Osman Cemal Kaygılı, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Sandalım Geliyor Varda isimli kitapta, eski İstanbul’u anlatırken sıradan olayları mizahi üslubu ile okuyucuya aktarıyor
Bu topraklarda öyle bir nesil var ki herhalde en büyük değişimleri üç farklı kuşağı bünyesinde toplayan bir süre... Osmanlı'nın son dönemi, Kurtuluş Savaşı ve ardından Cumhuriyet yılları... Konumuz tarih değil, edebiyat ancak Osman Cemal Kaygılı'yı bu üç farklı döneme ayırarak değerlendirmek yanlış olur. 4 Ekim 1890'da İstanbul Eğrikapı (Fatih) doğan Osman Cemal, Cezri Kasım Paşa İptidai Mektebi, Eğrikapı Merkez Rüştiyesi sonrası Menşe-i Küttâb-ı Askeriyye'den mezun oldu. Bir yandan Erkân-ı Harbiye-i Umumiye'de ve Kıtaatı Fenniye Müfettişliği'nde çalışırken edebiyat alanında da yoluna devam etti. Ancak 1912'de Tepebaşı Tiyatrosu'ndaki bir gösterideki hareketleri ardından da 1913'te Mahmut Şevket Paşa'ya yapılan suikastte adının geçmesi sonrasında dönemin bazı aydınları ile birlikte Sinop'a sürgüne gitti.
Üç yıl sonra dönüşünde memuriyet hayatına yeniden kabul edilirken 1. Dünya Savaşı çıktı ve tümenlerde katiplik yapmaya başladı. 1917'de sağlığı bozuldu, emekliye sevk edildi. Geçim derdi baş gösterince tiyatroculuk, yazarlık, sütçülük, manifaturacılık, çiftçilik, vapurlarda biletçilik gibi işlerde çalıştı. 1920 yılı itibariyle dönemin gazete ve dergilerinde yazmaya başladı. Öğretmenlik yapmaya başlarken 9 Ocak 1945 tarihinde İstanbul Gureba Hastanesi'nde hayatını kaybetti. Bu zorlu dönemlerden geçerken elbette halkın sürekli içinde olması, çok farklı karakterdeki insanlarla temasının sürekli bulunması onu da tam bir İstanbul-halk yazarı yapar. Bir kaç dergide Sabah, İkdam, Payitaht, Akşam gibi süreli yayında yazıları çıktı. Çeşitli türlerde kalem oynatan Kaygılı, 1938'de son öykü kitabı Sandalım Geliyor Varda'yı yayımladı. Varda "Dikkat et, savul, destur" anlamına geliyor. Yine bir sıradan vatandaştır hikayedeki kayıkçımız. Haliç'te kısa mesafeli çalışan bir kayıkçının gündelik hayatında başından geçenler anlatılırken bir Türk filmi tadında hikayenin içinde buluruz kendimizi. Kahramanımız, kayığına binen 3 kızdan birine (Şehla diye anlattığı) aşık olur. Buluşmak için sözleşir ancak, kız hastalanıp gelemez. 10 yıl sonra bir tesadüf ile bambaşka hayata savrulan 'Şehla kızın' çocuğunu kurtarmaya çalışır, sonrasında kızın hayatını kaybettiğini öğrenir. Kitapta dikkat çeken bir nokta ise günümüzde kaybolan bir çok iskeleye yer vermesi. Hem Haliç hem de Boğaz hattında bir çok eski iskele ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu açıdan kitabı bir İstanbul hafızası olarak da okumak mümkün. Kitabın ikinci hikayesi Tekin Olmayan Kedi'de kedileri Sarman'dan bir türlü kurtulamayan bir çiftin trajikomik öyküsü anlatılıyor. Kaygılı'nın en büyük hayranlarından biri Sait Faik Abasıyanık... Sait Faik, Kaygılı'nın "Çingeneler" isimli romanına "Osman Cemal'in Çingeneler'i muhakkak bir şaheserdir. Okudukça şaşırıyorum. Sayfaları çevirdikçe içim hüzün, sevinç ile dolu karmakarışık bir âleme giriyor" sözleriyle övgüler yağdırır. 1926'da evlenen, bir oğlu olan Osman Cemal Kaygılı, 3 yaşındayken oğlunun hayatını kaybetmesi sonrası, annesi ve eşinin de vefatı ile derin bir yalnızlığa düşer. 1934'te Soyadı Kanunu çıktığında 'kaygısız' soyadı için başvurur. Ancak bu soy isim daha önceden alındığından Kaygılı'yı seçer. Yazarın eserleri incelendiğinde soyadı kanunu öncesinde Kaygısız olarak soyadı çıkmakla birlikte 1934 sonrasında Kaygılı soy ismi ile imzasını atmaktadır. Osman Cemal Kaygılı, zaman geçse de eserleri anlamını yitirmeyen, tam tersine tekrardan hatırlamaya değer bir İstanbul karşımıza çıkarıyor. Bir yandan edebi lezzeti almanın yanında İstanbul'un eski halini, semtleri, günümüzde yok olan yerleri görebilmek, okuyabilmek de yazarı günümüzde yeniden kıymetli hale getiriyor.