NECLA BAYRAKTAR
Askerler 1876 yılında Abdülaziz’i tahttan indirdiler.
* Yerine borç içinde yüzen V. Murad geçirildi.
* Darbe esnasında bir ilk yaşandı ve saraydaki mücevherlere hareminkiler dâhil talan edildi.
* Abdülaziz Hanedanı’nın mücevherleri Galata bankeri Hristaki Efendi’ye rehin verildi.
* V. Murad’dan sonra tahta çıkan II. Abdülhamit mücevherlerin peşine düştü. Peki, mücevherlerin akıbeti ne oldu? Doç. Dr. Arzu Terzi’nin kitaplaşan araştırması bu sorunun cevabının peşine düşüyor.
Uzun ve ihtişamlı Osmanlı tarihi birçok iktidar değişikliğine sahne oldu. İktidar değişiklikleri de kanlı, trajik olaylar alışıldık meselelerdi. Osmanlı tarihi trajik vakalar, gücü ele geçirme ve mümkün olduğunca elde tutma hikâyeleriyle dolu. İktidar uğruna dökülen kardeş kanı da bu mücadeleye dâhil. Saray hayatı demek biraz da entrika demek, para demek. İhtişamın, statünün en büyük göstergesi mücevherler, Osmanlı sarayında da çok önemliydi. İhtişamın, gücün göstergesi olan mücevherler kimin eline geçtiyse ona güç verdi ama aynı zamanda acılara de neden oldu.
Osmanlı dönemindeki mücevher algısı günümüzün algısından farklıydı. Saraylılar elbette mücevhere çok düşkündü. Öyle ki, herkesin özel sarrafı mevcuttu. Özellikle Osmanlı’nın iyice zayıfladığı, sıcak paranın ortalıktan çekildiği dönemde mücevher daha da önem kazandı. Siyasi çalkantılar ve ekonomik zorluklar içinde çırpınan Osmanlı’da mücevherler de zaman zaman başrole geçti.
Hatta Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilip V. Murad’ın başa geçirilmesi esnasında da hanedan mücevherleri için enteresan bir süreç başlamış oldu. Ve bu süreç de başa geçtikten üç ay sonra akli dengesini yitirdiği için tahttan indirilen V. Murad’ın yerine II. Abdülhamit’in geçmesiyle devam etti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim üyesi Doç. Dr. Arzu Terzi’nin Timaş yayınları’ndan çıkardığı “Saray Mücevherat İktidar” adlı kitabı bu süreçte yaşanan olayların peşine düşüyor. Terzi, aslında Sultan II. Abdülhamit’in Fransa’da bir müzayede ile satılan mücevherleriyle ilgili bir çalışma için kolları sıvar. Fakat uçsuz bucaksız Osmanlı arşivi tabir uygunsa ona bir sürpriz yapar ve arşivin rafları arasında bekleyen ve bugüne kadar açığa çıkmamış belgelere ulaşır.
O ana kadar bilinen ilk mücevher talanı II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi esnasında Yıldız Sarayı’nda yaşanan vakadır. Fakat Terzi fark eder ki Osmanlı tarihindeki belgelere geçen ilk mücevher talanı ve hareme saldırı Abdülaziz’in tahttan indirilmesi esnasında yaşanmıştır. İktidarın el değiştirmesi esnasında siyasi değişikliğin yanı sıra o güne kadar Osmanlı’da olmayan bir şey olur;
Abdülaziz’in haremi çok ciddi kötü muameleye maruz kalır. Sarayda yaşayan kadınların Abdülaziz’in annesi Şevki Efkar dâhil tüm kadınlar ellerindeki mücevherleri de alınarak sadece üzerlerindeki elbiselerle sokağa atılırlar. Doç. Dr. Terzi’yi bu çalışmaya iten, onu cezbeden nedenlerden biri de bu kadınların yaşadıkları olur. “Kitap tamamen Osmanlı arşiv belgelerine dayalı. Aslında çalışma konum Abdülhamit’ti. Ama arşivde yaptığım çalışmalarda öyle belgelere ulaştım ki sanki belgeler beni başka bir senaryoya ulaştırdı. O da benim ilgimi çekti.
Bizde böyle şeylere ulaşmak pek kolay değildir. Başı ortası sonu belli bir senaryoya ulaşmak kolay olmaz. Bir de ihtilal oluyor ama biz şimdi söyleyip geçiyoruz ama insanlar bunu nasıl yaşadı? Çok trajik olaylar yaşanıyor.” Osmanlı tarihinde kayıtlara geçen ilk mücevher talanı ve harem kadınlarına kötü muamele iç içe işleyen bir süreç aslında. Terzi o döneme ilişkin “çok trajikti” diyor: “Bu, hareme alenen, açıkça yapılan ve belgeleri olan ilk saldırı. II. Abdülhamit tahttan indirildiği zaman, şehir komple yağmalanıyor. Hareminin bütün mal varlığı, bütün mücevherleri yağmalanıyor. Hatta kayıp çanta meselesi var.
İddia o ki Abdülhamit’in bir çanta mücevheri çalınmış. Hanedan mensupları da bilir onun bir çantasının kaybolduğunu. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinin ardından ‘intihar mı etti öldürüldü mü’ meselesine ilişkin birçok yazı var. Ama bu konuda belge yok. Zaten benim derdim bu değildi. Ölmüş ya da kendini öldürmüş de olabilir. Ama Abdülaziz tahtan indirilip V. Murad tahta çıkarılırken; o indirme anında sarayın yaşadıklarıydı benim için önemli olan. Yani saray ahalisi… Onlar ne yaşamış bunlar önemliydi.”
Valideler savaşı
Doç. Dr. Arzu Terzi bir yandan saraydan atılan kadınların hayatını takip ederken bir yandan da talan edilen mücevherlerin akıbetini araştırmaya devam eder: “Sultan Murad veliaht ve tahta geçmeyi çok istiyor. Annesi Şevki Efsar Hanım da çok hırslı. Şu anda dahi hanedan onu sevmez. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen sevmiyorlar. İhtiraslı bir kadın ama normal; öyle bir dönemde herkes oğlunu tahta çıkarmak ister.
V. Murad Jön Türklerle aynı zamanda Masonlarla ittifak halinde. V.Murad’ın Mason olduğuna dair birçok kayıt var zaten. Tahta çıkması çok ilginç; darbe aslında perşembe günü planlanır ama Abdülaziz’in darbeden haberi olduğuna ilişkin bir kuşku olunca salı günü yapılır. Darbeciler Murad’a giderler tahta çıkarmak için ama onun sinirleri o kadar zayıftır ki; ‘Beni öldürmeye mi geldiniz?’ der.
Murad’ın hem sinirleri zayıf hem de zevki sefa düşkünü. İktidara geldikten 10 gün sonra iyice kötüleşir, tuvalete gidemez hale gelir. Bunu annesi Şevki Efsar’ın hocalara yazdığı mektuplarda görüyoruz. Zaten üç ay sonra da II. Abdülhamit iktidara geçer.” Osmanlı’da iktidarda olanlar erkeklerdir ama veliaht, padişah anneleri de bir başka iktidar yaşarlar. Geri planda zenginleşmeye, entrikalarla oğullarının yollarını açmaya çalışırlar. Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan ile V. Murad’ın annesi Şevki Efsar Hanım arasında da bir çekişme vardır.
Yönetim el değiştirdiğinde mücevherleri talan edenler arasında Şevki Efsar da vardır. Şevki Efsar Hanım, Pertevniyal Valide Sultan’a karşı hep bir kin beslemiş oğlu başa geçer geçmez Valide, Pertevniyal Sultan’dan intikam almıştır. Doç. Dr. Terzi Pertevniyal Sultan’ın durumunu şöyle anlatıyor: “Abdülaziz Hanedanı’nın bütün mücevherlerine el koyuluyor. Pertevniyal Valide Sultan çok köklü bir valide, zengin, çok malı var. Hepsine el koyuluyor. Hatta sakladığı malları varsa diye işkence görüyor. Abdülaziz annesinin kollarında ölüyor. Kadın ölü oğlu kollarındayken, askerler gelip kulağındaki küpeleri çekip alıyorlar. İhtilali yapan da talan eden de askerler.”
Mücevher ne oldu?
V. Murad henüz veliahtken bile borç içindedir. Annesi Şevki Efsar Hanım da öyle. O dönem hanedan mensuplarının çoğu Galata bankerlerinden borç almaktadır. Hristaki Efendi de V. Murad’ın bankeridir. Ve Abdülaziz Hanedanı’ndan alınan mücevherler Hristaki Efendi’ye V. Murat’ın borçlarına karşılık bir sözleşme karşılığı rehine verilir. Hristaki gerçekten uyanık biridir. V. Murad cephesinde işlerin sarpa sardığını fark eder ve mücevherleri Paris’e kaçırır. II. Abdülhamit başa geçtikten bir süre sonra bu mücevherlerin
peşine düşer.
Abdülhamit ile Hristaki arasında uzun süren yazışmalar olur. Fakat Hristaki
hasta olduğunu bahane ederek Osmanlı topraklarına dönmeyi kabul etmez. Fakat sonuçta bir mutabakat sağlanır ve II.
Abdülhamit 158 parça mücevherin
107’sini geri alır. Ücreti de hanedan emlaklarıyla öder. Abdülhamit’in bu mücevherlerin peşine düşme nedenini Doç. Dr. Terzi şöyle açıklıyor: “Şartlar oluştuğunda hemen mücevherlerin peşine düşüyor. Neden? Abdülaziz Hanedanı’nın çalınan mücevherlerini bulmak için diye düşünülebilir ama değil! O dönem devlet iflas etmiş durumda. Para güçtür. Onu başa geçiren ihtilali yapanlar arasında Hristaki de vardı.
Mücevherle de onun elinde! O zaman bu kadar yüksek bir meblağ ile bir başkası seçtirilir. Bence bu nedenle o mücevherlerin peşine düştü. Böyle diyorum çünkü hak yerine gelsin diye düşünüyorduysa, geri aldığı mücevherleri sahiplerine verdi mi? Hayır.” 31 Mart Vakası’nın ardından 27 Nisan 1909 tarihinde Abdülhamit de tahttan indirilir. Ve İkinci bir mücevher yağması yaşanır. Bu kez yağmayı yapan asker değil, çapulcular ve gayrimüslimlerdir. Yağmadan geriye kalanlar İttihat ve Terakki tarafından Fransa’da yapılan bir müzayedeyle satılır. Müzayededen elde edilen para Donanma Cemiyeti’ne verilir. Sonuçta Abdülhamit’in bin bir çabayla Paris’ten getirttiği hanedan mücevherleri ona da yar olmaz ve yine Paris’te satılır.
ABDÜLAZİZ İNTİHAR MI ETTİ, BİR CİNAYETE Mİ KURBAN GİTTİ?
Sultan Abdülaziz tahttan indirilir Dolmabahçe Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na getirilir. Abdülaziz ve ailesi yolculuk esnasında kötü muameleye maruz kalır, yağan yağmurda ıslanırlar. Abdülaziz kendisi için hazırlanan odaya geçince Sultan Murad’a bir mektup yazarak Fer’iye Sarayı’na gitmek istediğini belirtir. Bunun üzerine bu saraya götürülür. Üç gün sonra 4 Haziran 1876 tarihinde Abdülaziz bilek damarları kesilmiş halde bulunur. Kimileri Abdülaziz’in öldürüldüğünü söyler, yapılan resmi açıklama ise intihar ettiği yönündedir.
KADINLAR EDEP YERLERİNE KADAR
ARANDI
“Sultan Abdülaziz tahttan indirilirken bütün haremi de saraydan çıkarılıyor. Ve haremdeki bütün kadınların üzeri edep yerlerine kadar teker teker aranıyor. Elbiseleriyle neredeyse çıplak vaziyette sokakta kalıyorlar. Bu belgelerde yazıyor. Alçaltıcı bir şekilde hepsi aranıyor. Cariyelerin hepsi sokakta kalıyor. Bazıları ahırlarda yatıyor, bazılarıysa seçkin aileler tarafından eve alınıyor. Sarayın kapısı her açıldığında cariyeler ağlayarak kapıya gelip içeriye girmeye çalışıyorlar. Çaresiz tabii insanlar, çok trajik. Bütün bunları Abdülaziz’in Pertevniyal Valide Sultan’ın günlüğünden öğreniyoruz. Valide sultan olanları anlattığı bir günlük tutuyor ve sonra bunu Abdülhamit’e veriyor. Kitabı bitirdikten sonra bir araştırma yaparken arşivde bu cariyelerin hakikaten kimlerin elinde kaldığı, kimlerin evine gittiği daha sonra Abdülhamit tarafından teker teker tespit edilmiş listeleri buldum. Ayrıca Abdülhamit daha sonra cariyelerin mallarından arta kalanları bulup sahiplerine teslim ediyor. Bu da bana ilginç geldi…”
HIRSLI SON VALİDE SULTAN
Şevki Efsar Hanım oğlunu iyileştirmek için çok uğraşır ve kapatıldığı Çırağan’dan kurtulmak için çok çaba harcar ama olmaz. 17 Eylül 1889’da ölür. Hanedan mücevherlerini yağmalayan Valide Sultan öldüğünde çok miktarda borç bırakır. Şevki Efsar Hanım aynı zamanda Osmanlı’nın son valide sultanıdır. Şevki Efsar Hanım’ın mührü
HRİSTAKİ RUM MİLLİYETÇİSİYDİ
Banker Hristaki çok akıllı bir banker, aynı zamanda tam bir Rum milliyetçisi. Rum taraftarı okullar açıyor. Tamamen siyasi bir adam. Ölene kadar Paris’te kalıyor. Ve tüm mirasını Yunan vatandaşı olan damatlarına bırakıyor. Çok ilginçtir; Hristaki’nin arazilerinin çoğu Yunanistan sınırında yer almaktadır. Abdülhamit bu topraklar yerine Hristaki’nin çocuklarına başka yerler verir.