağlıyor... Tüm köylerin en büyük iki sıkıntısı ise imar izinlerinin olmayışı ve sağlık ocaklarının yetersizliği...
Bir hafta boyunca İstanbul'un en uç noktalarındaki köyleri adım adım gezdik. Yolda manda, inek sürülerine de rastladık, yeni köprünün, yeni havalimanın civar köylere nasıl etki ettiğini de gözlemledik. Huzurlarınızda Bir başka İstanbul masalı...

Bir başka İstanbul masalı! İşte İstanbul'daki köy yaşamı...

TAYAKADIN
YENİ HAVALİMANIYLA İÇ İÇE KÖY

sınırlarına giriş yapıyoruz. İlk durağımız Tayakadın Köyü. Doğrusunu söylemek gerekirse telefonumun navigasyonu "Hedefinize vardınız" dediği an sağıma soluma baktığımda içimi bir huzursuzluk kaplıyor. "Yanlış yere mi geldik acaba, haberimiz düşüyor mu yoksa" diyorum. Neden mi? Eh, "'daki köy yaşamını konu alıyoruz" diye çıktığımız yolda ilk geldiğimiz yerin öyle alıştığımız tarzda köylere benzememesi beni biraz ürkütüyor. Şöyle düşünün, insan bir köyde arabasını park edecek yer bulamaz mı? Vallahi bulamadık. Çünkü her tarafta yeni havalimanına ait, orayla ilişkili araçlar, servisler bulunuyor.

Bir başka İstanbul masalı! İşte İstanbul'daki köy yaşamı...

Güç bela bir yere arabayı park ettikten sonra, köyün kalbine, yani kahvehaneye gidiyoruz. Bizi Tayakadın Mahallesi'nin çiçeği burnunda muhtarı Solmaz Bozdemir karşılıyor. Bir yere konuşlandıktan sonra doğma büyüme Tayakadınlı olan İlter Kesebir ve Cavit Demir de katılıyor sohbetimize... Evvela bu köyün ismi niye Tayakadın onu öğreniyoruz. İkinci Mahmut döneminde padişahın çocuklarına bakan Daya Hatun'a bu bölgede bir çiftlik tahsis ediliyor, Daya Hatun Çiftliği diye anılan yer yıllar boyunca gelişiyor, kalabalıklaşıyor ismi de bir süre sana ilk olarak Taya Hatun sonra da daha da Türkçeleştirilip Tayakadın oluveriyor.

Bir başka İstanbul masalı! İşte İstanbul'daki köy yaşamı...

Köyde esas yerleşimin başlaması ise 1910'lara hatta biraz da cumhuriyet sonrası döneme uzanıyor. Zira burada herkes Bulgar göçmeni, mübadele sonucu buraya yerleştirilmişler. Öyle ki İlter Kesebir "105 yıldır ailece burada yaşıyoruz" diyor.
Muhtarın dediğine göre şimdi ise köyün 1950 seçmeni toplamda 3 bine yakın nüfusu bulunuyor. Hoş bu noktada kahvehanede oturan diğer insanlardan "Yahu kayıtlı olmayanlarla beraber o sayı en az 7 bini bulur" itirazları da gelmiyor değil...
Vakti zamanında buraya ilk gelenler orman köyü olduğu için tarım ve hayvancılıkla geçiniyor. Şimdi ise üç beş hane dışında doğrusu hayvancılıkla uğraşan pek kalmamış.
Burası yeni havalimanına en yakın köylerden biri. Dolayısıyla havalimanının açılması köy hayatını direkt etkilemiş. Evvela kalabalıktan yakınıyorlar daha sonra ise tarım faaliyetlerinin giderek azalmasından. Eskiden en sık üretilen ürünler buğday ve mısır iken şimdilerde pek ekip biçen de kalmamış.
Hoş, havalimanı açıldıktan sonra köyde yaşayanlara istihdam imkanı da doğuyor. Ama bu imkanlar onları ne kadar tatmin etmiş, tartışılır. Yine de vakti zamanında Atatürk Havalimanı nasıl Yeşilköy ve Ataköy taraflarının çehresini değiştirdiyse şimdi bir benzerinin Tayakadın'da yaşanmasını umut ediyorlar.
Bir yandan Tayakadın sakinleriyle konuşurken bir yandan da etrafa göz gezdiriyoruz. Ortalık hayli sessiz ve sakin. Bu noktada köylülerinin iki büyük sıkıntısı olduğunu öğreniyoruz. Birincisi, imar izninin olmaması -ki bunu daha sonra gittiğimiz hemen her köyde de duyuyoruz-, ikincisi ise köy meydanına yapılan yeni, gösterişli ama işlevi tartışmalı bina. Tayakadınlılar biraz bu binaya tepkili. Çünkü imece usulü yaptıkları, içinde muhtarlığın, kahvehanenin, sağlık ocağının olduğu bir bina yıkılmış ve yerine belediye köyün dokusuna pek de uygun olmayan yenisini yapmış. Müteahhit iflas edince de iki yıldır atıl biçimde duruyor. Cavit Abi burada araya girip sitemini şöyle anlatıyor. "Yahu kardeşim burası Manhattan mı, ne işi var böyle bir binanın burada. Daha şirin, kendi halindeki eski binamızı özlüyoruz."

Bir başka İstanbul masalı! İşte İstanbul'daki köy yaşamı...

Tayakadın'da ilkokul ve ortaokul var, ama lise yok. Çocuklar lise için Arnavutköy'e ya da Hadımköy'e gidiyorlar. "Peki, burada kendinizi 'da yaşıyor gibi hissediyor musunuz" diye sorduğumda ise cevabı vermek muhtar Bozdemir'e düşüyor: "'Ben İstanbul'a gidiyorum' sözünü sık duyarsınız burada. Yahu kardeşim burası da İstanbul değil mi, demek ki değil..."
Doğrusu Tayakadın tam olarak köy ve kent hayatı arasında sıkışıp kalmış bir yer. Bu tespiti tamamlayacak cümle de İlter Abi'den geliyor: "Yoğurdu bakkaldan, suyu sucudan alıyoruz. Hangi köy yaşamından bahsediyorsun kardeşim..."

Bir başka İstanbul masalı! İşte İstanbul'daki köy yaşamı...

BAKLALI
İMAR VE GÖÇ EN BÜYÜK SIKINTI

Tayakadın'dan sonraki durağımız 3-4 kilometre uzaklıktaki Baklalı Köyü. Baklalı'ya doğru giderken yolda bir manda sürüsüne rastlıyoruz. Bir insan bir manda sürüsü gördüğünde ne kadar sevinebilir düşünün. Şimdi onu dokuzla çarpın. İşte o kadar seviniyoruz. Zira Tayakadın'da pek rastlayamadığımız köy hayatının en saf emareleri bunlar. Hemen sürüye ve bir ağacın gölgesinde uzanan çobana yöneliyoruz.

BİZE ULAŞIN