ANNE:
Hem hayatını hem de edebi kişiliğini etkilemiştir şairin annesi Güllü Seber. Erzincan'da doğan Cemal Süreya, ailecek sürgün edildikleri Bilecik'te, yedi yaşındayken kaybeder annesini. Abbas Karakaya'ya göre "Süreya'nın 'şiir itisini aldığı' insan annesidir. Masal ve halk hikayeleriyle Süreya'daki halk edebiyatı sevgisinin tohumlarını atan kişi de yine annesidir." İlk üvey annesini hayırla hiç anmayan Süreya'nın, öz annesini erken kaybetmenin acısını hep yaşadığı bilinir. Bir söyleşisinde "Ağlamadım, sızlamadım acısı içime oturdu" diyecektir. Bazen anne özlemi dizelerinde de karşımıza çıkar!
BÜROKRAT:
Çok bilinmez ama Cemal Süreya sıkı bir bürokrattır. 1954'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olan Süreya, maliye müfettiş yardımcılığı, maliye müfettişliği yapıp müşavir maliye müfettişliğinden emekli olur. Müfettişliği sayesinde Paris'e giden Süreya, Türkiye'nin çok farklı noktalarında teftişte bulunup raporlar hazırlar. Bir dönemin önemli kurumlarından Maliye Tetkik Kurulu'nda da çalışan şair, Kültür Bakanlığı'na bağlı Kültür Kurulu üyeliği yapar. Mesela Hilmi Yavuz "Maliyeciliği önemsedi, en az şairliği kadar" diye yazar.
CEMALETTİN SEBER:
Şairin gerçek adı. Ama hiçbir zaman edebi eserlerinde bu ismi kullanmadı. Gerçek ismiyle barışık olmadığı bilinen şair önce Cemalettin'i Cemal olarak kısaltır ve Cemal Seber'i kullanır. Sonra Seber'i atıp Süreyya soyismini alır. Daha sonra ise soyisminden y harfini atar. (Bununla ilgili hikaye 'Y' maddesinde).
DERSİM:
1931'de Erzincan'da doğan şairin ailesi, Dersim sürgünlerindendir. Amcasının kentin valisiyle arasının bozulması nedeniyle aile 1938'de sürgün listesinde yer alır ve Bilecik'e gönderilir. Süreya, bir mektubunda "Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü" diyerek anlatır o zorunlu yolculuğu.
EVLİLİK:
Ece Ayhan'a göre Cemal Süreya evlilik meraklısıydı. Şair hayatı boyunca beş evlilik yaptı. Zeynep Oral'la yaptığı bir söyleşide evlilikle ilgili "Çok değil mi?" sorusuna "Evet, çok. Beş evlilik çok ama iki de çok" diye cevap verir sonra da "Evliliğin aşkı kesin öldürdüğü kanısındayım. Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür" der.
FAHRETTİN CÜREKLİBATUR:
Biz onu Cüneyt Arkın olarak biliyoruz ama Cemal Süreya, Fahrettin Cüreklibatur'ken olarak tanıdı Arkın'ı. İkilinin tanışması Eskişehir'de gerçekleşir. Arkın İstanbul'a üniversite okumaya geldiğinde de ilişkileri devam eder. Gerisini Arkın'dan dinleyelim "Yakın arkadaştık Cemal Süreya ile. Şiirden, hikayeden ve hayattan konuşurduk. Hikayelerimi okurdu, önerilerde bulunurdu. Onunla dostluğumuz iyi geliyordu bana. Büyük emekleri vardır üzerimde. Süreya birkaç öykümün yayımlanması için aracılık etti."
GÜVERCİN CURNATASI:
Süreya bir yazısında "Sanatçılarla, yazarlarla yapılan konuşmalar dergi ve gazete sayfalarında bırakılmamalı" der. Nursel Duruel de şairin bu isteğini
Güvencin Curnatası (Yapı Kredi Yayınları) kitabında yerine getirir. Onun söyleşilerini ve soruşturmalara verdiği cevaplarını bu kitapta bir araya getirir. Ayrıca Duruel ile Feyza Perinçek'in birlikte yazdığı Can Yayınları'ndan çıkan
Cemal Süreya-Şairin Hayatı Şiire Dahil ise şairle ilgili önemli bir başvuru kaynağıdır.
HAYATININ ÖZETİ:
Anıl Meriçelli, şairle yaptığı söyleşide ilk soru olarak "Sanat hayatınızı özetler misiniz?" diye sorar. Süreya ise şöyle cevap verir: "1931 yılında doğdum. Annem çok küçükken öldü. 1948'de Dostoyevski'yi okudum. O gün bu gün huzurum yoktur."
İKİNCİ YENİ:
Garip akımı ve toplumcu gerçekçi kuşağa tepki olarak ortaya çıkan, şiir tarihimizdeki önemli akımlardandır. Cemal Süreya'nın ilk kitabı
Üvercinka da akımın ilk kitabı olarak kabul edilir. Turgut Uyar, Edip Cansever, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, İlhan Berk, Sezai Karakoç bu akımın içinde değerlendirilir. Süreya ise bu akımı bir söyleşinde şöyle anlatır: "1950'li yıllarda genç şairler birbirinden bağımsız olarak başka bir düzende şiir söylemeye başladı. O sırada şiirimiz fazla akıllı hatta 'akılcı' bir şiirdi. Bu son şairlerle irasyonel bir öğe geldi şiirimize. Hikaye öğesi dışlandı. Ses soyutlamalarına gidildi ve bir iç ses aranmaya başlandı Türk şiirinde."
JETON:
Cebinden eksik etmediği nesnelerden biri. Hem vapur hem de telefon jetonu bulundurduğunu anlatır onu tanıyanlar. İhtiyacı olana vermek için.
KADIKÖY:
Şair son yıllarını Kadıköy'de geçirir. Ölümünden sonra oturduğu sokağa onun ismi verilir. Yaşadığı Başak Apartmanı'na da Necati Güngör'ün girişimiyle bir plaket çakılır. Son olarak da Kadıköy Belediyesi sokağa şairin şiirlerini yazdı. Peki Süreya için Kadıköy ne ifade ediyordu? Bir yazısından alıntılayalım: "İstanbul'da, ama Kadıköy'de oturuyorum. Bu 'ama' biz Kadıköylüler için çok şey açıklayan bir sözcük. Daha doğrusu bizi açıklayan bir sözcük. Kadıköylüler, iş ilişkileri ve zorunluluklar dışında İstanbul'u fazla kullanmazlar. Kadıköy yeter onlara. Diyeceksiniz ki, İstanbul yayıldıkça her semt için öyle olmuştur. Doğru. Ama bizim için daha da öyle. Öte yandan her şeye karşın, kasaba niteliğini yitirmemiştir Kadıköy. Oradaki dostluklar sıla dostluğu gibidir. Mahalle arkadaşlığı gibi."
LAVANTA:
Sıcak Nal kitabında yer alan şiiri. Yaşamak üzerine etkili şiirlerinden biri olarak anılır. Son dizeleri şöyledir: "Şimdiye dek düşünmediyseniz/ Bakmayın içinde ne var,/ Küçük bir kitaptır yaşamak/ Elinde tutmaya yarar."
MÜLKİYE:
Üniversite tercihini yaparken Mülkiye ile siyasal bilgiler fakültesini iki ayrı okul olarak bilen Süreya okula kayıt yaptırınca ikisinin aynı okul olduğunu anlar ve çok sevinir. Tam bir mülkiyelidir. Zaten ilk şiiri
Şarkısı-beyaz 1953'te
Mülkiye dergisinin ocak sayısında yayımlanır.
NİÇİN YAZIYORUM?
Gergedan dergisine bu sorunun karşılığı olarak uzunca bir yazı kaleme almış. Kısaltarak aktaralım: "Niçin mi yazıyorum? Şiirimi mi soruyorsunuz? Çok kazık soru: Karşılık vermek çok güç benim için. Bugünümü alırsak, o kadar değil belki. Bugün, alışmışım, öteden beri yazdığım için de yazıyorum. Ama başta, ortada? Niçin yazdığımı kolay anlatamam. Kendim de pek anlamış değilim çünkü. Bir düşünce adamı için düşüncelerini yazarak ortaya koymak söz konusudur. Yazı onun için, düşüncenin doğrudan kalıbı, üstüne tam oturmuş giysidir. Ama, özgül tanımıyla, yazmak başka bir olay. (...) Yazmak bana her zaman çok zor gelmiştir. Daha ilkokulda, ortaokulda adım 'üstad'dı. Şanslarım oldu. Ama, bugün, daha önce de belirttiğim gibi, elli yaşı çoktan dönmüş biri olarak neye yetenekli olduğumu hâlâ çözebilmiş değilim."
ÖDÜL:
1990'da Cemal Süreya hayatını kaybedince ertesi yıl Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği tarafından şiir yarışması düzenlenmeye başlar. Metin Demirtaş, Arif Berberoğlu, Müslim Çelik, Özkan Mert, Erol Özyiğit, Haydar Ergülen, Selahattin Yolgiden, İbrahim Baştuğ, Altay Öktem, Ahmet Erhan, Sina Akyol, Erdal Alova, Hulki Aktunç, Yıldırım Türker, Enis Batur, Adnan Özer, Süreyya Berfe ve Metin Altıok bu yarışmada eserleriyle ödül alan şairler arasında.
PAPİRÜS:
Cemal Süreya'nın hayatının farklı dönemlerinde birkaç defa çıkardığı ve onun adıyla özdeşleşmiş bir dergidir
Papirüs. İlk olarak 1960'ta dört sayfa olarak yayımlanmaya başlanan dergi, şairi pek memnun etmez ve yayınına bir süre ara verilir. Süreya, 1966'da Paris'ten döndükten sonra tekrar çıkarır dergiyi ve
Papirüs bu dönemde edebiyat dünyasının vazgeçilmezlerinden biri olur.
RASLANTILAR:
Cemal Süreya bir söyleşisinde rastlantılardan söz açılınca. "Bilir misiniz
Emmanuella filminin Türkiye'de gösterilmesinde benim rolüm olmuştur. İçişleri Bakanlığı filmi yasaklayınca, Danıştay'a başvuruldu. Danıştay'da bilirkişiyim. Ben olmasaydım o film serbest bırakılmazdı... Rastlantılar... Galiba rastlantılara uygun bir adamım ben" der.
SEVDA SÖZLERİ:
Şairin bütün şiirlerinin yer aldığı Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan kitabının adı. Ölümünden sonra dergilerde yer alan şiirleri de dahil edilerek genişletilen kitabın en son 61. baskısı yapıldı.
ŞAİR:
Cemal Süreya için büyük şair denir. Ama Süreya bunu kabul etmez. Kendisini 'cins şair' olarak görür. "Sözgelimi" der "Baudelaire benim için cins şairdir, Victor Hugo ise büyük şairdir. Büyük şair, galiba kitlelerin duygularını veya onların isteklerini yansıtmış, büyük temalara yönelmiş kişidir. Cins şairler ise hayatı, dünyayı daha çok kendi imbiklerinden geçirmişlerdir. Abdülhak Hamit büyük şairdir, Yahya Kemal hem cins hem büyük şair. Nazım Hikmet de öyle, hem cins hem büyük şair." Şiirini ise "Güneşten yırtılan caz, kavaldan akan gökyüzü" diye tanımlar.
TOMRİS UYAR:
Cemal Süreya aşka düşkün bir şairdi. Tomris Uyar ile yaşadığı aşk ise edebiyat tarihimizin unutulmaz aşklarından biri olarak bugüne kadar anlatılageldi. Süreya şiirler yazdı Tomris Uyar'a. Sonra ayrıldılar. Ölünceye kadar dost kaldılar.
ÜSTÜ KALSIN:
En bilinen ve ölüm üzerine yazılmış en güzel şiirlerden biridir. Kitaplarında yer almayan şiiri ölmeden kısa bir süre önce yazdığı biliniyor: "Ölüyorum tanrım/ Bu da oldu işte./ Her ölüm erken ölümdür/ Biliyorum tanrım./ Ama ayrıca aldığın şu hayat/ Fena değildir.../ Üstü kalsın."
VEFAT:
Usta şair 9 Ocak 1990'da 59 yaşında yaşamını yitirdi. Kulaksız Mezarlığı'na gömüldü. 'Gömmeden önce biraz gezdirin beni' dizesini vasiyet olarak gören Sunay Akın, Süreya'nın naaşı ile mümkün mertebe bir İstanbul turu attığını yakın zamanda yazdı.
Y:
Cemal Süreya'nın soy isminin eksik harfi. Usta şairin soy isminden ikinci Y harfini atmasıyla ilgili çeşitli hikayeler mevcut. En bilineni Mülkiye'den okul arkadaşı olan Sezai Karakoç ile Süreya'nın aynı kıza sevdalanmaları sonucu tutuştukları iddiayı kaybetmesiyle soy isminden y harfini attığıdır. O kızın Karakoç'un ünlü şiiri
Monna Rosa'nın kahramanı Muazzez Akkaya olduğu anlatılır. İkinci hikayeye göre, ki bunu kızı Gonca Uslu da teyit eder, iddiaya girmeyi seven şair hafızasının gücüne inanır ve bir telefon numarasının doğruluğu üzerine bir arkadaşıyla iddiaya tutuşur. Kaybeder ve kaybedince de soy isminde bulunan iki Y'den birini atar. Lakin kesin olan
Elma şiirindeki "Adımın bir harfini atıyorum" dizesidir.
ZUHAL TEKKANAT:
Cemal Süreya'nın 1967'de evlendiği eşi. Şairin 1972 Temmuz'unda, Okmeydanı SSK'da yatan eşine yazmış olduğu mektuplar
Onüç Günün Mektupları adıyla şairin ölümünden sonra yayımlandı. Yazın dünyamızın en içli ve sevdalı mektupları arasındadır bu metinler. Mektuplardan biri şöyle biter: "Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım. Aşk büyüdü, aşk! Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım. Yüzüğünden öperim."