Romancı, şair ve oyun yazarlığıyla Fransız edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan Jules Verne, 77 yıllık ömründen geriye, sürüsüne bereket serüven bıraktı. 'Bilimkurgunun babası' olarak nitelendirilirken, peşinden 'İnanılmaz Hikâyeler' isimli, dünyanın ilk bilimkurgu dergisiyle Hugo Gernsbeck ve yine kendisinden etkilenen yazar Herbert George Wells'i de sürükledi.
Bugün bilimkurgu, bu üç ismin art arda açtığı yol üzerinden genişlemeye devam ediyor; ancak kimileri için Verne bilimkurgu değil, bilim yazarı, çünkü yazdıklarının bilimsel düzlemde bir karşılığı var. Öyle olsa bile, yazarın yazdığı sırada var olmayanları icat edilmeye aday kılması, yine de bir kurgunun ürünü diyebiliriz. Verne'in asrı aşan devasa hayâl gücü, teknolojik imkânların haddini zorladığı günümüzde bile bizi hâlâ şaşırtıyor. O hayal etmeden önce, ne dünyadan malumatların insanlara sesli bir biçimde verilmesini öngördüğü makalesinden çok sonra kayda geçen ilk canlı yayın vardı ne de koca bir merminin içindeki kuşetlere uzanıp boşluğa fırlayan Michel, Nicholl ve Barbicane'ye öykünen Armstrong... 1892'de gotik ve korku türünde yazdığı Karpat Şatosu'ndaki hikâyedeyse okuyucuyu adeta kitaptan 55 sene sonra teknik olarak mümkün hâle gelecek olan holografiyle tanıştırdı... Verne'in iki kahramanı Michel ve Nicholl arasında geçen bir diyaloğu hatırlayalım; Ay'a doğru yolculuklarında arkadaşına, kalkışa yirmi altı dakika kaldığını hatırlatan Michel, şöyle diyordu: "Yirmi altı dakikada birçok şey yapabiliriz! En ciddi ahlâk ya da siyaset sorunlarını tartışabilir hatta çözümleyebiliriz! İyi kullanılmış yirmi altı dakika, hiçbir şey yapmadan geçirilmiş yirmi altı yıldan daha iyidir. Pascal'ın ya da Newton'un birkaç saniyesi, bir yığın işe yaramaz budalanın tüm varlığından daha değerlidir." Bir yönüyle felsefî bir söylem kurgulayan yazarın, bu konuşmadaki gibi bir hayat yaşamaya çalıştığını söylemek mümkün. Çağdaşlarından Dostoyevski şöyle der: "Benim için gerçeklikten daha fantastik ne olabilir?" Verne de, Dostoyevski'yi doğrularcasına ve tıpkı zamanın felsefesini yaptığı o kısa konuşmadaki gibi, vaktin hakkını teslim etmiş, kendi hakikatini gerçeküstücü üslûbuyla harmanlamış bir yazar.

HUDUT TANIMAZ BİR İSİM
8 Şubat 1828 Nantes doğumlu yazarın düşçü oluşunun temelleri de, bu liman şehrinde atıldı. Kıyıda duran, oradan uzaklaşan, denizin üstünde binbir hâllerini seyrededurduğu yelkenlilere öykünmesiyle yükselen serüven ateşi, henüz 11 yaşındayken gizlice bir gemiye binip orada tayfalık yapmak istemesi ve babasının onu yakalayıp indirmesiyle daha da harlandı. Jules Verne'in, dört kardeşinden biri olan Paul ile denizcilik üzerine kurdukları hayâller, kardeşini bir deniz mühendisi yaptı; ancak Verne, babası gibi hukuk eğitimi almış olsa bile zihninde tasarladığı tüm maceraları detaylarıyla kaleme dökme yolunu tuttu. Hukuk eğitimini aldığı Paris'te onu besleyen şey kitabî kural, sınır ve yaptırımlar değil, kafasında ürettiği sergüzeştin hudut tanımazlığıydı. Orada Victor Hugo, Alexandre Dumas gibi isimlerle tanışıp tiyatro eserleri kaleme almaya başladığında, babasının maddi desteğini çekmesi üzerine geçimini bu yolla sürdürmeye gayret etti. Edgar Allan Poe hayranlığı, maceracı ve hayâlperest dünyasına dinamizm kattı.
İSTANBUL'DAN KARADENİZ'E
Fransız seyyah Jacques Aroga ile kurduğu arkadaşlık ve birlikte dünya seyahatleri üzerine yaptıkları sohbetler Verne'in düş ve anlayış görüsünü genişletti, hiç görmediği yerlere ilişkin sonradan yaptığı betimlemeleriyle şaşırttı. Hatta bunlar arasında 1883 yılında kaleme aldığı İnatçı Keraban'da yer alıyor. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki İstanbul'un anlatıldığı roman, Hollandalı tütün tüccarı ve uşağının bir Ramazan günü geldikleri şehirde, karşı kıtadan Üsküdar'a, Kırım ve Kafkasya üzerinden dolaşarak gitmeye karar vermelerini konu ediyor. Karadeniz sahillerine kadar bir dizi olayın geçtiği romanda yazarın görmediği yerleri bu denli başarılı bir şekilde anlatması, harikulâde bir araştırmacı olduğunun da kanıtı. Neredeyse tüm eserlerinde varlığını hissettiren ansiklopedik bilgiler, yazarın çalışma disiplini hakkında önemli ipuçları veriyor.
VERNE'NİN ÖĞRETİCİ DİLİ
Verne, daha sonra 'ilk bilim romanı' olarak anılacak olan serüven dolu kurmacası Balonla Beş Hafta'yı yazmaya kalkıştığında, sıcak hava balonu yapmaya çalışan Fransız fotoğrafçı Nadar ile tanıştı. Ondan öğrendiği tüm teknik bilgileri de kullanarak, Afrika seyahati yapan üç İngilizi konu ettiği bu romanı, 'Olağanüstü Yolculuklar' serisinin ilk ayağı oldu. Seriyi; Dünyanın Merkezine Seyahat, Ay'a Seyahat, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Seksen Günde Devr-i Âlem gibi bilim, fantazya, coğrafya ve macera dolu kitaplar takip etti. Dünyanın Merkezine Seyahat'te ''Büyük ve kudretli bilim, hatalarla doludur. Her devirde bilim adamlarınca takdir edilen Jules Verne'i, tüm edebîliğinden ve bilimselliğinden âzâde tanımlamak gerekse söylenecek ilk cümle şu olabilir: Mükemmel bir okur!