Türkiye, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan iki ayrı okul saldırısıyla sarsılırken, ortaya çıkan tablo güvenlik boyutunun ötesine geçen daha derin bir tartışmayı beraberinde getirdi. Aynı yaş grubuna mensup faillerin, benzer motivasyonlarla ve benzer yöntemlerle hareket etmesi inkar edilemez kritik bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı: Bu saldırılar tesadüfi değil, küresel bir modelin parçası.
Bu modelin merkezinde ise Amerika Birleşik Devletleri bulunuyor. Uzun yıllardır "school shooting" başlığı altında incelenen bu saldırılar, ABD'de artık istatistiklerin konusu olacak kadar dehşet verici... 2023 ve 2024 gibi yıllarda 300'ü aşan olay sayıları, bu şiddet biçiminin münferit olmaktan çıkıp bir "davranış kalıbına" dönüştüğünü ortaya koyuyor. 1990'lı yılların sonlarından itibaren kayda geçen okul saldırıları, özellikle son 10 yılda ciddi bir sıçrama gösterdi. Esas korkutucu olan da bu artış eğilimi.
ABD, yüksek gelirli ülkeler arasında açık ara en fazla okul saldırısının yaşandığı ülke konumunda bulunuyor. Şiddetin ödüllendirildiği, bireysel kahramanlık anlatılarıyla süslendiği dijital oyunlar; saldırgan profillerin detaylı biçimde işlendiği sosyal medya içerikleri ve algoritmalar aracılığıyla sürekli beslenen bir görünürlük. Tüm bunlar, özellikle ergenlik çağındaki bireyler için güçlü bir etki alanı oluşturuyor.
AİLE YAPISINDAKİ DÖNÜŞÜM ÖNEMLİ
İkinci kırılma noktası ise aile yapısında yaşanan dönüşüm. Geleneksel denetim mekanizmalarının zayıflaması, "sınırsız özgürlük" anlayışının kontrolsüz biçimde yayılması ve çocukların merkezde olduğu ama sınırların belirsizleştiği yeni ebeveynlik tarzı, riskleri artıran bir zemin hazırlıyor. Ortaya çıkan sonuç ise dikkat çekici: Türkiye'nin kendi toplumsal kodlarında yaygın olmayan bir şiddet biçimi, küresel kültür akışıyla birlikte görünür hale geliyor.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki saldırılar bu nedenle yalnızca birer suç dosyası değil; aynı zamanda yeni bir dönemin işareti olarak karşımıza çıkıyor. Bu tablo, "ithal şiddet" tartışmasını yeniden gündeme taşırken, Türkiye'nin sadece güvenlik politikalarıyla değil; eğitimden aile yapısına, dijital denetimden kültürel üretime kadar geniş bir alanda yeni bir refleks geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Uzmanların görüşlerine başvurarak, Amerikan menşeili bu ithal şiddet vakalarına mercek tuttuk.
ABD'DE BELİRTİLER TAKİP EDİLİYOR
ABD okul saldırılarının önüne geçebilmek için öğrencide başgösteren semptomları izlemeye başlıyor. Belirli başlı semptomlar ise şunlar: Akan zorbalığına maruz kalmak. Okuldan uzaklaştırılmak yahut atılmak. Saldırganların ateşli silahi en fazla kendi evlerinden temin ediyor olmaları. Aile içi huzursuzluk. Örneğin anne veya babalarının boşanmış olması. Şiddet içerikli konulara ilgi duymaları. Şiddet içerikli oyunlar oynamaları. İlgi duydukları karşı cinsten karşılık alamamaları.
ABD'Lİ CANİYİ İDOL BELLEDİ
ABD'nin Isla Vista bölgesinde 23 Mayıs 2014'te düzenlenen silahlı saldırının faili Elliot Rodger, 6 kişiyi öldürmüş 14 kişiyi de yaralamıştı. Kahramanmaraş'taki saldırıyı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli'nin, Rodger'den çok fazla etkilendiği ve hatta sosyal medya mecralarında profil fotoğrafı olarak kullandığı basına yansıdı. Saldırıdan önce Rodger'ın sosyal medyada videolar paylaştığı ve yaklaşık 140 sayfalık bir manifesto hazırladığı ortaya çıkmıştı. Mersinli'nin de olayı gerçekleştirmeden saatler önce benzer bir manifesto hazırladığı biliniyor.
BİNİN ÜZERİNDE SALDIRI
ABD'de son 25 yılda binin üzerinden okul saldırısı gerçekleştiği biliniyor. 2024 yılında bu saldırılar tavan yaparak 300'ü buldu. Yine son 25 yılda okul saldırlarında 350 kişi yaşamını yitirdi.
Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın
"ŞİDDET İÇERİKLİ OYUN HAYATA YANSIR"
Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın, "Çocukların ve gençlerin oyunlarla nasıl temas ettiği, hangi oyunları yaşamlarına dahil ettikleri son derece önemli. Çünkü oyunlar yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir öğrenme ve değer aktarım mekanizması. Sürekli şiddet içeren oyun oynayan, ölen, öldüren, yaralayan, kan döken ve bu şekilde level atlayan çocuklar, bir süre sonra bunu hayatına da yansıtabiliyor. Özellikle gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki farkı ayırt edemeyecek durumdaki desteğe muhtaç çocuk ve gençler, toplumsal değerleri tehdit eden bir sürece hizmet edebilir. Tarih boyunca oyunlar, toplumsal değerlerin inşa edilmesi ve gelecek nesillere aktarılması açısından önemli bir rol üstlendi. Günümüzde oyunların dijitalleşmesi bu gerçeği değiştirmedi. Aksine, dijital oyunlar aracılığıyla çocuklar ve gençler hâlâ öğrenmekte ve hayata adapte olmakta." dedi.
"OYUNLAR TOPLUMU ŞEKİLLENDİRİR"
Seçilen oyunun çocuğun kişiliğini etkilediğine değinen Akın, "Eğer seçilen oyunlar şiddet, yok etme ve zarar verme temaları üzerine kurulmuşsa, bu içeriklerin bireyler üzerindeki etkisi de kaçınılmaz olarak olumsuz olacaktır. Sürekli bu tür içeriklere maruz kalan bireylerin psikolojisi, yaşam tarzı ve hayata bakış açıları zamanla etkilenebilmektedir. Dijital dünyada oyun içeriklerine yerleştirilen 'öldürme' ve 'yok etme' temaları, bu öğrenme sürecini olumsuz yönde şekillendirebilmektedir. Yanlış kurgulanmış bir oyun, bireyin şiddete karşı duyarsızlaşmasına ve zarar verme davranışlarını daha kolay benimsemesine yol açabilir. Bugün oynanan oyunlar, yarının bireylerini ve toplumunu şekillendirmektedir" ifadelerini kullandı.
Uzman Psikolog Ayşe Yılmaz
"ÖLDÜRMEYİ DE DİJİTAL SANIYORLAR"
Uzman Psikolog Ayşe Yılmaz, "Tarih boyunca çocukların yetişmesinde oyunlar hep etkili olmuştur. Dijitalleşen dünyada artık oyunların da dijitalleşmesi sürpriz değil. Eskiden çocuklar daha geleneksel oyunlar oynadığı için işin içine şiddet girdiğinde canları acıyor ve şiddet içeren oyunlardan nispeten uzak duruyorlardı. Ancak dijital dünyada ölmek öldürmek zarar vermek kavramları da dijitalleştiği için, çocuklarımız bilinçaltında "öleceğim veya öldüreceğim ama hayat yine oyundaki gibi kaldığı yerden devam edecek" telkiniyle karşılaşıyor olabilir. Işte burada alınması gereken önlemler var." şeklinde konuştu.
"OYUN SANAL TEHLİKE GERÇEK"
Aile için eğitimin önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Bir çocuğun eğitimi anne karnından yani aileden başlar. "Çocuğum kimlerle arkadaşlık ediyor? Boş vakitlerinde ne gibi oyunlar oynuyor? Karanlık WhatsApp gruplarına katılıyor mu? Bu gruplarda neler konuşuluyor? Şiddet içerikli oyunlara ne kadar meraklı?" gibi sorular Her anne babanın zihninde olmalı ve bu soruların cevabı muhakkak aranmalı. Yoksa geleceğimize emanet edeceğimiz bir nesli çok büyük bir tehlike bekliyor. Zira oyun sanal ama tehlike gerçek" değerlendirmesinde bulundu.
Çocuk Gelişim Uzmanı Filiz Yıldırım
"ÇOCUĞUN DÜNYASININ FARKINDA OLMAK GEREK"
Çocuk Gelişim Uzmanı Filiz Yıldırım ise ebeveynlere çok iş düştüğünü kaydederek, "Sağlam toplum yapımızı korumak adına çocuğunun dünyasının farkında olan anne babalara ihtiyacımız var. Çocuklarımız maalesef odalarına terk edilmiş durumda. Odalarındaki bilgisayarları, ellerindeki telefon ve tabletleri en yakın aile fertleri konumuna gelen çocuklar var. Çocuğunun neye sevindiğini, neye üzüldüğünü, neyden korktuğunu, neye ilgi duyduğunu bilmeyen aileler geç kalmadan harekete geçmeli. Çocuklar bir toplumun devamına dair tüm emanetini devralır. Çocuklarına gerekli hassasiyeti göstermeyen ailelerin çoğunlukta olduğu bir toplumsa maalesef ayakta kalamaz. Çocukların hayatında sorumluluğu olan herkes elini taşın altına koymalı" dedi.
Çocuk Ergen Psikoloğu Serhat Çıkman
"SOSYAL SERMAYE ERİYOR"
Çocuk Ergen Psikoloğu Serhat Çıkman, dijitalleşmenin değerler üzerindeki etkisine dikkat çekerek, "Toplumsal psikolojinin önemli kavramlarından biri 'sosyal sermaye'. Bir toplumda insanlar arasındaki güven, dayanışma, karşılıklı sorumluluk ve aidiyet duygusunun toplamıdır. Bu sermaye güçlü olduğunda, bir genç sorun yaşadığında başvuracağı en az üç beş büyüğü, bir hocası, bir komşusu vardır. Mahalle kültürü, bir çeşit 'gayriresmî denetim mekanizması' işlevi görür." ifadelerini kullandı.
MANEVİ EĞİTİM ÖNEMLİ
Manevi eğitimin önemli olduğuna değinen Çıkman, "Psikolojide bağlanma teorisi, genellikle anne-çocuk ilişkisi üzerinden okunur. Oysa insanın 'dikey bağlanma' ihtiyacı da vardır. Kendinden daha büyük, anlamlı ve aşkın bir varlığa ya da değere bağlanma ihtiyacı. Bu, maneviyatın psikolojik karşılığıdır. Araştırmalar, sağlam bir manevi bağlanma geliştiren gençlerin, stresle başa çıkma becerilerinin daha yüksek olduğunu, öfke kontrolünde ve dürtü yönetiminde daha başarılı olduklarını göstermektedir" dedi.
Dr. Mehmet Teber/Klinik Psikolog, yazar
"ÖĞRENCİ DOKUNULMAZLIĞI DİYE BİR ŞEY OLMAMALI"
Okullardaki şiddet, zorbalıktan çıkıp ilk defa toplu katliam boyutuna ulaştı. Riskli çocukları takip ve müdahale sistemimiz yok, üzerine yazacağım. En temel sorun bence bu. Temel sorunlardan biri de dokunulmazlık, öğrenci dokunulmazlığı. Ülkemizde dokunulmazlık sadece milletvekilleri ile ilgili değil.
-Öğrenci devamsızlık yapar, aile gelir devamsızlık sildirir.
-Öğrenci zorbalık yapar, okul yöneticileri idare eder.
-Öğretmen öğrenciyi sınıfta bırakmak ister, sistem buna engel olur.
-Okul öğrenciye disiplin cezası vermek ister, veli gelip okulla kavga eder.
-Öğrenci suç işler, ebeveyni ardından koşup örtbas eder.
-Uzman öğrenciye terapi önerir, aile umursamaz.
-Doktor hastaneye/psikiyatriye yönlendirir, ebeveynler arka kapıdan kaçar.
Sevgili ebeveynler, iyi çocuk yetiştirmek istiyorsanız çocuğunuzun arkasını toplamayın, ödeyeceği bedeli elinden almayın. Bu ülke dokunulmazlıklar ülkesi. Huzur için çocuğa, öğrenciye, serseriye, sorumsuza ve suçluya dokunalım artık. A'dan Z'ye tüm sorumluları da görevden alalım lütfen.
RİSKLİ OLANLAR TAKİBE ALINMALI
Klinik psikolog, Dr. Mehmet Teber riskli çocukların takibi için aşağıdaki önerileri verdi:
Çocukla temas eden herkes riskli çocuğu tanır. Öğretmeni tanır, rehber öğretmeni tanır, psikolog ve hekim tanır bu çocuğu. Tanır da ebeveyne söz geçmeyince yapabileceği bir şey kalmaz. Ülkemizin acilen riskli çocukların takibi ile ilgili bir yapı kurması gerekiyor.
-Yıllardır çocuk ve gençle çalışan birisi olarak birkaç risk grubu öngörüyorum. Bu çocukları da kendi içinde hafif, orta, ağır diye kategorize ediyorum. İhmal, intihar, istismar, suça meyil, saldırganlık ve gerçeklikten kopma riski tanımladığım riskler. Bu gruptaki çocuklar toplum için patlamaya hazır bomba gibiler.
-Okul katliamları gösterdi ki, bizim bu riskli çocukları takip etmek ve rehabilite etmek için özel bir sistemimiz olmalı. Hekimler, öğretmenler, rehber öğretmenler, sosyal hizmet uzmanları, çocuk gelişimciler, psikologlar, hukuk mensupları bu sisteme girip kısa açıklama ile riskli çocuk kaydı bırakabilmeliler. Kimin kayıt bıraktığı ise kesinlikle ifşa olmamalı.
-Sonrasında sorumluluk Aile Bakanlığı'na devredilmeli. Bu çocuklar ve aileleri ile görüşülmeli, zorla da olsa terapiye/tedaviye götürülmeli, rehabilitasyon programlarına tabi tutulmalı. Risk grubundan düşene kadar peşi bırakılmamalı. Direnen ebeveynler cezalandırılmalı, gençler içinse geçici hapis de dahil birçok yaptırım türü belirlenmeli.
-Riskli çocuklar toplum için potansiyel tehdittir ve bu çocukların faturasını son olaylarda gördüğümüz gibi tüm toplum ödüyor. Bu nedenle bu çocukların iyiliği ailelerinin inisiyatifine, iknasına bırakılamaz.
-Sosyal çürüme yaşadığımız bir dönemdeyiz. Bu çürüme için atılacak çok adım var ama bugün niyetlensek toplumun ayağa kalkması oldukça zaman alacak. İşte o zamana kadar en önemli adım riskli çocukları tespit etmek ve rehabilite etmektir.