Yolculuk bazen bir dağın yamacından aşağı inmemizle başlar, bazen bir bavulu bir türlü kapatamamamızla.
Yolun gerçek anlamı biz yürüdükçe çıkar ortaya. Üstelik çoğu zaman vardığımız yer değil, oradan nasıl döndüğümüz önemlidir. Amerikalı yazar Rebecca Solnit, Yürümenin Tarihi: Yol Aşkı kitabında şöyle der mesela: "Yol, düşünceleri uyandırır. İnsan yürürken düşünmeye başlar, ama düşündükçe yürümeye devam edemez.
Böylece ya durur ya da kaybolur." (Yürümenin Tarihi: Yol Aşkı) Ve biliyor musunuz, kaybolmak bazen yoldaki en doğru duraktır. Ama biz öteki duraklara da bakalım... Virginia Woolf'un Deniz Feneri romanında yolculuk alabildiğine tekinsizdir ve mekânlar arasında değil, zamanın dokusu içinde gerçekleşir. Yolculuk bazen bir cümleyi kurabilmek için insana gereken kısacak bir andır Woolf evreninde, bazen de bir deniz fenerinin ışığına ulaşmak için yaşanacak upuzun bir gece.
Yazarın bir başka romanına, Mrs Dalloway'e gelince... Clarissa Dalloway, çiçek almak için çıktığı şehir yolculuğunda eski aşkıyla karşılaşır. Devamını okuyunca siz de fark edeceksiniz, bu romanda yolculuk, dışarıya değil, içeriye doğru açılan bir aynadır. (Deniz Feneri ve Mrs. Dalloway) Hermann Hesse, Siddhartha'da yolculuğu bir arayış olarak kurgular. Nehir kenarında oturup taşların konuşmasını dinleyen kahramanı Siddhartha, tüm zamanların yolcularını temsil eder. "Bilmek" için çıkmıştır yola ama sonunda "olmak" gerektiğini öğrenecektir.
Yolculuğu, bir hedefe değil, dönüşüme varacaktır yani. (Siddhartha) "Hiçbir şey kalmadı arkamda, her şey önümde, ileride. Yol böyle öğretir insana," diyen Jack Kerouac'ın Yolda'sı aynı anda hem bir kaçışın hem bir arayışın hikâyesidir.
Otoyollarda o mekândan bu mekâna savrulan karakterler, kendilerinden uzaklaşmaya çalışırken sürekli olarak ve yeniden kendilerine çarparlar. Otostopçular, bitmek bilmeyen muhabbetler, kayıp babalar vardır Karouac'ın kitabında. Ve karakterlerin her şehirden ayrılırken geride bıraktıkları kalpleri açık, ruhları yorgun, hikâyeleri yarım insanlar. (Yolda) Özkurmaca türünün parlak isimlerinden W.G. Sebald, Austerlitz'te geçmişe doğru yürür.
Kaybolmuş bir kimliğin peşinden giden bir adamın yolculuğudur okuduğumuz. Trenler, istasyonlar, kırık anılarla doludur. Seslerse belleğin karanlık koridorlarında yankılanır.
Okur olarak biz de anlarız ki, bazı yollar ilerlemek için değil, geri dönmek için vardır aslında.
(Austerlitz) Kurtlarla Koşan Kadınlar'ın yazarı Clarissa Pinkola Estés'e göre vahşi doğasını bulmak için yola çıkan kadın için yolculuk gerçekte bir yalnızlık pratiğidir ve çoğu zaman bilinç dışının en gizli köşelerinin adeta görünmez bir fenerle aydınlatılmasıyla sonuçlanır. Başka bir deyişle yürüyen sadece ayaklar değildir yolda, ruh da yürür. Gövdeye düşense hatırlamaktır. (Kurtlarla Koşan Kadınlar)

ROMAN YOLLARINDA KARŞILAŞILANLAR
DELİLİKLE SAĞDUYU ARASINDA
Delilikle sağduyu arasında gidip gelen karakterlerle tanıştırır bizi Cervantes Don Quijote romanında ve onları yenilmez birer dev zannettikleri yel değirmenleriyle kavgaya tutuşturur. Karşılaştıkları düşmanları değil, düşleridir aslında. (Don Quijote)
ZAMANSIZ YOLCULUKLAR
Virginia Woolf'ın Orlando romanındaki o birkaç ömür süren zamansız yolculukta karşılaşılanlar neler olabilir sizce? Kadınlar, kraliçeler, ağaçlar, karlar... Bir köpeğin gözleri, şiir yazan bir gölge. Karakterin cinsiyetiyle birlikte zaman ve kimlik kavramları sürekli değişirken, yolun üstündeki duraklar da sürekli evrilir. (Orlando)
BİR ÖMÜR SÜREN O TEK GÜN
James Joyce'un başyapıtı Ulysses, Dublin sokaklarındaki tek bir günde başlar ve biter. Fakat koca bir ömrü kapsayan bir yolculuktur bu ve Leopold Bloom o sırada neler neler görür: Ekmek kokusu, eski âşıklar, gazeteler, hayaletler, arzular, bir oğulun yokluğu. (Ulysses)
BİR BENGAL KAPLANIYLA SALDA
Yann Martel'in filme de uyarlanan ünlü romanı Pi'nin Yaşamı'nı herkes bilir. O kitapta bir bengal kaplanıyla yaptığı sal yolculuğunda Pi'nin karşılaştıklarını da elbette: Açlık, korku, Tanrı, denizin dibinde için için yanan bir ada ve sonsuz mavilik. Ve elbette gerçeğin mütemadiyen eğilip bükülebileceği ihtimali. (Pi'nin Yaşamı)
EN FANTASTİK YOLCULUK
J.R.R. Tolkien'in Hobbit'i de unutulmazlardan. Shire'dan başlayan masalsı yolculukta Bilbo Baggins'in cüceler, ejderhalar, dev örümcekler ama en çok da cesaretle karşılaşır. (Okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır.) Burada yol artık bir eve dönüş hikâyesi değil, bir kimliğe uyanış hikâyesidir. (Hobbit)
KOKULAR, KOKULAR, KOKULAR
Patrick Süskind'in Koku'sunda Jean-Baptiste Grenouille koku avcısı olarak çok ürkütücü bir yolculuğa çıkar. O yolculukta karşılaştıklarıysa kokular, kokular, kokular olacaktır. İnsanlarla değil, onların kokularıyla karşılaşır Grenouille. Biz de bir şehri tanımanın yolunun belki de insanın "burnuna sahip çıkarak" yürümesinden geçtiğini anlarız. Yolculuğun bitiş noktasındaysa karakteri ve bizi kokunun olmadığı bir varoluşun yarattığı boşluk hissi beklemektedir. (Koku)