Kadın yazınında eşsiz bir yer edinen Ayla Kutlu, Cadı Ağacı’nda bir aydın kadının acı karşısında nasıl değiştiğini, ideallerin nasıl aşındığını, bireysel yas ile toplumsal sorumluluk arasındaki kırılmayı anlatıyor
ABONE OL
Ayla Kutlu'nun ilk baskısı 1983'te yapılan Cadı Ağacı adlı romanı, Türk edebiyatında bireysel acıyla toplumsal sorumluluk arasındaki gerilimi en sert ve en sahici biçimde kuran metinlerden biri olarak kabul edilir. 2025'in son çeyreğinde, yazarın diğer eserleriyle birlikte Everest Yayınları tarafından bir kez daha okurla buluşturulan bu romanda Kutlu, okuru büyük olayların, yüksek sesli çatışmaların değil; sessiz, içten içe büyüyen bir çöküşün tanığı olmaya davet ediyor.
Anlatının merkezinde, yoksul bir aileden gelip doktor olmuş, ülkenin meselelerine duyarlı, aydın bir kadın olan Nilüfer yer alıyor. Roman, Nilüfer'in hayatını bir kırılma anının öncesi ve sonrasıyla izlerken, aynı zamanda bir dönemin ruh hâlini de tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kutlu, yasın insanı "daha iyi" ya da "daha bilge" kılacağına dair yerleşik kabulleri reddeder. Aksine, Nilüfer'in acısı onu zamanla daha mesafeli, daha umursamaz ve hatta daha bencil bir noktaya sürükler. Ankara'nın yoksul mahallelerinde hekimlik yaparken taşıdığı toplumsal sorumluluk duygusu, yerini içsel bir kaçışa, kimi zaman da kendini avutma biçimlerine bırakır.
Kutlu'nun dili son derece ölçülüdür: Ne melodramatik bir acı anlatısına yaslanır ne de okuru kolay bir empatiye davet eder. Tam tersine, karakterin karanlık yönlerini saklamadan gösterir. Bu yönüyle Cadı Ağacı, 1980'ler Türkiye'sinde aydın kimliğinin, özellikle de kadın bir aydın olmanın getirdiği çelişkileri cesurca ortaya koyar. Kutlu'nun dili, okuru rahat ettirmekten çok rahatsız ederek uyandırmayı seçer: Nilüfer'in kendini aklamakla kendini suçlamak arasında gidip gelen iç muhasebesi, romanda bir "olaylar dizisi"nden ziyade bir "zihin iklimi" yaratır. Bu yüzden Cadı Ağacı, 1980'lerin Türkiye'sinde politik hayal kırıklıklarının ve bireysel çözülmenin aynı anda nasıl hissedildiğini, didaktikleşmeden duyeğini gösteren romanlardan biri olarak okunabilir.
Romanda sık sık öne sürülen ama net bir cevaba bağlanmayan "kurtuluş" fikri, metnin merkezinde durur. Nilüfer'in iç sesinde yankılanan şu cümle bu arayışı özetler gibidir: "Kurtulmak dediği neydi? Yalnız kalmamak mı, yoksa kendini başkalarına adayarak, içindeki aç ve isteği sürekli değişen yılanı unutmak mı?" Kutlu, bu soruyla okuru da rahatsız edici bir yüzleşmeye çağırır; başkaları için yaşamanın da, yalnız kalmanın da masum olmadığını hatırlatır. Kitap, yayımlandığı günden bu yana güncelliğini yitirmeyen bir roman. Bunun en önde gelen nedenlerinden biri de anlattığı hikâyenin yalnızca Nilüfer'e ait olmaması. Acı karşısında insanın ahlaki pusulasının nasıl şaşabileceğini, ideallerle gerçekler arasındaki uçurumun nasıl derinleşebileceğini gösteren bu metin, günümüz okurunda da güçlü bir yankı uyandırmayı başarıyor.
Ayla Kutlu, ona teselli sunmak yerine onu düşünmeye zorlayan bir roman armağan ediyor okuruna; belki de Cadı Ağacı'nın kalıcılığı tam olarak buradan geliyor.