Edebiyatın gençlikle bir derdi vardır, bu da aşikardır. Romanların ve hikayelerin kahramanları umumiyetle gençlerdir. Kitabın adı Yaşlı Adam ve Deniz (Hemingway) olduğunda bile. Şair (Orson Welles) "Sen yaşlılığın ne olduğunu bilmezsin ama ben gençliğin ne olduğunu biliyorum" dediğinde bile...
Aşık Yunus "Yiğit iken ölenlere, gök ekini biçmiş gibi" buyurmuş. Yiğitlik gençliğin birçok sıfatlarından biridir. 99 yılında Çeboksarı'da, şehir meydanında bir heykel görmüş ve sormuştum: "Kim bu?" "Bizim milli şairimiz Konstantin İvanov'dur" diye cevap vermişti rehberimiz.
Çuvaşlar tarafından milli bir kahraman olarak görülen İvanov 24 yaşında hayata gözlerini yummuş. Henüz Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşta bile değildim ama yine de bu yaşta ölmüş bir adamın büyük işler başarmış olması ilginç gelmişti bana. O günden beri sanatçıların ilk eserlerini kaç yaşlarında verdikleri ve kaç yaşlarında öldükleri gizli bir merak konusudur benim için.
VERİMLİ ÇAĞLAR
Yakınlarda 46'ncı yaşıma gireceğim. "Senin için düşünen, senin için konuşan bir dille sen, bir cümle yazdın diye, kendini şair mi sandın" diyen Schiller 45 yaşında veremden ölmüş. En az onun kadar büyük bir şair olan Rimbaud 36 yaşında öldü ama 20'sinden sonra asla şiir yazmadı.
Ömer Seyfettin eşsiz bir külliyat bırakarak bize veda ettiğinde 36 yaşındaydı. Garip Orhan Veli'yi de 36 yaşında kaybettik. Buna mukabil Ahmet Hamdi Tanpınar, ilk hikaye kitabı olan Abdullah Efendi'nin Rüyaları yayınlandığında 42 yaşındaydı. Kayıtlara göre kitaba adını veren hikayeyi 36 yaşında yazmıştı.
Kayıp Zamanın İzinde yayımlanmaya başladığında da Marcel Proust 42 yaşındaydı. İkisi de artık klasikleşmiş olan eserlerini ilerleyen yaşlarında verdiler.
Goethe Doğu-Batı Divanı'nı 70'li yaşlarında, Faust'un ikinci cildini 80'lerinde ölüm döşeğinde iken ortaya çıkarmıştı. Lorna Page ilk romanını 93 yaşında yayımladı.
Elbette bu Hurufi yaklaşımla bir gizemi çözmek, bir sırrı ortaya çıkarmak mümkün değil. Yazar ve sanatçıların en parlak ve verimli dönemleri, hayat hikayelerine bağlı olarak değişebiliyor. Yine de şu soru önemini asla kaybetmiyor: Gençliğini nerede geçirdin? Gençlik eldeyken kıymet bildin mi?
Nedir elde olan? Cahit Sıtkı Tarancı'nın Otuz Beş Yaş şiirinde sözünü ettiği "Delikanlı çağımızdaki cevher" nedir? Attila İlhan'ın dediği gibi "Delikanlılık biraz da yangın yeri" midir? Necip Fazıl'ın "Bir delikanlılık geçti, içinde bütün şehir" dediği karmaşa mıdır? Bahçada yeşil çınar mıdır yoksa gencecik bir fidan mıdır?
Orhan Veli
KAHRAMANINIZ KİM?
Şimdilerde moda oldu. Size iki ihtimalden bahsedip birini seçmenizi ve bu seçimlerin sonunda en sevdiğiniz futbolcuya, basketbolcuya, boksöre, aktöre ya da sanatçıya ulaşmanızı istiyorlar. Peki size en sevdiğiniz, sizi en derinden etkileyen genç roman kahramanı kimdir diye sorsaydım ne cevap verirdiniz?
Goethe'nin bilahare Werther etkisi olarak adlandırılan sendroma yol açan meşhur romanının kahramanı Genç Werther'i mi seçersiniz, yoksa Jack London'ın Martin Eden'ini mi? Unutmayın ki sonuç değişmiyor.
Kuşak çatışması deyince akla gelen ilk eser Turgenyev'in Babalar ve Oğullar'ı oluyor. Dostoyevski'nin Delikanlı'sı bence en az o kadar hatta daha derinlikli bir eserdir. Turgenyev'in Yevgeniy Bazarov'u mu, Dostoyevski'nin Arkadiy Makaroviç'i mi size daha tanıdık geliyor?
Karamazov kardeşlerden hangisine kendinizi daha yakın hissediyorsunuz? Alyoşa değilse oturup konuşmamız lazım. Suç ve Ceza'daki Raskolnikov size bir yerden tanıdık geliyor mu? Geliyorsa yine oturup konuşmamız lazım.
Huzur romanındaki kahramanlardan hangisi size dokunuyor. Suat mı Mümtaz mı? Yoksa Nuran mı? İkisinden biriyle bir gün geçirme imkanınız olsa Fatih Harbiye'deki Neriman'ı mı tercih edersiniz, Bir Tereddüdün Romanı'ndaki Mualla'yı mı? Dikkat ederseniz Refik Halit'in romanlarındaki genç hanımları listeye bile almadık.
Gregor Samsa'yı bilir misiniz? Evet, Kafka'nın meşhur Metamorfoz romanındaki, bir sabah uyanıp kendini böceğe dönüşmüş olarak bulan genci. Birini hayatınızdan çıkarma imkanınız olsaydı onu mu çıkarırdınız yoksa Albert Camus'nün Yabancı romanında anlattığı Mersault'u mu?
Çavdar Tarlasındaki Çocuklar mı, David Copperfield mi? Yeni bir şeyin olmadığı batı cephesindeki askerler mi, yoksa Aslan Asker Şvayk mı? Kuyucaklı Yusuf mu, Keşanlı Ali mi?
İSİMSİZ KAHRAMAN
Samiha Ayverdi'nin İbrahim Efendi Konağı ya da Memduh Şevket Esendal'ın Ayaşlı ile Kiracıları adlı eserlerini okudunuz mu? Bu kitaplardaki gençler hakkındaki kanaatiniz nedir? Hakan Günday'ın Kinyas ve Kayra'da ya da Murat Uyurkulak'ın Tol'da anlattığı gençleri çevrenizde görüyor musunuz? Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ını bilir misiniz?
Sorular böylece uzayıp gidiyor. Peki sorular arasında kaybolmamak ve sonra dönüp "Gençliğim eyvah" dememek için ne yapmak gerekir? Bence okumak, daha çok okumak gerekir. Bu çerçevede mutlaka okunması gereken romanlardan biri de Tarık Buğra'nın Gençliğim Eyvah adlı romanıdır. Yazar bu eserinde hikayesini anlattığı genç kahramanının adını ısrarla gizlemiştir. Ne kadar manidar, değil mi?