Türkiye, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta peş peşe meydana gelen okul saldırılarıyla sarsıldı.
Şanlıurfa Siverek'te 19 yaşındaki Ömer Ket, pompalı tüfekle Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ni basarak 16 kişiyi yaraladı. Saldırgan daha sonra aynı silahla okulda başına ateş ederek intihar etti. Siverek Devlet Hastanesi'ne kaldırılan öğretmen Cihat Edim'in durumunun ağır olduğu öğrenildi.
KAHRAMANMARAŞ'TA KANLI SALDIRI: 9 ÖLÜ, 13 YARALI
Şanlıurfa'daki saldırının ardından Kahramanmaraş'ta meydana gelen ikinci kanlı olayda ise 9 kişi yaşamını yitirdi, 6'sı ağır olmak üzere 13 kişi yaralandı.
Bölgeye giden İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, olayın sadece bir öğrencinin gerçekleştirdiği bireysel hadise olduğunu ve terör olayı olmadığını belirterek, "Olaydan dolayı son derece üzgünüz. Şanlıurfa'daki olaydan dolayı eğitim öğretime ara vermiştik. Bugünde Kahramanmaraş'ta 2 gün eğitime ara veriyoruz." ifadelerini kullandı.
"BURADA ASLINDA ÇOK KATMANLI BİR SORUN YAPISI VAR"
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, konuyla ilgili sabah.com.tr'ye yaptığı açıklamada, son dönemde okullarda artan saldırıları değerlendirirken, meseleyi tek bir nedene bağlamanın hem kolaycı hem de yanıltıcı olduğunu belirterek, "Burada aslında katmanlı bir sorun yapısı var. Aile içi iletişimin zayıflaması, ebeveynlerin çocuklarıyla yeterince nitelikli zaman geçirememesi, çocukların duygularını sağlıklı bir şekilde ifade edememesi ve okul ortamında yaşanan akran zorbalığı gibi faktörler üst üste bindiğinde ciddi bir risk alanı oluşuyor. Özellikle kendini dışlanmış hisseden, sürekli baskı altında olan ya da duygusal olarak ihmal edilen çocuklar, zamanla öfkeyi biriktiriyor ve bu öfke kontrolsüz bir şekilde dışa vurulabiliyor. Bu noktada okulların sadece akademik başarıya odaklanması, öğrencilerin psikososyal durumlarını geri plana atması da sorunu derinleştiriyor." ifadelerini kullandı.
"ÇOCUKLARIN DÜNYASINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR..."
"Son yıllarda toplumda gözle görülür bir değer aşınması ve kültürel erozyon yaşandığını da düşünüyorum." diyen Ali Murat Kırık, geçmişte daha çok farklı coğrafyalarda görülen okul saldırılarının artık Türkiye'de de ortaya çıkmasının tesadüf olmadığına dikkat çekti.
Kırık, "Şiddetin medya içeriklerinde daha görünür hale gelmesi, bireysel öfkenin meşrulaştırılması ve "güçlü olan haklıdır" algısının yaygınlaşması çocukların dünyasını da doğrudan etkiliyor. Yani mesele sadece bireysel psikoloji değil, aynı zamanda çocukların büyüdüğü kültürel iklim." dedi.
Prof. Dr. Ali Murat Kırık
"ALGORİTMALAR ÇOCUKLARI DAHA FAZLA EKRAN BAŞINDA TUTMAK İÇİN TASARLANMIŞ"
Kırık, şu ifadeleri kullandı:
"Sosyal medya ve dijital oyunlar konusuna geldiğimde ise bunların tamamen masum araçlar olduğunu söylemek bana gerçekçi gelmiyor. Özellikle algoritmaların çocukları daha fazla ekran başında tutmak için tasarlanmış olması, onları zamanla daha uç ve daha yoğun içeriklere maruz bırakabiliyor. Sosyal medyada sürekli karşılaşılan şiddet videoları, zorbalık içerikleri ve nefret dili, çocukların zihninde şiddeti sıradanlaştırabiliyor. Aynı şekilde bazı çevrimiçi oyunlarda kurulan toksik iletişim ortamları ve özellikle kapalı gruplar (örneğin bazı Telegram grupları) çocukları daha karanlık ve denetimsiz dijital alanlara çekebiliyor. Bu noktada dijital dünya, sadece bir eğlence alanı değil, aynı zamanda ciddi bir sosyalleşme ve yönlendirme alanına dönüşmüş durumda."
"BAZI ÇOCUKLAR İÇİN OYUN KAÇIŞ ALANINA DÖNÜŞÜYOR"
Oyunların çocukların psikolojisi üzerindeki etkisinin biraz daha derinlemesine değerlendirildiğinde, özellikle şiddet temalı oyunların sürekli tekrar eden bir maruziyet yarattığını belirten Kırık, "Bu tür oyunlarda başarı genellikle yok etmek, vurmak ya da rakibi ortadan kaldırmak üzerinden tanımlanıyor. Bu durum uzun vadede çocukların empati becerilerini zayıflatabilir. Ayrıca hızlı ödül mekanizmaları çocukları anlık hazza alıştırıyor. Gerçek hayatta sabır gerektiren durumlarla karşılaştıklarında ise ciddi bir tolerans problemi ortaya çıkabiliyor. Bazı çocuklar için oyun, bir kaçış alanına dönüşüyor ve gerçek hayatla bağ giderek zayıflıyor. Bu kopuş, özellikle duygusal olarak kırılgan bireylerde daha riskli sonuçlar doğurabiliyor." diye konuştu.
"VELİLERE DÜŞEN SORUMLULUK BÜYÜK..."
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, her oyun oynayan ya da sosyal medya kullanan çocuğun şiddete yönelmediğini belirterek, "Bu tür genellemeler hem bilimsel değil hem de meseleyi basitleştirir. Asıl problem, kontrolsüzlük ve yalnızlıktır. Çocuk dijital dünyada tamamen başıboş bırakıldığında, karşılaştığı içerikleri anlamlandıracak bir rehberi olmadığında risk artıyor. Yani teknoloji tek başına bir tehdit değil; onu nasıl kullandığımız belirleyici." dedi.
Velilere düşen sorumluluğun bu noktada oldukça büyük olduğunu söyleyen Kırık, "Bana göre en büyük hata, ya tamamen serbest bırakmak ya da tamamen yasaklamak. İki yaklaşım da sağlıklı değil. Öncelikle ebeveynlerin çocuklarının dijital dünyasını tanıması gerekiyor. Hangi oyunları oynuyor, kimlerle iletişim kuruyor, hangi platformlarda vakit geçiriyor… Bunları bilmeden kontrol sağlamak mümkün değil. Aynı zamanda ekran süresine sınır koymak önemli ama bu sınırın neden konulduğunu çocuğa anlatmak da bir o kadar önemli. Aksi halde bu durum sadece bir otorite çatışmasına dönüşür." ifadelerini kullandı.
"AİLE İÇİNDE AÇIK İLETİŞİM KURULMASI DA KRİTİK"
Çocuklara alternatif alanlar sunulması gerektiğini söyleyen Kırık; spor, sanat, yüz yüze sosyal aktivitelerin çocukların hem enerjisini doğru yönlendirmesini sağladığını hem de gerçek dünyayla bağlarını güçlendirdiğini belirtti.
Kırık, aile içinde açık iletişim kurulmasının önemli olduğunu belirterek, "Çocuk yaşadığı bir problemi, maruz kaldığı bir zorbalığı ya da gördüğü bir içeriği rahatlıkla ailesiyle paylaşabilmeli. Eğer çocuk korktuğu ya da yargılanacağını düşündüğü için susuyorsa, asıl tehlike orada başlıyor." dedi.
"Okulların da bu süreçte daha aktif rol alması gerektiğini düşünüyorum." diyen Kırık, şu ifadeleri kullandı:
"Sadece güvenlik önlemlerini artırmak yeterli değil. Psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, öğrencilerin davranışsal değişimlerinin erken fark edilmesi ve akran zorbalığına karşı net politikalar geliştirilmesi gerekiyor. Aynı şekilde BTK gibi kurumların dijital platformlar üzerindeki denetimlerinin artırılması ve özellikle 18 yaş altına yönelik içeriklerin daha sıkı kontrol edilmesi şart. Hatta belirli yaş grupları için sosyal medya kullanımına yönelik daha net yasal düzenlemeler de tartışılmalı."
"DİJİTAL DÜNYANIN ETKİSİNİ KÜÇÜMSEMEK YANLIŞ"
Prof. Dr. Ali Murat Kırık, açıklamasının sonunda şu ifadeleri kullandı:
"Son olarak şunu açıkça ifade etmek isterim: Bugün yaşanan bu olaylar bize ciddi bir uyarı veriyor. Çocukları sadece akademik başarıya odaklanan bir sistemin içine sıkıştırıp, duygusal ve psikolojik gelişimlerini ihmal edersek bu tür sonuçlarla daha sık karşılaşırız. Dijital dünyanın etkisini küçümsemek de, her şeyi ona bağlamak da yanlış. Asıl yapılması gereken dengeyi kurmak. Aile, okul ve devlet üçgeninde koordineli bir yaklaşım geliştirilmediği sürece bu sorunlar büyüyerek devam eder. Bu yüzden artık sadece konuşmak değil, somut adımlar atmak zorundayız."