Türkiye'de yaptırdığımız doktora tezlerinin bir kaderi var. Zaman zaman önümüze gelse de belli bir düzeyin ötesinde soyut ve kuramsal konularda doktora pek sevilmiyor ve istenmiyor. Öyle bile olsa, hepimiz, doktora adayına, sonuna bir Türkiye bölümü eklemesini öneriyoruz. Bu kuşkusuz önemli bir husus. Türkiye'deki akademik hayatın bir sorumluluğu olarak da görüyorum bu yaklaşımı. Ne var ki, eğer Türkiye ile ilgilenecekse bir tez bunun dengesi oldukça önemli. Can Kakışım'ın doktora tezinden sonra ortaya koyduğu kitap bu bakımdan önemli. Kakışım, sol tarih içinde çok önemli fakat Türkiye'de üstünde yeterince durulmamış bir konuyu ele alıyor: Etnisite ve etnik kimlik meselesi. Önce evrensel sol tarih içinde irdelediği konuyu sonunda Türk solu ile ilişkilendiriyor. Üç bölümden oluşan kitabının ilk bölümünde yazar 'Sosyalist gelenekte etnik kimlikler ve azınlıklar' konusunu tartışıyor. 'Ulusal azınlık' kavramının Marx'tan beri ne derecede yakıcı olduğunu biliyoruz. Bu konunun, soyut ideolojik sol düşünce somut siyasal pratiğe dönüştüğünde, evvela SSCB'de nasıl ürkütücü bir problem meydana getirdiği de malum. Lenin, Stalin orada bu konuyla ne derecede ilgilendiyse, Kakışım'ın ele aldığı üzere, Mao Çin'de, Ho Chi Minh Vietnam'da, Tito Yugoslavya'da bu konuyla uğraşmak zorunda kaldı. Merkezi devlet yapısının hakim bir etnisiteden veya hakim etnistenin merkezci tahakkümünden uzaklaşıp bazen ademi merkeziyetçi modelleri deneyerek, bazen de beklenmedik zorlamaları gündeme getirerek çözmeye çalıştığı bu sorun 20. yüzyıl sosyalizminin en ciddi engelleri arasındaydı.
TÜRKİYE SOSYALİZMİ
Sorunun çözümü beklenmedik biçimde, Kakışım'ın da belirttiği gibi, küreselleşme çağında, ortaya çıktı. Merkeziyetçi, otoriter modernizmin tecebbüre dayalı yapısı daha liberal bir anlayışla kırılınca ve bu yol kimlik siyaseti bağlamında açılınca sosyalizm de beklenen dönüşümünü geçirme aşamasına gelmişti. Ne var ki, Kakışım'ın, kitabın ikinci bölümünde ele aldığı bu konunun sosyalizm bağlamında yeterli sonuçlar ürettiğini söylemek neredeyse olanaksız. Bahsettiğimiz gelişme (belki de genişleme) sosyalizmin çökmesini, çözülmesini doğurdu, bir evrim geçirmesi düşüncesini kitlelere benimsetti ama beklenen sonucu henüz oluşturmadı. Yazar buna değiniyor. Fakat, bu konularda çok önemli bir isim olan Kymlicka ile çalıştığını belirtmesine karşın, kitabın bu bölümünün gene de en zayıf bölüm olduğunu söylemeliyim. Bu durumun nedeni, yukarıda bahsettiğim husustur: Bir doktora tezi içinde kabul edilecek hacmin, iş kitaba geldiğinde sınırlı kalmasıdır. Üçüncü bölüm Türkiye Sosyalizminde Etnisite Sorunu başlığını taşıyor ve muhakkak ki, kitabın asıl ilgi odağı olan bölüm budur. Teorik açıklama, tutkusu olmasa, kitap, doğrudan bu konuyu ele alsaydı, içerdiği potansiyelle çok daha geniş, çok daha sorgulamacı, çok daha yol açıcı bir nitelik taşıyacaktı. Kakışım, daha önceki bölümlerde ortaya koyduğu izleği, doğru bir şekilde Türkiye sosyalizmi bağlamına yansıtıyor. Bir anlamda Türkiye, o teorik açılıma bir pratik sağlamış.
DÖNEM KAVRAMLAŞTIRMASI
Daha geniş bir araştırma olmamasına çok üzüldüğüm bu bölümde Kakışım önemli bir dönem kavramlaştırması geliştiriyor. Türkiye'deki solu 'geleneksel dönem/ulusal mahiyetin kabul edildiği dönem/ulus-inşacı dönem/çokkültürcü dönem' olarak tanımlıyor. Genel çerçeveyi kabul ediyorum ama iki noktaya değineyim. Birincisi, 'ulusal mahiyetin kabul edildiği dönem' bana yeterli bir kavramlaştırma olarak görünmüyor. Kavram yeterince açıklayıcı ve tanımlayıcı değil. İkincisi, dönemler, daha teorik ve zihinsel yönelimleriyle ele alınmalıydı. Bu da muhtemelen bir hacim sorunudur ve baştan beri altını çizdiğim sorunla ilgilidir. Ayrıca, belirtilen dönemlerdeki hareketlerin düşünsel ve tarihsel planları daha geniş işlenmeliydi. Kakışım'ın kitabı zor bir konuyu işliyor. Teorik kısmıyla çok hacimli bir literatürü Türkçede yansıtıyor. Ayrıca Türkiye ile ilgili kısmı böyle bir meseleye ilk yaklaşımlar arasında. Sürdürürse bu konuda çok önemli yorumlar, çözümlemeler gerçekleştirecektir.