Osmanlı tarihinin en kritik dönemlerinden biri, çoğu zaman tek bir kelimeyle geçiştirilir: Fetret... Arapça kökenli bir kelime olan fetret; duraklama, kesinti, boşluk ve otorite yoksunluğu anlamlarına gelir. Tarih yazımında kullanıldığında ise devleti; askıya alınmış, işleyişi durmuş, geçici bir belirsizlik içine düşmüş gibi gösterir. 1402 Ankara Savaşı ile başlayıp 1413 yılına dek devam eden süreç işte bu kavramla anılmaktadır. Dimitris J. Kastritsis'in Bayezid'in Oğulları adlı kitabında işte tam da buna yani 'fetret' kelimesinin çağrıştırdığı anlama itiraz ediyor. Turkuvaz Kitap'ın Tarih Serisinden çıkan ve Ayda Arel'in titiz çevirisiyle Türkçeye kazandırılan eser, Osmanlı'nın 11 yıllık dönemini bir ara olarak değil, bir kurucu politik kriz olarak okumayı öneriyor. Kastritsis, erken Osmanlı tarihi ve Doğu Akdeniz dünyası üzerine çalışan, özellikle hanedan mücadeleleri ve tarih yazımıyla ilgilenen bir tarihçi. Bayezid'in Oğulları ise en çok ses getiren çalışması. Kitap sadece olayları yeniden anlatmakla kalmıyor, Osmanlı tarihinin hangi kavramlarla, hangi anlatılarla kurulduğunu da sorguluyor. Kastritsis'e göre 'fetret' diyerek geçiştirmek dönemin siyasal yoğunluğunu görünmez kılıyor. Oysa 1402-1413 arasındaki 11 yıl Osmanlı devlet aklının en çıplak, en sert ve en öğretici hâliyle ortaya çıktığı bir zaman dilimi.
TARİHİN NASIL YAZILDI?
Devletin dağılmadığı aksine kendi içinde parçalanıp yeniden şekillendiği bir dönem. Tarihe az da olsa merakı olanlar bilir ki Ankara Savaşı yenilgisinin ardından Yıldırım Bayezid'in oğulları; Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Mehmed Çelebi farklı bölgelerde iktidar iddiasıyla sahneye çıkmış ve tahta kavgasına tutuşmuştur. Ancak D.J. Kastritsis eserinde bu mücadeleyi basit bir taht kavgası olarak da görmüyor aksine her bir şehzadenin Osmanlı iktidarının ne olduğuna dair farklı bir model sunduğunu anlatıyor. Rumeli'de Bizans ve Balkan aktörleriyle kurulan ittifaklar, Anadolu'da beyliklerle yapılan pazarlıklar ve uç bölgelerde yerel güç kazanımları... Ortaya çıkan tablo gerçekten de İmparatorluğun başıboş bir kaos değil aksine rasyonel bir kuruluş sancısı yaşadığını ortaya koyuyor. Kitap, Osmanlı'nın sadece fetihlerle değil, kriz ve müzakerelerle de büyüdüğünü ve ayakta kaldığını anlatıyor.
Klasik tarih okumasından farklı olarak iktidarın sadece kılıç gücüne dayanmadığını da iddia eden kitap, Osmanlı'nın yenilmez yükseliş anlatısını da "İmparatorluk Ankara Savaşı'nda çöktü" kolaycılığını da reddeden bir eser. Bir tarih yeniden okuması olarak sert ama bir o kadar da gerçekçi... "İmparatorluk, kardeşlerin birbirine girdiği ahlakın siyasetle yeniden tanımlandığı ve iktidarın anlatılarla meşrulaştırıldığı bir krizden geçerek ayakta kalmıştır" tezini ortaya koyan 319 sayfalık kitap, sadece geçmişi değil, tarihin nasıl yazıldığını da yeniden düşündürüyor.