2025 senesinde yayıncılık dünyasında en çok konuşulan meselelerden biri kitabın geleceği oldu. Kitaba duyulan ilginin azalması, artan maliyetler, dijitalleşme, ekranların hayatımızı kuşatması ve pandemi bu süreci hızlandıran başlıca etkenler olarak öne çıktı. Elbette bu başlıkların her biri ayrı ayrı ele alınabilir. Ancak matbuat dünyasına dair en tedirgin edici senaryolardan biri, okuma alışkanlıklarının köklü biçimde değişiyor olması.
Burada belirgin bir terslik var. Mesela kütüphaneler ve kitap kafeler üzerine yazılmış kitaplar çok satanlar listesinde üst sıralarda yer alırken, insanların kütüphanelere ilgisi neden azalıyor? Kitapla kurduğumuz mekânsal ilişkinin sebeplerini konuşmak zorundayız.
Kütüphanelerden başlayalım... Gününün belli bir kısmını mutlaka okumaya ayıran sadık okurlar için kütüphaneler, bir mekân olarak merkezi bir yer tutmaz. Çünkü sadık okurlar açısından kitap okunacak yerlerin sayısı fazladır: Otobüsler, bekleme odaları, evin bir köşesi, kafeler, kıraathaneler, pastaneler... Burada belirleyici olan mekân değil, kitaptır. Kütüphaneler ise daha çok akademisyenlerin, araştırmacıların ve öğrencilerin mekânları hâline gelmiştir. Demek ki mekânı yeniden düşünürken sadık okurları da hesaba katmak zorundayız. İnsanları kütüphaneye çekecek olan şey, dayatılmış sessizlikler, organize raflar değil; özgürlük hissi içinde okuma imkânı veren alanlar olmalıdır.
Bir dönem oldukça revaçta olan kitap kafeleri, türkü kafelere benzetirim. Kitap kafelerde doğru dürüst kitap okunmadığı gibi, türkü kafelerde de türkü dinlenemezdi. Çünkü her iki mekânda da ortam, asıl maksadı ortadan kaldırırdı. Kitap kafe olarak adlandırılan yerler, çoğu zaman kitapların dekorasyon unsuru olarak kullanıldığı, 'romantize edilmiş' alanlardı. Bu yüzden oralarda mesele hiçbir zaman kitap olmadı.
DİJİTAL PAZAR ETKİLEDİ
Kitaba dair ilginin canlı tutulduğu mekânlardan bir diğeri fuar alanlarıdır. Binlerce kitabın bir arada bulunduğu fuarların okura sunduğu en büyük imkân, başka hiçbir yerde karşılaşılamayacak indirimlerle kitaba erişim kolaylığıydı. Ancak dijital pazar, en çok da fuarları ve kitabevlerini vurdu. Fuarlarda düzenlenen, bazı yazarların önünde uzun kuyruklar oluşan imza günleri de kitaba doğrudan bir katkı sunamadı. Hep düşünürüm: O kuyrukta bekleyen insanların kaçı elindeki kitabı gerçekten baştan sona okuyor? Bendeniz de bu tür imza günlerine katılıyorum ve imzalı kitabın çoğu zaman bir okuma nesnesinden ziyade bir hatıra nesnesine dönüştüğünü görüyorum.
KİTAP KULÜPLERİ VE ATÖLYELER
Kitaba dair ilginin diri tutulduğu bir başka alan ise kitap kulüpleri. Ülkemizde giderek yaygınlaşan bu kulüplerin büyük kısmı sivil organizasyonlar tarafından yürütülüyor. Bir araya gelen insanlar, bir yazarın kitabını okuyup ardından metin üzerine sohbet ediyorlar. Zaman zaman yazarın da bizzat katıldığı bu buluşmalar, ilk bakışta olumlu görünse de bana kalırsa okurla kitabın kendi başına kurduğu ilişkiyi zayıflatma riski taşıyor.
Bir diğer başlık ise yazarlık atölyeleri. Bu atölyelere katılanların büyük bir kısmı için yazarlık esas meslek değil. Hayatlarının belli bir evresinde, bir sabah uyandıklarında yazar olmak istediklerini fark eden insanlar bu atölyelere yöneliyor. Yazıyorlar, hatta içlerinden bazılarının kitabı da yayımlanıyor. Ancak buradan güçlü bir üslup sahibi, sahici yazarların çıktığına pek sık rastlamıyoruz. En azından ben duymadım.
E-kitap meselesinde de zihinler hayli karışık. Kendimden örnek vereyim: Bu konuda muhafazakâr sayılmam. E-kitabın yayıncılık için ciddi bir imkân olduğunu düşünürüm. Kobo e-kitap okuyucumu çantamda taşır, fırsat buldukça okurum. Buna rağmen ülkemizde pek çok yayıncı e-kitaba mesafeli duruyor. Matbu kitabı öldüreceği endişesi hâlâ yaygın. Oysa Amerika'da yaşayan bir dostum, aldığı her kitabın bir de epub versiyonunu satın aldığını söylediğinde şaşırmıştım. "Biri diğerinin yerine geçmemeli," diyordu. Matbu kitaptan vazgeçmiyor; seyahatlerinde ise sevdiği kitapların dijital versiyonlarını okuyor.
Peki ne yapmalı? Öncelikle kitaba dair mekânların gerçekten özgür mekânlar olmasına özen gösterilmeli. Yazarlığın hudayinabit bir tarafı vardır. Kütüphaneler, yalnızca akademik dünyanın değil, sadık okurların da mekânı olarak yeniden düşünülmelidir. Kitap kafeler değil; rahatça kitap okunabilecek kafeler üretilmelidir. Zira kitap okumayı sevenin çantasında zaten kitabı vardır. Dekor olarak kullanılan kitaplara kimsenin ihtiyacı yok. Yazarlık atölyeleri yeniden ele alınmalı; çünkü bu işin bir okulu yoktur. Kitaba dair her şey, yine kitaba içkindir. Matbuatın giderek öldüğü yönündeki söylemlerden vazgeçilmelidir. Hem bizde hem Batı'da hâlâ binlerce satan dergiler var. Kitap, hâlâ güçlü bir ilgi nesnesidir.
Asıl mesele, kitabın ölmesi değil; onunla kurduğumuz ilişkinin yüzeyselleşmesi ve bu ilişkiyi derinleştirmek de yine kitabın kendisinden başka bir yere bakmadan mümkün.