Hatırlamaya dair dört eser: Maria Stepanova'nın Belleğin Anısına kitabında nesnelerin sessiz tanıklığıyla yüzleşiyor, İnci Aral'ın Verda'nın Ölümü romanında şiddetin toplumsal hafızada bıraktığı izlere bakıyoruz. Deborah Levy'nin Sıcak Süt'üne gelince; burada bellek, anneyle kız arasındaki o görünmez bağda şekilleniyor. Bir de Christine Ulivucci'nin Fotoğrafların Anlattığı: Aile Belleğini Yeniden Okumak adlı deneme kitabı var. Bu eserlerin her biri, hatırlamanın hem bir yük hem unutmaya, yok oluşa bir karşı duruş olduğunu söylüyor.
Belleğin izini sararmış fotoğraflar aracılığıyla sürmek mümkün müdür? Maria Stepanova'nın Belleğin Anısına kitabına göre, evet. Anlatayım... Yazarın halası ölür ve ona bir apartman dairesi bırakır. İçindeki fotoğraflar, kartpostallar, mektuplar, günlükler ve yığınla hatıra eşyasıyla beraber. Roland Barthes, W.G. Sebald, Susan Sontag ve Osip Mandelstam'dan da yardım alan Stepanova da sakin ve kararlı bir şekilde bulduğu parçaları bir araya getirerek ortaya büyük bir hikâye çıkarmayı dener.
Stepanova bu evi yüzyıl boyunca birikmiş anıları taşıyan ve geçmişle şimdinin, hatırlamayla unutuşun, bireysel olanla kolektif olanın iç içe girdiği, birbirine karıştığı bir zaman kapsülü gibi anlatıyor. Esas meselesi, geçmiş değil, geçmişin nasıl olup da bizde yaşamaya devam ettiği.
Belleğin Anısına, "Neyi hatırlamak zorundayız?" sorusuna cevap arayan bir hafıza haritası aslında.

ŞİDDETİN HAFIZASI
Bir erkeğin zihninin kapısını aralamak ne demek? Herkesin cevabı kendine olacaktır elbette ama İnci Aral son romanı Verda'nın Ölümü'nde bu kapıdan içeri girmemizi sağlıyor. İçerisi gölgelerle dolu.
Ata, dışarıdan bakıldığında güçlü, itibarlı bir erkektir, eğitimli ve mevki sahibidir. Ama içerisi bastırdığı kızgınlık, başarısızlık inancı, tatminsizlik gibi duygularla tıka basa doludur aynı zamanda. Romandaki "Erişilebilir mutluluk yoktur; varsa da dipsiz bir kuyudur o," cümlesi Ata'nın iç dünyasının en iyi anlatan şey olabilir bu anlamda.
Günün birinde Ata bir cinayet işler ve karısını öldürür. Sonrası gözaltı, ev hapsi, inkâr, pişmanlık... Verda'nın Ölümü bir cinayetin ardından gelen çöküşün, iç hesaplaşmaların ve hastalıklı kabullerin de romanı. Aral'ın başarısı kadına yönelik şiddeti yalnızca bireysel bir trajedi olarak değil, toplumu saran bir salgın, bir hastalık olarak ele alması. Verda'nın Ölümü bir görme, hatırlama, sessizliğe son verme çağrısı.
BİR GÖLGENİN HAFIZASI: SICAK SÜT
Eve Yüzerken ve Bilmek İstemediğim Şeyler kitaplarıyla tanıdığımız Deborah Levy'nin Man Booker Ödülü'ne aday gösterilmiş romanı Sıcak Süt, epeyce hüzünlü bir anne kız hikâyesi. Antropoloji doktorasını yarım bırakan Sofia İspanya'ya gider ve annesini tedavi olması için Doktor Gómez ve Hemşire Günışığı'na emanet eder. Bir yandan da annesiyle uzlaşmaya, aralarında bir tür barış tesis etmeye çalışmaktadır. Dahası azat etmesi gereken bir köpeği ve yüzerken mücadele etmesi gereken denizanaları vardır. Geciken tezi ve 'beklemeye aldığı' hayatı da cabası. Henüz bilmese de o yaz Sofia için bir kendini keşfetme ve tanıma yazı olacaktır. Üstelik, başta kendine sorduğu "Ben kimim?" sorusu zamanla "Annem olmadan ben kimim?" şeklini alacaktır.
Aile arşivi dendiğinde akla yalnızca fotoğrafların, nesnelerin, günlük sayfalarının gelmediğinin bir kanıtı bu roman aslında. Belleğin izlerini anılarda sürmek de mümkün çünkü.
İşte Sofia annesini klinikte beklerken, belleğindeki arşivden seçtiği fotoğraflarla yüzleşiyor "Bu fotoğraf ne zaman çekildi, onu oraya kim bıraktı, sonradan niye unutuldu" gibi sorularla kendi iç monologunu başlatıyor. (Hangimiz yapmadık?) Sıcak Süt o bekleyişi, soruyu, kırılmayı ele alan cesur bir roman. Genç bir kadının bağımsız olabilmek için annesinin gölgesinden sıyrılma çabası diyebilirsiniz. Fakat Sıcak Süt, o gölgenin içinde yürümeye çalışmasının ve o gölge tarafından görülmeyi kabul etmesinin de hikâyesi.
AİLE BELLEĞİNİ YENİDEN OKUMAK
Fotoğrafların Anlattığı: Aile Belleğini Yeniden Okumak adlı eserin farklı bir deneme kitabı olduğu söylenebilir. Bize sorular soruyor kitap: Neden bazı insanlar zamanlarını çevrelerindeki insanlar ve nesnelerin fotoğraflarını çekerek geçirir? Fotoğraflar neden bazı ailelerde daha göz önündeyken başka ailelerde hiç ortada görünmez? Ve fotoğraflar ailemizin bilinçdışıyla ilgili neleri açığa vurur? Bize aile fotoğraflarını, otoportreleri, tatil, ev ve manzara fotoğraflarını okumayı öğreten bu ilginç kitapta Christine Ulivucci, fotoğrafik görüntülerin içlerinde nasıl en mahrem sırlarımızı ve yaralarımızı barındırdığını ve aynı zamanda bizi nasıl iyileştirebileceğini gösteriyor.