20'den fazla uluslararası sanat fuarı ile butik karma sergide yer alan, beş sergi açan 1990 doğumlu sanatçı Elif Erdem ile kariyerini ve gelecek hedeflerini konuştuk.
Elif Hanım, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
1990 yılında İstanbul'da doğdum. Yaklaşık 15 yıldır aktif olarak sanatla ilgileniyorum. Ağırlıklı olarak hiperrealist resim sanatı üzerine çalışıyorum ve tasarımlar yapıyorum. Bunun yanı sıra duvar ve tavan boyama, mücevher tasarımı ve heykel gibi farklı alanlarda da üretimler gerçekleştiriyorum.
Resme olan ilginizi ne zaman ve nasıl fark ettiniz? Bu alana yönelmenizde etkili olan şey neydi?
Sanatla iç içe büyüyen bir ailede yetiştim. Annem, resme yeteneğimi üç yaşımda keşfetti ve bunun üzerine sekiz yaşından itibaren sanat eğitimi almaya başladım. Bu süreç, sanatla olan bağımı güçlendirdi ve beni bugüne taşıyan en önemli etkenlerden biri oldu.

Sanat eğitiminizi nerede aldınız? Size en çok ilham veren eğitmen veya deneyim neydi?
Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde ve Royal Academy'de eğitim aldım. Üniversite yıllarımda desen dersimize Fransız ekolünden gelen Cengiz Çekil hocamız giriyordu. Sanata olan yaklaşımı, vizyonu ve duruşu beni çok etkiledi. Üzerimde büyük emeği vardır. Kendisinin sıkça tekrarladığı bir söz vardı: "Ateşe devam gençler, ateşe devam!" Bu söz, sanatın uzun ve meşakkatli bir yolculuk olduğunu ve asla pes etmememiz gerektiğini hatırlatırdı. Ben de o yolda ilerlemeye devam ediyorum.
Sanat tarzınız, ilk eserlerinizden bugüne nasıl bir değişim veya gelişim gösterdi?
Sanat, sürekli gelişen ve dönüşen bir süreçtir. İlk eserlerimde hayranlık duyduğum sanatçıların izlerini görebiliriz. Ancak zaman içinde kendi kimliğimi bulmaya odaklandım ve desen çalışmalarına ağırlık verdim. Yüzeysel görünümden uzaklaşıp, detaylara ve gerçekçiliğe daha fazla önem vermek, çalışmalarımın ilerlemesine katkı sağladı.
Eserlerinizi yaparken ilham kaynaklarınız nelerdir?
Sanat hayatımın ilk yıllarında, Osmanlı saray mücevherleri ve 13-14. yüzyıl saray kıyafetlerini resmediyordum. Bu noktada Sadberk Hanım Müzesi benim için önemli bir ilham kaynağıydı. Bütünden detaya inme prensibi, dokuları daha iyi gözlemlememi sağladı. Zamanla doğaya olan ilgim arttı. Doğanın ve özellikle denizin büyüleyici gücünü keşfettikçe, sanatımın ana teması haline geldi.
Yeni bir esere başlama süreciniz nasıl ilerliyor? Fikirlerinizi nasıl geliştiriyorsunuz?
Her eserim, zihnimde bir proje olarak tasarlanıyor. Önce ne yapmak istediğime karar veriyorum. Bu bazen bir yıl süren bir düşünme sürecini kapsayabiliyor. İlham almak için yurt içi ve yurt dışına seyahat ediyorum veya doğada uzun vakit geçiriyorum. Tüm bu deneyimler zihnimde şekillendikten sonra tuvale yansımaya başlıyor.
Çalışma rutininiz nasıldır? Çalışma ortamınızda olmazsa olmazlarınız nelerdir?
Özellikle koleksiyon hazırlık sürecinde yoğun ve uzun saatler boyunca çalışırım. Benim için en önemli şey ışıktır. Rubens'in Anvers'teki evi gibi, büyük ve açık pencerelere sahip bir çalışma alanı isterim. Işık olmadan beynim çalışmaz. Aydınlık ve ferah bir ortam sağlandığında, bir kova boya ve bir fırça ile dünyayı boyayabilirim!
Bugüne kadar kaç sergiye katıldınız ve kaç eser ürettiniz? Beş kişisel sergi açtım ve 20'den fazla uluslararası sanat fuarı ile butik karma sergide yer aldım. 500'den fazla tablo yaptım, duvar resimleri gerçekleştirdim. Hatta o kadar çok dışarıya iş yaptım ki, birçok eserim sergilenemeden satıldı.
Bu kadar üretken olmanızı neye bağlıyorsunuz?
Ben resimle evliyim. Resme karşı büyük bir sadakatim var. Bu, benimle ölene kadar olacak bir yetenek. Resim yapmadığımda kendime ihanet ettiğimi hissediyorum. Çizim yapmadığım gecelerde rahat uyuyamıyorum. Bu yüzden sürekli üretmek zorundaymışım gibi hissediyorum.

SANAT PİYASASINDA DA TEKELLEŞME VAR
Sanat kariyerinizdeki en önemli dönüm noktası nedir? Bağımsız sanatçı olarak devam etme kararınızın nedeni nedir?
Türkiye'de sanat piyasasında sanatçı, galerici ve koleksiyoner ilişkisi tekelleşmiş durumda. Sanattan anlamayan kişilerin yönlendirmesiyle sanatçılar belli bir çerçeveye sıkıştırılıyor. Galericiler, sanatçıyı bir ticari metaya dönüştürüp, eserleri fahiş fiyatlarla pazarlıyor. Bu süreç, sanattan kopmalara ve ekonomik zorluklara neden oluyor. Bu nedenle bağımsız sanatçı olarak yoluma devam etmeye karar verdim. Fransa'da, 1881 yılında kurulan Le Salon des Artistes Français ile hareket etme kararı aldım. Burası, Fransa Kültür Bakanlığı'na bağlı, sanatçılar tarafından yönetilen bir kuruluş. Grand Palais'de düzenlenen etkinlikleriyle dünya sanat piyasasında önemli bir yere sahip.
Sanat eserlerini tekstil ürünleriyle birleştirme fikriniz nasıl ortaya çıktı? Beymen ile olan iş birliğiniz hakkında neler söylersiniz?
Sanat, sadece resim ve heykelle sınırlı değil; moda da bunun ayrılmaz bir parçası. Örneğin, 1965 yılında Yves Saint Laurent'e ilham olan ressam Piet Mondrian'ın tablosu, sanat ve modanın nasıl iç içe geçtiğinin önemli bir kanıtıdır. Sanatın daha ulaşılabilir olması için Türkiye'de lüks perakende sektörünün öncüsü Beymen ile çalışmaya başladım, burada önümüzdeki dönemlerde ürün gamını genişletme isteğindeyim.
Şu an üzerinde çalıştığınız projeler ve gelecek hedefleriniz nelerdir?
19 Şubat 2025'te ART CAPITAL'e katılıyorum. Le Salon des Artistes Français ile birlikte Grand Palais'de düzenlenecek bu etkinlikte yer alacağım. Ayrıca, Florence Biennale'den bir davet aldım. 18 Ekim 2025 tarihinde Floransa'da Türkiye'yi temsil edeceğim.
Genç sanatçılara veya resme yeni başlayanlara tavsiyeleriniz nelerdir?
Sanat yolunda ilerlemek isteyenlerin sabırlı olması ve çok çalışması gerekiyor. İyi işler üretmeye odaklandıklarında, başarı zaten kendiliğinden gelecektir.