ASKER BABA: Asker bir babanın oğlu Tan Oral. Öyle ki babası Muhtar Bey'in iki kere vefat haberi gelmiş eve. Ama babası o vahim haberlerden sonra evine dönmüş! Oral babasını "Mutlu ve özgür bir insan olarak" tanımlıyor. Onu üniformalı olarak pek hatırlamayan Oral "Beni özgür bıraktı. Bana sadece 'Akşam yemeğinde bulun' derdi. Onun dışında hiçbir kısıtlama getirmedi" diyor.
BARIŞ İÇİN BENİ BEKLİYORLAR: 1937 yılında Amasya Merzifon'da doğan Tan Oral'ın çocukluğu akranları gibi, 2. Dünya Savaşı'nın gölgesinde geçer. Savaş zamanı babasının görev yeri Ağrı'dır. Savaşın bitimine yakın günlerde aile Bursa'ya göç eder. Tan Oral savaşın bitimini net bir şekilde hatırlar? Neden mi, cevabı kendisi versin: "İkinci Cihan Harbi dedikleri bu boğazlaşma, bendenizin ilkokula kayıt olduğu gün sona erdi. Barış için beni mi bekliyorlardı, nedir?" Çizer aynı zamanda "Barış düşmanla işbirliği yapmaktır" sözünün de sahibidir. Ç
ARESİZLİK ABİCİĞİM: Kitap Fuarı için hazırlanan Tan Oral ile yapılan söyleşiden oluşan
Kafa Kağıdı kitabında Faruk Şüyün soruyor: "Siz hangi nedenlerle çizdiniz bunca zaman?" diye. Oral'ın uzun bir cevabı var. Ama finali şöyle: "Herhangi bir takıma katılmadan, batıcı laik ya da doğucu İslam gibi, onlarla birlikte olmanın ve onların vereceği güç ve koruyucu güvenceyi paylaşmadan çabalamaya çalışmaktaki tuhaflık, çaresizlik ve gülünçlük, ister istemez kişiyi mizahın neşeli ortamına sürüklüyor. 1973 Temmuz'unda İzmir'de açılan bir karikatür sergimi gezen bir izleyicinin "Sıkıntıdan mıdır, kederinden midir, çizilenler insanın yüreğine bir yumruk gibi oturuyor" sözüne,
Demokrat İzmir gazetesinde o zaman manşete çıkarılan bir yanıt vermişim, "Çaresizlik abicim!"
DİL ÇIKARMAK: Yine bir söyleşide Sennur Sezer sorar, "Türkiye'de mizah yapmak kolay mı?" diye, Tan Oral'ın verdiği cevabı okuyalım: "Her şeyin bir kolay bir de zor yanı var. Mizah için de böyle. Zor yanını galiba Türkiye'de yaşayanlar biliyor. Kolay yanı da şu: Bir sebep yokken mizah yapılmaz. Ortada bir sebep varsa mizaha bir neden çıkar. Mizaha bir tepki biçimi olarak baktım her zaman. Sözü Türkiye'ye getirirsek insanları rahatsız edecek, canını sıkacak bazen de neşelendirecek o kadar çok neden var ki. Bunlara çeşitli tepkiler gösteriyor insanlar. Bazı olaylara kızabilirsiniz, öfkelenebilirsiniz ya da uzaktan dilinizi çıkarırsınız. İşte o dil çıkarmak mizahın tipik örneklerinden bir tanesi hem kolay hem zor. Mizahla ile gülmek bir arada düşünülür genelde. Ben öyle düşünmem. Mizah başka bir şey. Mizah kimisini güldürür ama büyük çoğunluğun canını sıkar. Hele mizaha konu olan kişi hiç gülmez!"
EŞEK:"Doğduğum kasabanın eski adı Marsıvan'dır, eşekleri ile ünlüdür. Yeni vardığımız yerlerde bana, 'nerelisin?', diye sorulurdu. Söyleyince de, 'oradan iyi eşek çıkarmış' diye de dalga geçilirdi, bozulurdum. Ne zaman ki, 'o dediğiniz eskidenmiş, şimdi iyisi dışarıdan geliyor' diye oralı birinin bir cevabı kulağıma geldi de rahatladım. Bazen, çok kere olduğu gibi, bir yere tosladığımda kendimi 'eşek kafalı' diye teselli ederim ve doğum yerim aklıma gelir, içimi güven kaplar. Memleketime yakışıyorum çok şükür, derim."
FİLİZ:Tan Oral'ın erken yaşta kaybettiği kız kardeşi. "Akademili grafikerdi. En verimli yılları, ülkenin karanlık darbe dönemlerine denk geldi" diyor Oral kız kardeşi için. Onun kaybı içinse "Çok yıkıcıydı. Bu acının altından kalkmak çok zor oldu. Arkasında 2.5 yaşında kızı Başak'ı bıraktı. Başak benim yeni kuşak genç insanlarla ve yeni yaşam tarzı ile tanışmamı ve üstümdeki yılların tozunu atmamı sağlamıştır. Kendisi Londra Cordon Blue diplomalı pasta şefidir. Laf aramızda dayısına nefis pastalar yapıyor."
GEVŞEK: "Ortak yaşamın ürettiği sorunlar karşısında biraz esnek, biraz hoşgörülü olmak, bazen görmezden gelmek, biraz anlayışlı davranmak her zaman sıkışan hayatı doğal akışına doğru yönlendirmez mi? Kimilerinin tüylerini diken diken edebilir bu dediklerim, ama buraların yaşam kültüründe vardır, gerektiğinde biraz gevşek olmak..."
HAYATIN ACEMİSİ: "N'apim, hayatın acemisiyim, ilk defa yaşıyorum. Dünyaya daha önce geldiğini söyleyenler gibi tecrübeli değilim. Üstelik onlar bir dahaki gelişlerinin bile hesabını yapabiliyorlar. Bir daha gelmeyeceğimi biliyorum, gidince gidiş o gidiş olacak."
İ
STANBUL: Pek çoğumuz gibi Tan Oral için de İstanbul önemli bir yer. Yaşamının büyük bir kısmı bu şehirde geçen sanatçının 1996'da yayımlanan
İsTANbul adlı bir de kitabı bulunuyor. Diğer kitapları ise şöyle
Memnuniyetsizler (2013),
Kitabın Adı Budur (Nehir Söyleşi) (2006),
YüzYüze (2005),
Bu Kitabın Kuyruğu Var (2003),
Yürüyenler (1999),
Yaza Çize (1998),
Pencereler (1993),
Sus ve Dinle (1989),
Gözağrısı (1986),
İki Minik Kentli (1979),
Böyük Türkiye (1978),
Sansür (1977). (İstanbul Kitap Fuarı Onur Çizeri olması nedeniyle çizerin kimi kitaplarının yeniden basılacağını hatırlatalım.)
JAPONYA YOMIURI ŞIMBUN KARİKATÜR YARIŞMASI: Sanat hayatı boyunca ulusal ve uluslararası pek çok ödülün sahibi oldu Tan Oral. Uluslararası alanda aldığı ilk ödül 1978'de Üsküp Karikatür Yarışması'ndaki Onur Ödülü'dür. 1983 yılındaysa Japonya'daki Yomiuri Şimbun Karikatür Yarışması'nda Excellence Ödülü'nü alır. 2001'de Hollanda Deventer Cartoon Festivali'nde Altın Kalem, 2002'de de Fransa St. Just-le-Martel'de En İyi Basın Çizeri ödülüne değer görülen Oral'ın aldığı ödüllerin akıbetinin ne olduğunu merak ediyorsanız 'Zahmetten Kurtarmak' maddesine bakınız.
KEDİLER: "Yaşam boyu kedi dostlarımla birlikte oldum. Çünkü onlar bir kent hayvanı olarak biz insanlarla birlikte yaşamayı seçmişler. Ama kedilerden söz ederken dikkatli olmak gerek. Neden derseniz, kedilerle o kadar olağanüstü şeyler yaşarsınız ki anlatmaya kalktığınızda, size biraz kafayı yemiş gözüyle bakabilirler. Anlatmadan
da durulmaz ki. Ama başka bir kedici ile bir araya geldiyseniz konuşacak o kadar çok şey vardır ki, akşamın nasıl geldiğini fark etmezsiniz. Böyle durumları hatırladığımda, bu kadar lafı nereden bulduk, diye şaşarım. Nereden olacak insan, harika incelikleri olan, şakacı ve şaka kaldıran bir varlıkla günlerini paylaşıyorsa anlatmaya değer pek çok şey biriktirir."
LİSE YILLARI: Tan Oral'ın hayatının dönüm noktalarından biridir lise yılları. Lise sonda ders tekrarı nedeniyle bir yıl beklemek zorunda kalınca, düşünmek için bol bol vakti olur. İşte bu yıl çizgi dünyasının kapısını aralar. Sürekli çizim yapar. Çizdiklerinde kıymetli bir şeyler olduğu fark eder. Sonrasında çizdikleri etrafı tarafından beğenilince o da bu yolda devam eder.
MİMARLIK:Tan Oral, çizer olsa da diplomalı mesleği mimarlık. 1963' te Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun olan Oral'ın, üç yıl Yapı ve Meslek Kürsüsü'nde Prof. Sedad H. Eldem'in asistanı olarak çalışmışlığı
bile var. Akademik dünyadan bir şekilde yolu ayrılınca da çizer olarak yoluna devam eder.
NEŞE VE KARİKATÜR MÜZESİ: Çizer, sanat yaşamı boyunca üç müzenin açılmasına ciddi katkılar sundu İlki 1975'te Karikatürcüler Derneği'nin önayak olmasıyla açılan İstanbul Belediyesi Karikatür ve Mizah Müzesi. İkincisi ise Eskişehir'deki Eğitim Karikatürleri Müzesi. Sonuncusu ise İzmir'deki Neşe ve Karikatür Müzesi. Fakat müzeler konusunda biraz da şeytanın avukatlığını yaptığı bir iddiası vardır: "Tüm dünyada iletişim teknolojisindeki gelişme ve yaygınlaşma, sıkışık zamanlar sanatı olan karikatürün eski işlevinin, dolayısıyla eski gücünün ve aranırlığının azalmasına neden mi oldu acaba, diyordum. Ama bu sözüme kızanlar oluyordu. Galiba bu müze bolluğu, karikatürün artık müzelik olduğunun bir kanıtı olmasın sakın?"
OKUL: Oral'ın da tüm asker çocukları gibi çocukluğu farklı şehirlerde geçmiş. Lakin bu tayinlerin, çizerin eğitimine ket vurduğu söylenebilir. Çünkü ilk ve orta öğretimini 13 yılda 13 farklı okulda tamamlayabilmiş. Mesela orta ikiye Erzincan'da başlayıp İstanbul'da devam edip İzmir'de tamamlamış. Sürekli şehir ve okul değiştirmesinin etkisini yıllar sonra şöyle anlatır Tan Oral: "Benim için hayat, sevdiklerimden ayrılmak demekti. Hep birileriyle dost olurdum, severdim, kısa süre sonra onlardan ayrılmak zorunda kalırdım ve bunun hayatın bir parçası olduğunu zannederdim. O yıllarda genç bir insan olarak dünyayı, ülkeyi, çevreyi, hayatı, ölümü anlamaya çalışırsın, bütün bunların cevaplarıyla şekillenirsin ama bu dolaşmaların içinde bu cevapları okulda bulamıyordum. İyi öğrenci olamıyordum o yüzden! Tek kanallı bir radyo da çocuk dünyamda fazla yer işgal etmiyordu. Geriye ne kalıyor diye sordum kendime..."
ÖĞRETMEN: Bir gün birileri çıkıp Tan Oral benim üniversitede hocamdı derse şaşırmayın çünkü çeşitli üniversitelerde toplam 15 yıllı bulan eğitimciliği var. 1980 ile 1984 yılları arasında MSÜ Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda (OESYO) çizgi film alanında dersler veren Oral, 1991'den itibaren de Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Canlandırma Sanatları Bölümü'nde yıllarca öğrenci yetiştirdi. Peki öğrencileri üzerinde nasıl bir iz bıraktı. Kendisinden dinleyelim: "Yıllar sonra bir gün eşimle birlikte kalabalık bir alışveriş merkezinde dolaşırken benim eski öğrencilerden birine rastladık. 'Hocam' diye sevinçle yanıma geldi, boynuma sarıldı ve şöyle dedi; 'Bize pek bir şey öğretmediniz, ama nasıl düşünmemiz gerektiğini hissettirdiniz, sizi hiç unutmadık...' gerisi iltifattı, tekrarlamak ayıp olur şimdi."
POLİTİKA: Tan Oral bir yandan karikatürün sanatla kesiştiği noktalarda ürünler veren bir yandan da günlük gazetelerde siyasi karikatürler çizen bir çizerdir. Gazete çizerliğine ilk olarak 1976'da İsmail Cem'in yayın yönetmenliğini yaptığı
Politika'da başlar. Daha sonra uzun yıllar çalışacağı
Cumhuriyet'e geçer.
Yeni Şafak'a verdiği bir söyleşi ve orada kullanılan
bir karikatür nedeniyle
Cumhuriyet ile yolları ayrılır. Oral da
Taraf'a geçer. Şimdilerde T24 sitesi için çiziyor.
RETROSPEKTİF: Uluslararası Kitap Fuarı'nın Onur Çizeri olduğu için fuarda TanTan başlıklı sanatçının retrospektif sergisi açılacak. Küratörlüğünü Sadık Karamustafa'nın üstlendiği sergi çizerin eserlerini toplu olarak görmek için mükemmel bir fırsat. Eğer bu sergiyi gezince içinize bir hüzün çökerse şaşırmayın! Tomris Uyar'ın Oral'ın çizgi dünyasıyla ilgili şu tespiti bu hüznün nereden kaynakladığını anlatır: "Tan'ın karikatürlerinin en büyük özelliği gündelik yaşamda ilk akla gelmeyen bir 'somut'u yakalayıp soyutlaması, alabildiğine inceltip insanoğlunun evrensel serüveni içindeki hafif hüzün verici yerine oturtmasıdır."
SANSÜR: Oral'ı sadece bir çizer olarak düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onun bir de sinemacı yönü var. Özellikle 70'lerde önemli animasyon filmlere imza atan Oral'ın en bilinen filmi, kısa animasyon
Sansür. Senaryosunu yazıp yönettiği 1970 yapımı film, o yıl TRT Kültür Sanat Bilim Ödülleri'nde kısa film dalında büyük ödüle değer görüldü. Ödül almasına ve TRT'de yayımlanacağı duyurulmasına rağmen
Sansür sansürlenerek ekranda gösterilmedi. Film 1975'te Akşehir Nasreddin Hoca Şenliği Kısa Film Yarışması'nda en iyi film seçildi. 1977 yılındaysa
Sansür Gözlem Çocuk Yayınevi tarafından kitap olarak da basıldı. Fakat yapılan bir ihbar sonucu hakkında dava açıldı ve kitap kapağına vurulmuş "tehdide tabidir" mührüyle birlikte satışa sundu. Sansür'ün ön yüzünde "18 yaşından küçükler okuyamaz" ibaresi de yer aldı. Film 2012'de Antalya Film Festivali'nde gösterildiğindeyse
Sansür'ü sansürleyenlerin buluttan nem kaptıkları anlaşıldı.
TUNÇ: Aslında Tunç ismi konulmak istenmiş Tan Oral'a. Fakat telgraf memurunun mors alfabesini yanlış çözümleyince Tunç, Tan olur. Böylece telgrafçı hatasıyla ismi koyulan ender kişilerden biri olarak hayata başlar. Bu olayı ise Tan Oral şöyle anlatır: "Bizim akraba taallukatı aralarında telgraflaşırken nokta ve çizgilerden oluşan isimler uçuşuyormuş. Eli ve kulağı, önünde tıkırdayıp duran manüple'de olan postacı amca, uçuşan çocuk adlarını, nokta-çizgi üslubu ile oradan oraya yollarken, "çizgi ve nokta
çizgi
ve çizgi nokta" dan oluşan, yani T(-) A(.-) N(-.) gibi bu üç harfi, bir yanlışlık ya da rastlantı sonucu, belki de bilerek, bizimkilere ulaştırmış. Oradan da nüfus kütüğüne."
USTAMIN ADI HIDIR: sanatfilan. com sitesinde yayımlanan söyleşide Tan Oral'a Bahar Öztop soruyor "Türkiye'de bir karikatürist olarak bunca yılın tanıklığından sonra kendisini nasıl tanımlıyor" diye. Oral da kendine has üslubuyla şöyle cevaplıyor: "Bunca yıl hangi işe el attıysam sonunu getiremedim. Ustamın adı Hıdır, elimden gelen budur, deyip çiziktirdiğim kağıtlara içimi döktüm. Bunları görenlerin, oradaki çizimlerin hoşlarına gittiğini söylemeleri, benim de hoşuma gitti. Kendimi iyi hissettim ve devam ettim."
VERİMLİLİK: Tan Oral 1950'lerden beri durmadan çizip duruyor. Kendi kuşağının en verimli çizerlerinden olan Oral, şimdiye kadar ne kadar karikatür çizmiştir sizce, cevabı ondan dinliyoruz: "Sayılarla aram hiç iyi değildir. Ama bir hesap yapalım. 1956 yılında ilk çalışmalardan bu yana günde bir şey çizmiş olsam, 20 binden fazla yapar. Kaldı ki, gazete çalışmalarında bir güne on, on beş işin sığdığı da olurdu."
YALINLIK: Tan Oral'ın alametifarikası eserlerindeki yalınlıktır. Zeynep Oral bu yalınlığı "Söyleyeceğini en açık, en net, en dolaysız biçimde söyler. Lafı, yani, sözü, yani çizgiyi, evirip çevirmeden, dallandırıp budaklandırmadan, dolaştırmadan sunar; sözünü doğrudan söyler. Gözlem gücünü, eleştiri ve tartışma gücünü en yalın çizgilerle verir" diye tanımlar. Tan Oral'ı ilk keşfedenlerden üstad Semih Balcıoğlu ise çizerin yalınlık anlayışı için "Çizgisinde tasarrufludur. İşlevi olmayan çizgiyi hiç kullanmaz. İmzası bile kısa ve özdür" der.
ZAHMETTEN KURTARMAK: "2014 yılında, kentsel dönüşüm furyası gereğince yıkılmasına karar verilen evimizi terke zorlandık. Evdeki eşyayı da yavaş yavaş yeni kiraladığımız yere taşımaya başladık. Tüm ödüllerimi, caka satmak için camlı bir dolapta muhafaza ediyordum. Sıra onları taşımaya gelmeden, bir ara hırsızlar kapıyı kırarak eve girdiler ve bizi zahmetten kurtarmak için olmalı, dolaptaki kristal olanlar hariç ne kadar metal ödül varsa alıp götürdüler. Hafifledim. Böylece ben de yeni evimizde artık sadece dört tarafı camlı dolapta kalan saydam objelerle ve şeffaf olmakla övünmeye çalışıyorum."