Çağın kaotikliğinde kalbe tutulan bir ayna görevini üstlenen bir eser üzerine konuşuyoruz bugün... Ünlü tasavvuf müziği sanatçısı ve manevi düşünür Ahmet Özhan, yeni kitabı Ötekisiz Tek ile okuyucu karşısına çıktı. Deneme türündeki kitap ile Özhan, okuru modern dünyanın ayrıştırıcı ve keskin dilinden çekip kadim irfanın birleştirici iklimine davet ediyor. Bu açıdan hakikati dışarıda arayanlara yönünü içe çevirme çağrısı yapıyor. "Nefsini bilen Rabbini bilir" sözü üzerinden başlayan kitapta Özhan, bir sanatçı kimliğiyle değil; yıllarını tasavvuf terbiyesine vermiş bir gönül ehli olarak konuşuyor. İnsanlığın bugün içine sürüklendiği kimlik savaşları, aidiyet krizleri ve derin kutuplaşmalar, eserin satır aralarında bir muhasebeye dönüşüyor. Yazar, çağın ruhunu teşhis ederken sorunu dış dünyada değil, insanın iç dünyasında arıyor. Ona göre insan, kendi nefsini merkeze koyduğu anda ayrılığı çoğaltıyor. "Ben" büyüdükçe "öteki" üretiliyor; öteki üretildikçe de kalpler arasına mesafe giriyor. Oysa tasavvufun öğrettiği birlik fikri, çokluk içinde kaybolmayı değil; çoklukta birliği görebilmeyi salık veriyor. "Ötekisiz" bir bakış, insanı homojenleştirmeye değil; farklılıkları hakikatin bir tecellisi olarak idrak etmeye çağırıyor. Kitap tam da bu noktada, ayrıştıran değil kuşatan bir idrak öneriyor.
Ötekisiz Tek, okuru sorularla karşılıyor. Gerçekten ayrı mıyız? Ayrı sandığımız her şey, bakışımızdaki yanılsamalardan ibaret olabilir mi? Özhan'ın çalışması, bu sorulara kesin hükümler vermek yerine, okura kendisiyle bir hesaplaşma alanı açıyor. Ötekisiz Tek, modern insanın dağınık ruhuna bir toparlanma çağrısı. Ayrılığı besleyen dili değil, birliği inşa eden kalbi büyütmeyi salık veriyor. Ve okur, sayfalar ilerledikçe şunu gerçek inkişaf ediyor: Öteki sandığı ne varsa, aslında kendinden bir parça. Birlik idraki ise tam burada başlıyor.
İÇSEL YOLCULUK
Eser boyunca okur bir düşünce ve içsel yolculuğa davet ediliyor. Nefis muhasebesi, kalbin sezgisi, insanın kendini bilme seyri ve "Tek"e yönelme iradesi metnin ana damarını oluşturuyor. Özhan'ın dili akademik bir mesafeden değil; içten bir sohbet sıcaklığından besleniyor. Yer yer bir dergâh eşiğinde yapılan tefekkürü andıran pasajlar, okuru sadece düşünmeye değil, idrak etmeye de çağırıyor. Çünkü bu metin zihni ikna etmeye çalışan bir kurgu değil; kalbi uyandırmayı hedefleyen bir tecrübenin tezahürü. Ötekisiz Tek, bir hatırlayış kitabı. İnsanın unuttuğu özüne, kopardığı bağlarına ve ihmal ettiği iç dünyasına dair bir çağrı. Ayrılığı besleyen dili terk edip birliği kuran bir bakışa yönelme önerisi. Tasavvufun temel kavramları kuru bir öğreticilikle değil; yaşanmışlığın süzgecinden geçmiş bir tecrübeyle ele alınıyor. Özhan'ın tevazu ile örülü üslubu, her satırda hem bir iç hesaplaşma hem de bir merhamet çağrısı barındırıyor. Yazar, geçmişi romantize eden bir yaklaşım sergilemiyor; aksine kadim tasavvuf öğretisini bugünün kırılgan ruh hâline hitap edecek şekilde yeniden yorumluyor. Bu yönüyle eser hem geleneğe yaslanıyor hem de bugünü ıskalamayan bir perspektif sunuyor. Modern insanın yalnızlığına, hız çağının yorgunluğuna ve anlam krizine karşı içsel bir sükûnet imkânı öneriyor. Kitap, okuyucuya şu temel soruları sorduruyor: "Ben kimim?", "Bu hâl neyin nesi?", "Nereden geldim?", "Nereye gidiyorum?" Ve cevabı didaktik bir kesinlikle değil; satır aralarında sezdirerek aktarıyor. Özhan'ın çağrısı açık: İnsan kendini bilirse, başkasını düşmanlaştırma ihtiyacı ortadan kalkar. Kişi kendini bilirse Rabbini bilir. Çünkü hakikati bir olanın ötekisi de olmaz. TK Yayınları'ndan eser, tasavvufî düşünceye ilgi duyanlar için bir rehber niteliği taşırken; çağın paslanmış ruhuna da bir cila vuruyor. Gönül diliyle kaleme alınmış bu deneme, özellikle Ramazan'ın manevi iklimini idrak ettiğimiz günlerde okura içe dönük bir pencere aralıyor. Eserde, İslam'ın tevhid dini olduğu vurgulanıyor ve okuyucu, hayatta karşılaştığı tüm "ötekiler"i bir yana bırakıp "ötekisizliğe" çağrılıyor; yani her şeyi bir bütün olarak algılamaya yönlendiriliyor. Kitap, sadece bilgi vermekle kalmıyor; aynı zamanda sufilerin yüzyıllardır hatırlattığı derin hakikatler ve sohbetler etrafında şekillenen bir düşünce ortamı oluşturuyor. manevi sorulara yanıt arayan, tecrübe ve düşünceyi birleştiren okurlar için özünü keşfetme ve varoluşun ilahi yönünü anlama üzerine yazılmış bir eser... O pencereden ufuk çizgisini, hatta ötelerin ötesini görebilmek... Ayrılığın değil birliğin dilini kurabilmek... Ve "ötekisiz" bir bakışla hakikate yaklaşabilmek dileği, sırrı erenlerden olmak temennisiyle...
Zahirimiz de temiz olmalı, batınımız da
Kitaptan iki bölümü tadımlık olarak aktarmak isterim. Bizi Allah'a yaklaştırdığına inandığımız eylemlerin arka planına dair kaleme alınan şu satırlar dikkat çekici: "Zahirimiz de temiz olmalı, batınımız da. Temizlikte kasıt ihlas sahibi olmaktır, şeriata uygun yaşamaktır. Gusul ve abdest almak zahir ve batın temizliğidir. Abdest sadece bedenin belirli uzuvlarını temizlemek değildir; o necasetten taharettir. Abdest insanın varlığının hakikatini kavramasına engel olan vücudundaki statik negatif enerjiyi giderir..." Büyük mutasavvıf, manayı keşfetme bahsinde ise şu uyarıyı yapıyor: "Mefhumların, ıstılahların, dinî ve tasavvufî terimlerin derunlarındaki manayı doğru şekilde fehmetmek, tahlil etmek zaruridir..." Bu satırlar, eserin yalnızca bir düşünce metni olmadığını; aynı zamanda bir idrak çağrısı taşıdığını gösteriyor.