Anne sözcüğünün edebiyatta sembolik düzeyde güçlü bir etkisi var. Hem edebiyatçıların anneleriyle kurdukları ilişkiler hem de bu ilişkilerin eserlerine yansıma biçimleri açısından. Tabii her zaman şefkati, sevgiyi çağrıştırmıyor bu yansımalar, anneyle ilişkiye dair anlatılar çatışmaya, gölgeye, karanlığa dair de olabiliyor. Yazarlar için anneleri kimi zaman bir çocukluk anısı, kimi zaman yasın adı, kimi zaman da kaçılmak istenen bir ayna. Ve her yazarın annesini yazma biçimi, bize yalnızca onun iç dünyasını değil, aynı zamanda anneliğin kültürel ve toplumsal yansımalarını da gösteriyor. Birkaç örneğe bakalım ...
KAFKA VE ANNE ŞEFKATİNİN EKSİKLİĞİ
Franz Kafka'nın annesi Julie Kafka, nazik ve oğluna sevgiyle yaklaşan biri olarak biliniyor sözgelişi ama Kafka ona epeyce kırgın, küskün. Asıl baskı babasından gelse de, annesinin bu duruma kayıtsız kalması onun iç dünyasında müthiş sarsıntılara yol açmış. Bu yüzden olsa gerek eserlerinde, mesela aile ve toplum karşısında bireyin savunmasızlığını anlattığı Dönüşüm
, anneyi silik ve edilgen bir figür olarak ele almış. (Dönüşüm, Franz Kafka )
PROUST İÇİN KAYGILARIN YATIŞTIĞI O YER
Marcel Proust'un annesine derin bir sevgiyle bağlı olduğu söylenir. Denen o ki, kaygıların yatıştığı, zamanın durduğu bir sığınak gibiymiş Proust için annesi Jeanne Weil, dolayısıyla da oğlunun hayatındaki değişmez koruyucu figür olmuş hep. Kayıp Zamanın İzinde'de adlı her açıdan dev eserini okuyanlar hatırlar, annesinin yatmadan önce ona öpücük vermek üzere gelişi, anlatıcının duyusal hafızasında silinmez bir yer edinmiştir. (Kayıp Zamanın İzinde, Marcel Proust )
ANNELİĞE ELEŞTİREL YAKLAŞAN WOOLF
Virginia Woolf erken kaybettiği annesi Julia Stephen'a büyük bir hayranlık ve özlem duymuş, hayatı boyunca da onun yasını tutmuş. Öte yandan annelik müessesesini karmaşık bulduğu, ona eleştirel yaklaştığı da ortada. Deniz Feneri romanındaki Mrs. Ramsay karakteri, kendi annesinin idealize edilmiş bir portresi aslında. Mrs. Ramsay, evin merkezinde duran, aileyi bir arada tutan ve elbette bunun doğal sonucu olarak kendi benliğinden vazgeçmiş bir figür. Hem idealize edilmiş hem de eleştirel gözle çizilmiş bir anne portresi diyebiliriz onun için. (Deniz Feneri, Virginia Woolf)
PLATH'IN ANNESİYLE KARMAŞIK İLİŞKİSİ
Sylvia Plath'in, annesi Aurelia Plath'le ilişkisi fazlasıyla karmaşık. Plath, annesini hem seven hem de onun beklentilerinden boğulan bir çocuk olarak büyümüş. Bu gerilim, şiirlerinde ve özellikle tek romanı Sırça Fanus'ta belirgin bir biçimde karşımıza çıkıyor.
Romanın ana karakteri Esther Greenwood'un annesiyle ilişkisi, aralarındaki mesafe ve ona duyduğu öfke, roman boyunca karakterin bireyselleşme çabasının önündeki psikolojik bir engel gibi hissediliyor. Plath'in eserlerinde anne hep kısıtlayıcı, hep tehditkâr bir figür, Ariel ve Seçme Şiirler kitabında yer alan "Medusa" adlı şiir de buna iyi bir örnektir. (Sırça Fanus, Sylvia Plath)
MAGDA SZABó'DAN ANNESİNİN HİKÂYESİ
Macar edebiyatının en önemli yazarlarından Magda Szabó'nun Doğu Avrupa'nın savaş ve geçiş dönemlerini fon aldığı İza'nın Şarkısı romanı, bir annenin karmaşık, sert ama güçlü karakterini ve kızının onu ancak yıllar sonra gerçekten anlamaya başlamasını konu alıyor.
Iza, babası ölünce yalnız kalan annesini yanına almak istiyor. Doktor kızıyla gurur duyan yaşlı kadın, sürdürdüğü taşra hayatını, anılarını, alışkanlıklarını, bir anlamda kimliğini bırakıp başkente taşınıyor. Ne yazık ki, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, savaş sonrasında büyük bir hızla değişen Macar toplumunda, yalnızlık ve kaçınılmaz bir kuşak çatışması anlamına da geliyor bu. Szabó'nun kaleminden insani değerlere en bağlı, en idealist kişilerin bile yakınlarını anlamakta nasıl da yetersiz kalabileceğinin, insan ilişkilerine sinsice sızan empati yoksunluğunun sarsıcı romanı. (İza'nın Şarkısı, Magda Szabó )
KÖLELİK CEHENNEMİNDE ANNELİK
Toni Morrison'un kölelik cehennemine içeriden bir gözle baktığı romanı Sevilen, çocuklarıyla birlikte kölelikten kaçan bir kadının özgürlük savaşını anlatıyor. Geçmişin ağırlığını omuzlarından yıllar sonra dahi indiremeyen, sürekli geçmişin hayaletleriyle boğuşan Sethe romanda annelik vicdanıyla, kadınlığıyla ve ait olduğu toplumla hesaplaşıyor. Hem bir annenin travmasını hem de anneliğin tarihsel/ırksal yükünü derinlemesine sorgulayan ve acıyla güzelliği yan yana getiren şiirsel ve sarsıcı diliyle Sevilen, annelik temasını en çarpıcı biçimde işleyen eserlerden biri. Toni Morrison'a Pulitzer Ödülü'nü kazandırdığını da ekleyelim. (Sevilen, Toni Morrison )
SORGULAYICI BAKIŞ AÇISI
Tezer Özlü de bir mücadele alanı olarak anneyle ilişkiyi, anne kavramını hem günlüklerinde hem de eserlerinde sorgulayıcı bir bakışla ele almış. Anneyi yer yer soğuk, ulaşılmaz ve uzak bir güç olarak anlatan Özlü'ye göre annesi, toplumun kadına yüklediği rolleri sorgulamadan benimsemiş, bu yüzden de kızının özgürlük arayışını anlamakta zorlanan bir kadın. Öte yandan onunla ilişkisinin yazarın kendi kimliğini kurma sürecinde önemli bir mücadele alanı olduğu da söylenebilir. (Çocukluğun Soğuk Geceleri Tezer Özlü)