Büyük İskender, adı Doğu efsanelerinde yaşayan, o zamanki dünyanın yarısını 13 yılda fethetmiş, Pers imparatorluğunun güçlü ordularını yenmiş, M.Ö. 336-323 yılları arasında Makedonya kralı ve tarihteki en büyük komutanlardan biri.
İskender'in kısa süren hükümdarlığı, Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı, coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş, ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır.
Siyasal açıdan olmasa bile, ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık'tan Pencap'a uzanan, ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir lingua franca olarak Yunan Koine lehçesine dayalı yeni bir dünya meydana getirdiği söylenebilir.
Aristo'nun öğrencisiydi
Genç İskenderin öğretmenleri arasında ünlü düşünür Aristo da vardı. Aristo'dan aldığı eğitimin, İskender'in kişiliğinin oluşmasında büyük etkisi oldu. Genç prens, savaş sanatını iyice öğrenmişti. İlyada'nın bir kopyasını başucundan hiç eksik etmezdi.
Pers İmparatorluğunu yıktı
Pers İmparatorluğu'nu yıkarak Persepolis'i alır. Edinilen zor savaş sonucu, Makedonya'dan Hindistan'a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuş, Eski Yunan uygarlığının Doğu'ya yayılmasında etkili olmuş ve efsanevi bir kahramana dönüşmüştür. II. Filip ile Epir kralı Neoptolemos'un kızı Olimpias'ın oğlu olan İskender, 13-16 yaşlarında Aristo'dan aldığı derslerin etkisiyle felsefe, tıp ve bilime ilgi duydu. Babası II. Filip'in Byzantion'a saldırdığı M.Ö. 340'ta Makedonya'yı yönetti ve bir Trak kabilesini yendi, iki yıl sonra II. Filip'in Yunanlılara karşı kazandığı Kaironeya Çarpışması'nda ordunun sol kanadını komuta etti.
Bütün rakiplerini öldürttü
II. Filip'in öldürülmesinin (M.Ö. 336) ardından komutanlarca kral ilan edildi. Öncelikle bütün olası hasım ve rakiplerini öldürttü. Delphoi üzerinden Makedonya'ya dönerken M.Ö. 335 ilkbaharında Trakya'ya girdi. Şipka Geçidini aşarak Triballileri ezdikten sonra Tuna'nın öbür yakasına geçerek Getaları dağıttı. Ardından batıya dönerek Makedonya'yı istila etmiş olan İliryalıları yendi.
Bu sırada öldüğüne ilişkin söylentiler üzerine Atina'da ayaklanma patlak verdi. Bu ayaklanmanın ardında hem yeni Pers kralı III. Darius'ün mali desteği, hem de Demostenes'in çabaları yatıyordu. Askerlerini günde 30 km gibi o çağa göre çok yüksek bir hızla ilerleterek Yunanistan'a giren İskender, tapınaklar ve şair Pindaros'un evi dışında bütün Tebai'yi yerle bir etti. Yaklaşık 6 bin kişinin öldürüldüğü, sağ kalanların köle olarak satıldığı bu sindirme hareketi sonunda Sparta dışındaki bütün Yunan Devletleri Makedonya üstünlüğüne boyun eğdi.
Asya'nın fethi
Homeros'tan aldığı esinle önce Troya ziyaret ederek Akhilleus'un mezarına çelenk koyan İskender, Pers ordularıyla ilk kez Granikos Çarpışması'nda karşı karşıya geldi. Bu çarpışmada elde ettiği zafer ona Batı Anadolu'nun kapılanrını açtı. Yunanistan'da izlediği politikanın tersine, tiranları sürerek demokrasilerin kurulmasına ön ayak oldu. Ama kentleri fiilen kendisine bağlama yoluna gitti. Karya'daki Miletos (Milet) ve Halikarnassos (Bodrum) kentlerinin direnişini kırarak yöneticilerini teslim olmaya zorladı.
M.Ö. 334 - M.Ö. 333 kışında Batı Anadolu'nun fethini tamamladıktan sonra, M.Ö. 333 ilkbaharında Akdeniz kıyı yolunu izleyerek Perge'ye ulaştı. Söylenceye göre Frigya'dan geçerken, Asya'ya hükmedecek kişinin çözebileceğine inanılan Gordion düğümünü kesti. Gordion'dan Ankry'ya (Ankara) yöneldi, oradan da Kapadokya ve Kilikya Kapıları (Kilikiai pilai; bugün Gülek Boğazı) üzerinden güneye indi. Misis Köprüsünden geçerek Miryandros (bugün İskenderun yakınında) dolayında kamp kurduğunda, Pers hükümdarı III. Darius da Pinaros Çayı (bugün Deliçay) kıyısında savaş düzeni almış bulunuyordu. Bu karşılaşmayı izleyen İssos Çarpışması sonunda III. Darius kesin bir yenilgiye uğradı ve ailesini savaş alanında bırakarak kaçtı.
İskender bu zaferden sonra Suriye ve Fenike'ye doğru ilerledi. Amacı Fenike kıyılarını fethederek Pers donanmasını üssüz bırakmak ve etkisizleştirmekti. III. Darius'un barış önerisine karşı, kendisini Asya'nın efendisi olarak tanımasını ve koşulsuz teslim olmasını istedi. Başlangıçta Pers kentlerini kolayca ele geçirmesine karşın, Tiros (bugün Sur) önünde sert bir direnişle karşılaştı.
Uyguladığı bütün kuşatma taktiklerine karşın, bu müstahkem ada kenti yedi ay boyunca başarıyla saldırılara karşı koydu. Kuşatma sürerken III. Darius, ailesi için fidye olarak 10 bin talent ödemeyi ve Fırat Irmağının batısında kalan topraklarını bırakmayı önerdi. Bu olayla ilgili olarak, İskenderun komutanı Parmenion'un "İskender'in yerinde olsam kabul ederdim" dediği, buna karşılık İskender'in de "Parmenion olsaydım, ben de kabul ederdim" biçiminde bir karşılık verdiği anlatılır.
Hindistan'ın fethi
Ele geçirdiği ülke halklarından yeni askerler toplayarak engebeli arazide savaşma yeteneğine sahip yeni bir ordu oluşturan İskender, M.Ö. 327 yazında Hindistan üzerine yürümek amacıyla Baktriane'den ayrıldı. Daha hafif silahlar kullanan piyade birliklerinin yanı sıra ok ve mızrak kullanan süvari birliklerinin yer aldığı bu ordunun asıl savaşçı gücü 35 bin askerden oluşuyordu. Plutarkhos'un bu ordu için verdiği 120 bin rakamının, yedek kuvvetleri, katır ve deve sürücülerini, sağlık görevlilerini, seyyar satıcıları, askerleri eğlendirmekle görevli gösteri gruplarını, kadın ve çocukları da kapsadığı sanılmaktadır.
Hindukuş Dağlarını ikinci kez geçen İskender, M.Ö. 326 baharında İndus Irmağı yakınındaki Taksila'ya (bugün Takshaşila) girdi. Hydaspes (bugün Cihelum) ile Akesines (bugün Çenab) ırmakları arasındaki bölgenin hükümdarı Poros'u, Hidaspes Çarpışması'nda yenilgiye uğrattı. Esir olarak ele geçirilen poros'a Nasıl bir muamele görmek istiyorsun diye sorduğunda Poros Krallara yakışır bir muamele cevabını verdi. Daha sonra Porosu affetti ve dost oldular.
Başarısını kutlamak üzere Aleksandreia Nikaia kentini, ayrıca burada ölen atı Boukefalos'un adını verdiği Bukefala (Boukephalia) kentini kurdu. Asya'nın doğusuna doğru yoluna devam etmek için Hifasis (Beas) Irmağına kadar gitmesine karşın, ordusunun ayaklanmak üzere olduğunu görerek geri dönmeye karar verdi.
Hidaspes Irmağı kıyısında 800-1.000 gemiden oluşan bir donanma kurduktan sonra bazı birlikleri karadan yürüterek İndus Irmağı boyunca Hint Okyanusuna kadar ilerledi. Bu arada Hydroates (Ravi) Irmağı yakınlarında Mallilerle girişilen çarpışmada ağır biçimde yaralandı. M.Ö. Ağustos 325'te İndus Deltasının ağzındaki Patala'ya vardı; burada bir liman ve tersane yaptırdı.
Dönüş yolculuğu için ordusunun bir bölümü Nearkhos'un komutasındaki gemilerle M.Ö. Eylül 325'te denize açılırken, kendisi de kıyıyı izleyerek yiyecek sıkıntısı içinde ve çok zor koşullarda Gedrpsia'yı (bugün Belucistan) geçti. Bu arada Hindistan seferi hazırlıklarına başladı.
İmparatorluğun güçlendirilmesi
Daha Hindistan seferine başlamadan yönetimde kanlı temizlik hareketlerini başlatan İskender, yokluğu sırasında da bu politikayı sürdürerek satraplarından üçte birini değiştirmiş, altısını öldürtmüştü. M.Ö. 324 ilkbaharında Susa'ya vardığında hazine görevlisi Harpalos'un 6 bin paralı asker ve 5 bin talentle Yunanistan'a kaçtığını öğrendi (Harpalos daha sonra Girit'te öldürüldü).
Dareios'un kızı ile evlendi
Makedonyalılarla Persleri kaynaştırma politikasına daha çok ağırlık verdiği bu dönemde, Dareios'un kızı Barsine'yle (Stateira olarak da bilinir) evlendi ve komutanlarıyla askerlerini de aynı yolu izlemeye özendirdi. Ama Perslerin ordu ve yönetimde giderek eşit bir konuma yükselmesi Makedonyalıların tepkisini çekmeye başladı.
Makedonya'da askeri eğitim gören 30 bin Persli gencin dönüşü, Baktriane, Soğdiana ve Arakhosia gibi Doğu ülkelerinden gelenlerin süvari birliğine, ayrıca Pers soylularının kraliyet muhafız birliğine alınmaları bu hoşnutsuzluğu daha da artırdı.
İskender'in Makedonyalı eski askerleri ülkeye geri göndermeye karar vermesi, imparatorluğun güç ve yönetim merkezini Asya'ya kaydırmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildi. M.Ö. 324'te Gpis'te çıkan ayaklanmaya kraliyet muhafızları dışında bütün ordu katıldı. Bunun üzerine İskender bütün orduyu dağıtarak Perslerden yeni bir ordu kurdu ve ayaklanmanın sona ermesinden sonra 10 bin eski askeri armağanlarla yurda gönderdi. Bu sayede ordu daha da güçlendi.
Büyük İskender’in ölümü
Makedonya Kralı “Büyük İskender”in tıpkı unvanı gibi, büyük bir düşü vardı: Tüm dünyanın hâkimiyetini ele geçirmek. Ancak bu amacına ulaşamadan, henüz 33 yaşındayken öldü. Bu büyük komutanın ölüm nedeninin büründüğü sır perdesi, bugün bile kaldırılabilmiş değil… İskender'in ölümünü aydınlatmak için yapılan araştırmalar, ortaya atılan kuramlar, henüz kesin bir sonuç verebilmiş değil. Bununla beraber, bilim adamlarından eski polis müfettişlerine, pek çok uzman, aradan geçen 2300 yıla rağmen, bu konudaki çalışmalarını durmaksızın sürdürüyor.
Büyük İskender'in ölüm nedeniyle ilgili olarak ortaya atılan ilk tezler, onun sıtmadan öldüğü noktasında birleşiyorlardı. Sıtma ya da diğer adıyla “Malarya”, sivrisineklerin insanlara bulaştırdığı bir hastalık. Acaba Büyük İskender'i de öldüren illet, gerçekten sıtma mıydı? Büyük İskender M. Ö. 323 yılında, iki hafta süren ateşli bir hastalığın ardından, Eski Mezopotamya'nın Babil kentinde öldü. Ölümü hakkında yapılan tahminler, özellikle üç olasılık üzerinde duruyordu: Zehirlenme, enfeksiyon (iltihap) ya da doğrudan cinayet.
Çok az sayıda zehir ateşe yol açar. Bu tip zehirlerin çok azı İskender döneminde biliniyordu: Vücudun sıcaklık dengesini bozan salisilatlı bitkiler, terlemeye yol açan alkaloitler ve ateş hissi veren mikotoksinler. Ancak, ne salisilatlı bitkiler, ne mikotoksinler, ne de arsenik Plutarkhos, hocası Aristoteles'in İskender'i zehirlemek için arsenik ele geçirdiğini yazar İskender'in ölümünün gerçek nedeni olamaz. Çünkü bunların hiç biri, tarihi kayıtlara geçen yüksek ve uzun süreli ateşe yol açmaz.
İskender'in ölümü ilkbaharın sonlarına, Hindistan seferinden Babil'e dönüşüne rastlar. Bugünkü Bağdat'ın 90 kilometre kadar güneyinde kurulu olan Babil'in doğusu, bataklıkla sınırlanmıştı. Fakat İskender'in ölümünü anlatan tarihçiler, bölgeye özgü bir hastalıktan söz etmiyorlar. Ayrıca orduda, ne Makedonyalı ne de bölgenin yedisi askerler arasında, dikkat çekici bir hastalıktan da bahsedilmez. Daha önce ortaya atılan bir iddia da sıtma.
O dönem, Mezopotamya'da yaygın olarak rastlanan sıtma hastalığı bölgedeki varlığını bugün de koruyor. Büyük İskender'de görülen bazı belirtiler sıtma hastalığınınkilere uygunluk gösteriyor: Sürekli ateş, titreme, aşırı terleme, halsizlik, adale ağrısı, artan kilo kaybı, hafıza zayıflığı, his kaybı, sayıklama.