Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu Ramazan boyunca ATV ekranlarında hem iftar hem de sahur programı yapıyor. Milyonlarca takipçisi var. Ona soru sormak için Türkiye'nin dört bir yanından programına geliyorlar. Biz de Ramazan vesilesi ile bir araya geldik. "Yıllardır hep aynı sorular soruluyor, Hoca artık bu soruları cevaplamaktan bıkmadı mı?" şeklinde yapılan eleştirilere ise şu cevabı veriyor: "Her zaman aynı sabırla cevap vereceğim. Ben özel hayatımda da çok toleranslıyımdır. Yaşlı insanları ve çocukları çok seviyorum. Onlara saatlerimi ayırmak isterim imkânım olsa. Bana gelen sorulara verdiğim cevaplar bu muhabbetten kaynaklanıyor. Acaba sorulara verdiğim cevap bir kişinin kalbinde İslam'a karşı muhabbet oluşturur mu, birinin korkusunu yenmesine sebep olur mu? diye düşünüyorum. İhtiyacı var ki soruyorlar."
- Ramazan ayında restoranların masalarının kaldırımda, yemeklerinin camekânda sergilendiğini görüyoruz. Dışarda döner eti kesiliyor. Ramazan boyunca bunları içeri kısma almak daha mı doğru olur?
- İki taraflı düşünmek lazım. Bazı bölgeler turistlerin çok olduğu yerlerdir. Ancak yüzde 90 Müslümanların olduğu yerlerde daha saygılı olmada fayda var. "Bu adam oruçludur, burnuna koku gitmesin, nefsi çekmesin" diye düşünürsek bu doğru olandır. Çok lüks restoranlar ve vitrinler var. Oradan geçen garip bir çocuğun nefsi onu çekiyor ama ailesi alamıyorsa... O işi o hale getirenin sorunluluğu vardır. Allah herkese aynı rızkı vermiyor. Rızık da imtihandır. Ama oruçluya saygı iyidir. O restoran sahibine nefret duymayacağız uygun bir dille anlatılabilir. İslam'ın metodu kızmak değil. Mesela Diyarbakır'daki Ermeni ve Süryaniler Ramazan ayında restoranlarını kapatır, çocuklarını "Sokakta yemek yemeyin Müslümanlar oruçludur" diye uyarırdı. Bir Müslüman bir gayrimüslimden daha fazla dinine saygı duymalıdır. Bunu söylemek bizim hakkımız.
- Sosyal medya hesaplarımızdan iftardan önce yemek fotoğrafı paylaşırsak günaha girermiyiz?
- Paylaşmak doğru değil. Sizi seven dostlarınızın, o yemeğe ulaşabileceklerin olduğu özel bir sayfa açıp orada paylaşın.
- İftar sofralarımız çok çeşitli oluyor. Otellerde lüks iftarlar veriliyor. Yiyebileceğimizden daha çok yemeklerle donatıyoruz masalarımızı... Hata mı yapıyoruz?
- İfrat ve tefrit iki aşırı ucun ortasında duramıyoruz. Bir şeyi eleştirirken öldürüyoruz. Mesela "Otellerde lüks iftarlar verilmesin" diye eleştiriyoruz. Evet, ben de katılıyorum ama bu sefer de iftarın önünü kapatıyoruz. Bir otelde içinde fakirlerin de olduğu dostlarını toplayarak verilen iftarlar oluyor. Bunlar dışardan lüks ve şatafat içinde görünebilir. Bir geleneği yıkmamalıyız. "İçinde yoksulun ve yetimin olmadığı sofra Allah'ın sevmediği sofradır" hadisini esas almak suretiyle soframıza mutlaka bir yoksulu koymalıyız.
- Genelde Müslüman deyince "Bir hırka bir lokma" felsefesi geliyor. Bu algıda bir hata mı var?
- Allah verdiğini kulunun üzerinde görmek istiyor. Adam var geliyor peygamberin yanına son derece sallapati şekilde, diğeri yıkanıyor, koku sürüyor, gusülünü yapıyor ve en temiz elbisesini giyip öyle gidiyor. Peygamberimiz onu görünce gülüyor: "Allah güzeldir güzeli sever" diyor. O sahabenin ismi Cerir Bin Abdullah. Peygamber efendimiz, yabancı ülke temsilcileri ile görüştüğünde onu da yanında götürürmüş. Vitrin önemli yani. Cerir'e "Allah'ın sevdiği özellikler var sende" diyor. Bu İslam'a aykırı değil, İslam bir hırka bir lokma, yanlış şekilde yorumlandığı kanaatindeyim. Kâinat senin olsa gönlündeki bir hırka bir lokmadır senin anlayışı farklı. "Hiçbir şeyin olmasın, sen Müslümansın sen sürünmeye devam et, başkaları lokma, hırkaları götürsün sen bir lokma ile geçin" anlayışı doğru değildir.
- Yoksullukta zenginlikte bir imtihan aracı mı?
- Biz hiçbir sohbetimizde yoksulluğu yüceleştirmedik. Zenginliği de talep edilen bir şey halinde sunmadık. Yoksul insan cezalandırılan insan değildir. 'Bu bir imtihandır' dedik. Çünkü imanın gereği bunu getiriyor. Zengine de sen yüce bir adam olduğun için zenginleşmedin. Belki bir fakirin aklı bu zenginden daha fazladır. Ama Allah birini yokluk birini varlıkla imtihan ediyordur. Bunu fark edersek ifrat ve tefrite düşmeyiz. Yoksa bir sofrada üç tatlı, etli yemekler olabilir. Bir de misafire harcanan israf sayılmaz.
- Hocam yıllardır size programınızda hep aynı sorular soruluyor. Artık bu soruları cevaplamaktan yorulmadınız mı? Farklı sorular da sorulsa dediğiniz oluyor mu?
- Her zaman aynı sabırla cevap vereceğim. Ben özel hayatımda da çok toleranslıyımdır. Yaşlı insanları ve çocukları çok seviyorum. Onlara saatlerimi ayırmak isterim imkânım olsa. Bana gelen sorulara verdiğim cevaplar bu muhabbetten kaynaklanıyor. Acaba sorulara verdiğim cevap bir kişinin kalbinde İslam'a karşı muhabbet oluşturur mu, birinin korkusunu yenmesine sebep olur mu? diye düşünüyorum. İhtiyacı var ki soruyorlar." Bana özelden gelen sorular mikrofonla sorulanlardan çok daha makul. Mesela geçenlerde yurtdışından bir mail geldi. "Benim abim yurt dışında öldü. Biz işlemlere devam ederken abimi yaktılar. Annem ise abimin cenazesini Türkiye'ye getirmemi istedi. Tabuta külleri koyup kapattım ve 'kapak açılmayacak' dedim. Çünkü benden başka kimse kardeşimin yakıldığını bilmiyor. Tabutu açtırtmadan gömdük. Şimdi ben gerçeği onlara söylemeli miyim söylememeliyim?"
- Ne cevap verdiniz?
- "Söyleme" dedim. Onların gönlünde abisi o fiziki varlığı ile kalsın. Ortada kötü niyet yok çünkü. Sorumluluğu yok soruyu soran kadının. Söylemesi herkesi yaralar. İşte maillerime böyle sorular geliyor. Meydanda sorulanlar daha güncel sorular.
- Peki, nasıl sorular sorulmasını istersiniz?
- Topluma faydası olacak, bizi geren olayları düzeltecek sorular olabilir. Ben soruları cevaplarken mutlaka faydası olacak bir hadisle cevaplıyorum. Sosyolojik birer tahlil onlar aslında. Çünkü sadece bir din programı değil bizim programımız. Psikolojik sorunların giderildiği, Türkiye'nin birlik ve beraberliğine katkıda bulunan bir program. Yüzbinlerce insan namaza başlamış, tövbe edenler var. Küçük bir meydanda ama bütün dünyayı etkileyen bir iş yapıyoruz. O yüzden herkes gelsin, korkmadan istediklerini sorsunlar. Ama Türkiye'nin gündeminde olan yaralar varsa onlarla ilgili sorular sormaları da beni sevindirir.
- Tüm Türkiye'yi geziyorsunuz, konferanslar veriyorsunuz ve toplumu görüyorsunuz. Bizim en büyük sorunumuz nedir sizce?
- Güvensizlik çoğaldı. Aileler içine kapandı. Aile içindeki olumsuzluklar ört bas edildi. Tahammül azaldı. Kıskançlık, haset çoğaldı. Allah'a, kadere olan inanç azaldı. Beklentiler çoğaldı. Eskiden evlilikler daha uzundu. Çünkü her şey makuldü. Problemler birlikte kuşatılabiliyordu. Ama çağımızda hem dizi filmler hem magazin programları insana ölçüsüz bir cesaret getirdi. Her konuda konuşup her konuda birbirlerini eleştirir oldular. Çünkü Allah'a hesap verme duygusu azaldı.
YAŞLILARA İFTAR YAPTIRIN
- Ramazan'da yapabileceğimiz en hayırlı iş ne olur?
- Ramazanın özelliği yaşlıları, yoksulları, yetimleri de sofraya davet etmek. Gelemiyorlarsa onların evine hediye gönderebiliriz. Tek başına yaşayan, yaşlı, yiyecek yemekleri olmayan insanlar var. Bu gibi insanlara gidip, "Teyzecim, hacı amcacım bugünkü iftarın benden. Sen dışarı çıkma ben sana pide, et getireceğim" demeliyiz
KÜÇÜK BAŞARILARI HADDİNDEN FAZLA ALKIŞLAMAYIN
Hatipoğlu, küçük başarıları ve hak etmeyen insanları gereğinden fazla alkışlamayın diyerek uyarıyor: "Sizin ince hesabınız Allah'ın hesabıyla çatışabilir. Ama Allah bir hamle yapar, ne hesap ne matematik bırakır. Allah'ı iyi tanıyın Allah'a teslim olun derim. Bir şeyden rahatsızlık duyabilirsiniz, şer görebilirsiniz ama belki de bütün iyilik oradadır. Bir zafer size 'tamam sonuca vardım' dedirtebilir ama belki de büyük bir tuzağın başlangıcıdır. Hiçbir zaman hak etmeyen insanı büyütmeyin. Bu Ramazan ayında herkese gönlümüzü açalım. Düşmanımıza bile tebessüm edelim. Dünya hepimize yeter. Ölümlü dünyanın ölümlü insanlarıyız. Ama ölümsüz bir dünyanın da kapıları açık. Bu dünyada onu kazanmaya çalışalım. Düşmalıktan, ayrımcılıktan, ırklar, mezhepler üzerinden birbirimizi hırpalamayalım. Her şeyin sahibi Allah'tır. Allah'ın dinine Allah'tan daha fazla sahip çıkamayız. Allah'ın kırık kalplerde olduğunu bilmeliyiz. İnsanları küçümsemeyin. Küçük başarıları haddinden fazla alkışlamayın."
Saygısızlık yapanı takipten çıkarın
- Artık hayatlarımızda 'fenomen' denilen yeni ünlüler var. Mesela uygunsuz bir videosunu paylaşarak büyük tepki çeken Keremcan Durmaz örneği var önümüzde. Bu gibi hesapları takip etmek aynı günaha ortak eder mi bizi?
- Edepli, ahlaklı, iyi iş yapmış insanlar vardı eskiden, topluma katkı sunuyorlardı. Şimdi ise toplumdan alanlar var. Yüceltilecek hiçbir onurlu tarafı yok. Ama "O medyada yer aldı, bir yerde rol aldı, sahneye çıktı, bunu takip edelim" diyorlar. Onların sınırı yok, çünkü ilkesi, inancı yok. Gündemden düşünce tekrar gündeme gelebilmek için iğrenç şeyler yapmaya başlıyorlar. Hata bizim. Biz onları büyütüyoruz. Bütün rezilliklerini anlayışla karşılıyoruz. Çünkü benzeri rezillikler, alkışlayanlarda da var. O kendisini, kendi nefsinde var olanı yansıtıyor çünkü. O fenomenler sadece konuşulmak istiyor. Böylece para kazanıyor. Ama toplumda da tahribat yapıyor. Takipten çıkmak tepkidir.