“Herkes tek kriz yaşadı, bense iki!”
“Babam beni Mahmutpaşa piyasasında pişirdi”
Bu yıl şubat ayında bir trafik kazası sonucu vefat işadamı Celal Birsen’in koltuğunda artık oğlu Recep Birsen oturuyor. Genç yaşına rağmen (yaşını söylemek istemiyor ama en fazla 25 duruyor) sanki 20 yıldır o koltukta oturuyormuş gibi kendinden emin konuşuyor oğul Birsen.
“Gözümden bir damla yaş akmadan işimin başına gelmek zorunda kaldım. Çünkü burada yüzlerce insan çalışıyordu, duygusal davranıp şirketi tehlikeye atamazdım” derken acısını yaşamamış olmaktan şikayetçi görünmüyor. Çünkü babasının kendisini kesinlikle böyle görmek isteyeceğini düşünüyor. Bu nedenle de geçmişi değil, daha çok yarını konuşmaya konsantre olmuş. Yapmayı planladığı işleri hızlı cümlelerle ve hiç takılmadan sıralıyor.
Şirkette kurumsal bir yapı oluşturmaya çalıştığını söyleyen Recep Birsen, “Celal Bey” diye hitap ettiği babasından hayli büyük bir emanet devraldığının farkında. Bu nedenle de mevcut yapıyı korumanın yanı sıra üzerine çok şey eklemek gibi hedefler koymuş önüne. Bunun için bolca heyecan biriktirmiş gibi görünüyor. Tecrübeyi ise yolda kazanacağa benziyor.
Hiç beklemediği bir zamanda kaptan köşküne oturan Recep Birsen’le büyüme hedefleri üzerine konuştuk…
Çok genç yaşta ani bir babanızın ani ölümü sonucu direksiyona geçtiniz. Bu nasıl bir duygu?
Celal Bey’in bana söylediği tek bir şey vardı; “Oğlum beni göm, ertesi gün işinin başına geç!” Ben de aynen onun dediği gibi yapıp ertesi gün işin başına geçtim. Allah’tan son beş yılı baba - oğul gibi değil, patronun yanında çalışan bir eleman gibi yaşadım. Bu benim ve Celal Birsen firması açısından büyük avantaj oldu. Babam işe Tahtakale’den başladığı için benim de aynı yerlerden geçmemi istedi. Yedi yaşında işe gitmeye başladım, 10 yaşında beni sağa-sola tahsilata gidiyordum. 12 - 13 yaşına kadar Tahtakale esnafıyla iç içe oldum. Tahtakale – Eminönü - Mahmutpaşa piyasasında pişirildim. Sonrasında da ağırlıklı olarak babam satış konusuna yönlendirdi beni. Üretimden de anlarım ama asıl bildiğim iş, satıştır.
Peki o ilk telaşla yönetim anlamında neler yaptınız?
Altı ay yönetime hiçbir şekilde dokunmadım. Sonuçta mevcut sisteme entegre olmuştum zaten. Celal Bey’in ilgilendiği işler vardı, benim ilgilendiğim işler vardı. Yağmur şemsiyeleri ve yağmur promosyon şemsiyelerinin tamamını ben organize ediyordum. Celal Bey’de promosyon güneş şemsiyelerine bakıyordu.
Sonrasında ne değişti?
Operasyonumuz bir şekilde devam ediyor. Son beş yıldır şirkette patronluğunu yaptığım işler vardı. Sadece şu oldu: İnsanlar bir kriz yaşadılar, ben iki! Global ve manevi bir kriz yaşadım. O dönemler tam krizin patlak verdiği bir dönem, piyasalar allak bullak, satış yaptığımız firmaların bütçeleri küçülmeye başlamış. Böyle bir ortamda büyük bir kayıp yaşadık.
Yönetimde amca-dayı gibi başka aile bireyi yok muydu?
İkimizin dışında aileden kimse yoktu. Stratejimiz gereği ikinci - üçüncü dereceden akrabamız bile yok şirkette. Celal Bey bu konuda biraz daha duygusaldı. Ben kesinlikle bunu doğru bulmuyorum. Gücümün yettiği sürece eş, dost ve akrabama her türlü yardımı yaparım ama şirket içinde olmalarını doğru bulmuyorum. Örnek aldığım şirketlerde de zaten böyle şeyler görmüyorum.
Kimleri örnek alıyorsunuz?
Uluslararası firmaları… Çünkü ben sürekli uluslararası firmalarla çalışıyorum. Çünkü 54 ülkeye ihracat yapıyoruz. Algida’dan Coca Cola’ya, Unilever Grubu’nun tamamına, Nestle’ye yani marka değeri en yüksek uluslararası firmalara mal veriyorum. Bu firmalarda gördüğünüz yönetim yapılarını örnek almak zorundasınız. Çünkü biz Türkiye ve dünyada hatırı sayılır yatırımlara ulaşma hedefindeyiz.
Babanızın vefat etmesi, müşterileriniz nezdinde bir tedirginlik yarattı mı? Kesinlikle olmadı çünkü hepsi beni tanıyordu. Mutlaka hepsini bir kere görmüştüm. Şirketin zaten yüzde 25-30’luk hacmini ben yürütüyordum.
Şimdi işlerin tamamından sorumlu bir patron olarak Celal Birsen’i getirmek istediğiniz yer neresi?
40 bin metrekare kapalı alanda üretim yapıyoruz ve tesislerimizden yılda yedi milyon adet şemsiye çıkışı oluyor. Avrupa’da çok güçlüyüz. “Ankara’nın sağı mı solu mu?” derseniz biz Ankara’nın solunda daha güçlüyüz. Yurtdışında en büyük pazarımız Fransa, Almanya, İngiltere ve İspanya. Yağmurun yağdığı her yere şemsiye satmak gibi bir hedefimiz var. Eğer Güney Yarımküre’ye hizmet vermeye kalkarsak ikinci fabrikayı kurmak durumunda kalacağız. Bu hedefimizde var ama şu an doğru bir zaman değil ama inşallah o da olacak.
Başında olduğunuz otel, bar, restoran grubunun satışları nasıl gidiyor?
2008’de otel bar restoran grubuna hizmet vermeye başladık. Bu alan zaten benim sorumluluğumdaydı. Otellerin minder, şemsiye ve mobilya gibi bütün outdoor’unu yapıyoruz. Örneğin bu yıl Azeri kökenli Rus işadamı Telman İsmailov’un görkemli bir açılış yaptığı Mardan Palace otelinin outdoor’larını yaptık. Bu alanda son bir yılda 10 yıllık iş yaptık diyebilirim. Outdoor ürünlerin bir kısmını kendimiz üretiyoruz, bir kısmını da ithal ediyoruz. Promosyon minder üretimi pazarı da büyüyor. İlk yılımız olmasına rağmen hatırı sayılır bir büyüme yakaladık.
Outdoor ürünler fikri nasıl gelişti?
Otellere gidip şemsiye fiyatı veriyorduk fakat işler bizde kalmıyordu. Şemsiye ile otelin içine giremeyince bir araştırma yaptırdık ve bu alana girdik. Şimdi mobilya hariç her şeyi kendi bünyemizde üretiyoruz.
Kafanız sürekli “Daha ne yapabilirim” düşüncesiyle mi çalışıyor? Bu kapsamda gireceğiniz yeni alanlar olacak mı?
Zaten sektör sizi bir şekilde yönlendiriyor. Ama bildiğimiz işi yapıyoruz. Elbette yeni alanlara girmek istiyoruz. İşimizle bağlantılı ve bizim için mantıklı olan projelere bakıyoruz.
Mağazalaşma çalışmalarınız devam edecek mi?
Antalya ve İstanbul’da kendi mağazalarımız var. Bir otel ya da restoran geldiğinde her türlü ürünü buradan tedarik ediyor. Mağazalaşmaya devam edeceğiz. Yurtdışında Slovenya, New York ve Paris’te Celal Birsen store’lar var. Zaten üretimimizin yüzde 60’ını ihracat yoluyla satıyoruz. Yağmur şemsiyelerinin satışı ile ilgili Fransa ve İtalya ile görüşmelerimiz devam ediyor. Bu ürünler büyük bir ciro tutmasa da Celal Birsen yağmur şemsiyelerinin Avrupa’da La Fayette gibi zincir mağazalarda bulunması bizim için önemli.
Grubun amiral gemisi hangi ürün grubu?
Yüzde 65-67 ile promosyon güneş şemsiyeleri ciroda önemli bir yere sahip. Burada pazarın yüzde 99’u elimizde. Ağırlıklı olarak dondurma firmalarına ve alkollü - alkolsüz içecek firmalarına ürün veriyoruz. Burada pazarda belli bir doygunluk var ama markasız güneş şemsiyeleri pazarının sonu yok. Turizm yatırımları artıyor ve pazar büyüyor.
Babanızın asıl başladığı yağmur şemsiyesi işi nasıl gidiyor?
Son üç yıldır yağmur şemsiyelerimizi insanlar daha fazla tanıdı. Şemsiye deyince Celal Birsen akla geliyor. Yılda 650 - 750 bin bandında 140 model şemsiye üretiyor ve satıyoruz.
Yaşadığınız manevi kaybın yanı sıra global kriz sizi nasıl etkiledi?
Krizden büyük yaralar almadık. Bunun en büyük sebebi kurumsal firmalara hizmet veriyor olmamız. Çünkü Coca Cola, Nestle batarsa zaten dünya batmıştır. Biz bunlarla çalışıyoruz.
Karlılığınızda azalma olmadı mı?
Azalmadı, tersine outdoor bahçe mobilyalarında karlılığımızı artırdı. Tek bir baskılı promosyon şemsiyesi de üretiyoruz, bir milyon adet de. Bu çok önemli bir avantaj. Krizde satışlarda ister istemez daralma oldu ama biz bunu farklı sektörlere girmiş olduğumuz için kompanse ettik.
2009 yılını nasıl kapatmayı planlıyorsunuz?
Beklediğimiz üç büyük ihale vardı. Bunlardan birini aldık geri kalanı için umutluyum. Nestle’nin tüm Avrupa’da kullanacağı promosyon bayrak, minder ve şemsiye grubunun tamamını aldık. Bir aksilik çıkmazsa bu yıl yüzde 11 civarında büyüme bekliyoruz.
İşlerinizin yolunda olduğunu söylediniz. Bu durum istihdam politikanıza nasıl yansıdı?
Biz ortalama 200 - 280 kişi bandında çalışırız. Bu yıl 10’ncu aydan itibaren bu rakam 290’lara kadar çıkar çünkü üçüncü vardiya üretime geçeceğiz. Bizim işe girmek biraz zor çünkü bu meslekte kalifiye eleman bulmak da ayrı bir sorun.
************
KUTU 1
En büyük zevki imzalanmış fatura görmek!
• Ailesinin tek çocuğu olan Bilgi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu Recep Birsen, yaşına göre oldukça ölçülü davranmasını “Celal Bey bizi böyle yetiştirdi” sözleriyle açıklıyor.
• Dokuz aydır hiç “keşke” demeye vakit bulamadığını söyleyen Birsen, “Yaptığım tek bir şey var; mantıklı, doğru ve düzgün çalışarak satış kanalımızı genişletmek” diyor.
• Yaşını ve şirket cirosunu söylemek istemeyen Birsen’in “yaşıtları gibi gezmek – tozma” türünde zevkleri yok! En büyük zevkinin ihale almak ve imzalanmış fatura görmek olduğunu söylüyor!
• Kitap okumaktan keyif aldığını söyleyen Birsen, en çok yönetim kitaplarına düşkün.
• Sıra alışverişe gelince Birsen’in en büyük tutkusu, kravat satın almak. Yurtdışına gittiğinde mutlaka kravat alıyor. 250’den fazla kravatı olduğunu söyleyen Birsen, takım elbiseyi tamamlayan en önemli aksesuarların iyi bir ayakkabı ve kravat olduğunu düşünüyor.
• Marka olarak da Ermenegildo Zegna, Hugo Boss, Versace’yi, Türkiye’den de Vakko’yu tercih ediyor.
KUTU 2
“Sel sırasında 35 bin şemsiye çıkardık”
Bol yağışlı giden mevsim satışlarınıza nasıl yansıdı?
Yağmur şemsiyelerinde talebe yetişemiyoruz. Sel olduğu zaman 35 bin şemsiye çıktık üç günde. Kendi araçlarımızın yanı sıra kargo şirketlerinin tamamıyla çalıştık. Yağmur yağdığı gün satışlar dört katına kadar çıkıyor. Halen yurtiçinde 480 noktada varız. Yürüyen, metroya, otobüse binen kişiler bizim için hedef kitle. Ekonomik anlamda getirisinden çok daha önemli olan, Celal Birsen markasıyla olduğu için ve Allah ömür verdiği sürece yağmur şemsiyeleri bizimle yaşayacak.