İLKER GEZİCİ / MAGAZİN
Orhan Oğuz’la 22 yıldır birliktelik yaşayan oyuncu Nilüfer Açıkalın, ünlü yönetmenin hayatını anlatan ‘Hayda Bre’ filmiyle 31 Aralık’ta izleyici karşısına çıkacak. Oyunculuğunun yanı sıra öykü kitaplarıyla da tanınan Açıkalın; Oğuz’un annesini canlandırdığı filme nasıl hazırlandığını, hedeflerini ve ünlü yönetmenin 25 yaşındaki oğlu Tunç’la yakınlığını anlattı..
‘Hayde Bre’ye kadar çok uzun bir süredir yoktunuz. Neden beklediniz?
Hiçbir iş yapmadan ortaya çıkmak bana göre değil. Güzel bir filmle seyirci karşısına çıkmak beni gururlandırıyor. Bu kadar uzun süre beklemeye değiyor bazen.
Yüzünüzü eskitmemek, hep aynı rolle anılmamak adına da geri planda kalmayı tercih ettiğinizi söyleyebilir miyiz?
Evet, çok doğru. Dizilerde görünmememin en önemli sebebi de bu. Yeni karakter için hazırlık aşaması gerekiyor. Oyuncunun kendini ve yüzünü dinlendirmeye de ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Bu süreçte neler yaptınız peki?
Göz önünde değilim ama kişilik gelişimi üzerinde çalışmak, daha yaratıcı bir sanatçı haline gelmek için çalışmalarım devam ediyor. Aradaki zamanı boşa geçen yıllar olarak değerlendirmiyorum. Oyunculuk ve yazarlık arasında zamanımı üretken şekilde geçiriyorum. Okumalarımı ve araştırmalarımı sürdürüyorum. Meditasyon, yoga ve Doğu felsefesiyle alakalı vücut egzersizleri de yapıyorum. Çünkü insan sağlam durmak zorunda.
GÜZELLİĞİM GENLERİMDEN
Sizin için ‘Ekşi Sözlük’ sitesinde “Yaşı ilerledikçe güzelleşen” biri diyorlar. Ne diyeceksiniz? Çok teşekkür ederim. Genlerimden geliyor galiba. Ben Balkan kökenliyim. Sonuçta oyunculuk; görünümle, bedenle, zindelikle, akıl ve ruh sağlığıyla alakalı bir şey. Bunun için de özen göstermem gerekiyor. Yaşamak, çabaya değiyor.
Oyunculuk kariyerinizde yaklaşık 23 yıl geride kalmış. Neler hissediyorsunuz? 1987’den bu yana güzel zamanlar geçti. Dün gibi geliyor insana. Yaşam kendini belli ettirmeden akıp gidiyor ama geriye dönüp baktığınızda, yaptığınız şeyleri görünce bir mutluluk oluyor. Tiyatro oyunlarım, sinema filmlerim, öykülerim...
Bir projeye başlarken, neleri önemsersiniz?
Her zaman projenin beni gerçekten heyecanlandırmasını bekliyorum. Önerilenler, beni yüreğimden parçalayacak işler olmalı. Oyuncuların kim olduğu ve yönetmenin yaklaşımından ziyade senaryoda canlandıracağım karakterin, bir dönüşüm geçirip geçirmediği etkiliyor beni.
‘SAADET’TEN ETKİLENDİM
Filmin senaryosuna katkınız oldu mu?
10 yıldır oluşturulma aşamasındaydı. Son haline getirmek için çok uğraştık. Film, Orhan Oğuz’un dedesinin yaşamından çıkan bir hikaye olduğu için meseleyi sinematografik olarak nasıl yansıtabileceğimizi tartıştık. En çok diyaloglarına katkım oldu.
Oynadığınız ‘Saadet’le özdeşleştiniz mi?
Resmen o oldum. ‘Saadet’in tek başına ayaklarının üzerinde durmaya çalışması, merhameti, fedakarlığı ve vicdanı beni etkileyen şeyler oldu.
Yedi öykü kitabınız var. Senaryo yazmayı düşünüyor musunuz?
Şiddet ve komediyi bir arada yansıtan öyküler yazıyorum. Şöyle düşünüyorum; iki kanadım var, biri oynamak, diğeri yazmak. Onlarla uçuyorum. Senaryo yazmayı düşünmüyorum. Güzel bir senaryo, güzel bir öyküden çıkabilir. ‘Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi’ iki sayfalık bir öyküden çıkmıştır. Bazı öykülerimin film olabilecek özelliğe sahip olduğuna dair yorumlar alıyorum.
FİLMDE OYNAMAYI DEĞİL YAŞAMAYI SEVERİM
İlker İnanoğlu’yla bir yakınlaşma sahneniz var. Zorladı mı sizi o sahne?
Hayır, zorlanmadım. Çünkü orada Nilüfer yok, ‘Saadet’ var. Ben ‘Saadet’in ruh halini düşünüyorum. ‘Saadet’i oynuyorsanız ‘Saadet’e karşı sorumluluğunuz vardır ve o kişiyi sınırlayamazsınız. Yani ‘Saadet’in yapabileceği bir şeyi “Ben Nilüfer’im, yapamam” derseniz oyunculuk yapmıyorsunuz, oynuyorsunuz demektir. Ben oynamayı değil yaşamayı tercih ederim.
BİRBİRİMİZ İÇİN YARATILMIŞIZ
Orhan Oğuz’la uzun yıllardır süren bir birlikteliğiniz var. Filmde bir anneyi canlandırıyorsunuz. Gerçek hayatta anne olmayı düşünüyor musunuz?
Ben kendimi zaten anne olarak görüyorum. Orhan Oğuz’un oğlu Tunç’la 3 yaşından bu yana birlikteyiz. O artık benim de oğlum. Bana “Anne” diyor. O yüzden anne olmamı gerektirecek bir durum söz konusu değil. Kaldı ki anne olmak illa da doğurmak anlamına gelmiyor. Ona çok emek verdim, yetiştirdim, büyüttüm. Annelik duygusunu yaşıyorum şu anda
ÇEKİMDEN ÖNCE EVLERİ AYIRDIK
Makedon lehçesi için özel dersler aldınız mı?
Balkan kökenli olduğumuz için zaten çocukluktan beri kulağımda olan bir lehçe. Role uygun dili konuşabilmek adına deli gibi çalıştım. Yeni bir şey çıkarmak her zaman çok heyecan vericidir. Üsküp Türk Tiyatrosu’nda görevli arkadaşım Filiz Ahmet‘ le 2 ay çalışma yaptık. Her repliğin noktasına, virgülüne kadar derinleşen çalışmalardı.
BENİ KAYIRMAZ
Yönetmenin, eşiniz olması sizi nasıl etkiledi? Bu bir avantaj mı?
Çekimler başladığı andan itibaren ben başka yere taşındım ve ayrı yaşamaya başladım. Böylece oyuncu- yönetmen ilişkisini dinamik tuttuk. Ben genelde böyle yaparım. Prensip haline getirdiğim bir şey bu. Biz profesyoneliz. İş başladıktan itibaren rolüme konsantre olmuş şekilde oyuncu olarak giderim sete. Ama çalışma anında karşınızda çok iyi tanıdığınız biri olması her zaman avantajdır.
Kayırdı mı sizi?
Tam tersi olur, asla kayırmaz. Ben her zaman daha fazla dikkat ederim. Tüm işlerimde öyledir. Ben işimi çok severek yaptığım için çalışırken mutlu oluyorum. Mutlu olduğum zaman da herkesin mutlu olması için işimi daha da iyi yapmak istiyorum