Dindar Kadınlar
17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı'nın üst tabakalarında kadınlar arasında çok beğenilen şiirleri ve nazik konuşma biçimlerini bilmeyi sağlayan eğitim en başta din eğitimiydi.
Sanılanın aksine, dini kitaplar okuyan ve bu kitaplar hakkında konuşabilen kadınların sayısı oldukça fazlaydı. Ama kadınlara fıkıh (İslam hukukunda din ve dünya işleri ile ilgili ana kaynaklardan yararlanarak konulmuş olan kuralların bütünü) öğrenimi yapma ve kadılık etme hakkı tanınmıyordu.
Osmanlı'nın kendini eğitmiş dindar kadınlarına örnek olarak 17. yüzyılda Üsküp'te yaşamış Asiye Hatun'u örnek verebiliriz.
Halveti tarikatına mensup bu kadın hem iyi bir eğitim görmüş, hem de Halvetilikte tasavvufa ilk adım bu şekilde atıldığından, kendine zikretmeyi (okunması adet olan duaları ve Kuran ayetlerini sürekli tekrarlamak) öğretecek bir şeyh arayıp bulmuş.
Ne var ki Asiye Hatun, seçtiği şeyhi doğrudan ziyaret edememek gibi büyük bir zorlukla karşılaşıyor ve bundan sonra bir mektupla öğrenme dönemi başlıyor. Bu mektuplaşmalar maalesef günümüze ulaşamamış, ama Asiye Hatun kendi mektuplarının kopyasını çıkarıp sakladığı için ona ait olanları Topkapı Sarayı Müzesi'nde görebilirsiniz.
Bina Yaptıran Kadınlar
Kadınlar kendi servetlerini istedikleri gibi değerlendirebildikleri için vakıf kurabiliyorlardı. Nitekim 16. yüzyılın ortasında İstanbul'daki vakıfların %37'sini kadınlar kurmuştu.
Ama kadınların çoğu, zaten var olan bir camiye gelir sağlamak amacıyla para ya da ev vakfediyorlardı. Sıfırdan bina inşa ettirebilenler valide sultanlar ve diğer saraylı kadınlardı. Bunlara örnek olarak Mihrimah Sultan'ın yaptırdığı iki camiyi (1548 ve 1565) ve