Tasavvuf denince zihninizde neler canlanıyor? Günlük yaşamın pratiklerinden elini eteğini çekmiş kimseler mi, yoksa hikmetli sözler söyleyenler mi? Aklınıza Mevlâna mı geliyor, Yunus Emre mi? Tasavvuf; dinin yükümlülüklerini taşıyamayıp ondan bütünüyle de uzaklaşamayan zihinlerin, sorumluluğu "güzel ahlak" ve "kalbi güzel olmak" söylemleriyle hafiflettiği bir referans mıdır? Şüphesiz tasavvufun, bütün bu yaklaşımlardan bağımsız bir varlığı ve iddiası var. Kamuoyunda da bilinir ki Ekrem Demirli bu alanda akla gelen ilk isimlerden biridir. Buna rağmen o dahi "Tasavvuf nedir?" sorusuna kesin ve sınırları belirlenmiş bir cevap vermez. Ancak Fikriyat Yayınları'ndan okuyucuyla buluşan Tasavvufu Düşünmek isimli eserde, sorunun ihtiyaç duyduğu cevaba bizi yaklaştırır. Akademik yaşamı boyunca çeşitli yer ve zamanlarda yayımlanan makaleleri bir araya getirilerek kitaplaştırılmıştır. 554 sayfalık bu kitap, "Tasavvuf nedir?" sorusuna doğrudan bir cevap vermek yerine; konuya ilişkin yöntem ve amaçları bütüncül bir yaklaşımla ele alarak okurunu külli bir düşünceye davet etmektedir.
TASAVVUF NEDIR?
Bu sorunun cevabını, kitabın aynı adı taşıyan bölümünde, tarih boyunca yapılmış tanımların ortak noktasını esas alarak bulabilirsiniz. Yaygın bir görüşe göre tasavvuf, "yün" anlamına gelen "suf" kelimesinden türemiştir. Kimilerine göre ise "safa", yani "duruluk" anlamına gelir. Hz. Peygamber döneminde kendini ilme ve hizmete adamış yoksul kimseleri ifade eden Ashab-ı Suffe de, sufiler için erişilmek istenen bir makam olarak kabul edilebilir. Tasavvufun en bilinen tanımlarından biri, "Tasavvuf bir lokma, bir hırkadır." ifadesidir. Kitap, bu cümleyi merkeze alarak "neden" sorusunu sorduruyor: Neden bir lokma? Neden bir hırka? Neden bir akıl? "Bir akıl" bu bağlamda hem soru hem de cevaptır. Çünkü her şey akıl için ve aklın yetkinleşmesi içindir. Sufilerin her biri kendine özgü bir yol tutmuş; hatta aynı yolun yolcuları olmalarına rağmen zaman zaman çelişkili davranışlar sergiliyor gibi görünmüş olsalar da amaç tektir, yöntem bellidir: Aklı daraltan her ne varsa onunla mücadele etmek.

İBADET ÖZGÜRLÜKTÜR
"İbadet metafiziği", Demirli'nin literatüre kazandırdığı önemli bir kavramdır. İbadet, pek çok anlatımda "bir şeyler yaparak" gerçekleşir; namaz kılarız, oruç tutarız, zikir çekeriz vb. Her biri birbirinden farklı eylemlerdir. Ekrem Demirli'ye göre ise bunların her biri, başka bir eylemi terk etme hâlidir. Bu bilince ulaştığımızda, önce yapıp ettiklerimizden; ardından da ibadeti yapan kişi olma hâlinden özgürleşiriz. Özgürlüğü çoğu zaman bir amaç olarak görsek de bu yaklaşımda özgürlük, bizi yetkin akla ulaştıracak bir merhale olarak karşımıza çıkar. Tasavvufun amacı özgürleşmek; özgürleşmenin sonucu ise aklın yetkinleşmesidir.
SUFİ HAYATLARINDAN ÖRNEKLER
Tasavvufu Düşünmek, tasavvufun ne olduğu kadar ne olmadığını da sorgulayan; yöntemi, tarihsel serüveni, sûfî hayatlarından örnekleri ve bilginin kaynağı gibi temel meseleleri ana başlıklar hâlinde ele alan bir eser. Bu yönüyle kitap, tasavvufa dair sahih ve derinlikli bir çerçeve edinmek isteyenler için sağlam bir başlangıç metni niteliğinde. Eser, teorik arka plan ile pratik hayat arasında kurduğu denge sayesinde hem zihinsel hem de varoluşsal bir okuma imkânı sunuyor. Bu nedenle, özellikle İbadet Özgürlüktür ile birlikte okunması, tasavvuf düşüncesinin hem kavramsal hem de yaşantısal boyutunu daha bütünlüklü kavramaya katkı sağlayacaktır.
ÖNEMLİ ESERLER
Ekrem Demirli'nin kaleme aldığı İbadet Özgürlüktür ve Tasavvufu Düşünmek adlı eserlerin yanı sıra, Bir Mektup Geldi O'ndan ve Sadreddin Konevi külliyatından yaptığı çeviriler de bu kitaplığı zenginleştiren önemli çalışmalardır. Bu eserleri birbirinden bağımsız metinler olarak değerlendirmekten ziyade, bütüncül bir perspektifle ele almanın daha isabetli olacağını düşünüyoruz. Zira bu müktesebat, hem Demirli'nin beslendiği klasik kaynakları hem de o kaynaklardan süzülen düşünsel birikimin çağdaş dile taşınmış meyvelerini görmemizi sağlıyor. Bu kitaplar, tasavvufu yalnızca bir yaşam biçimi ya da bireysel bir maneviyat alanı olarak değil; aynı zamanda sistemli bir düşünce disiplini ve akıl terbiyesi olarak ele alır. Tasavvufun, insanın zihnini arındıran, kavrayışını derinleştiren ve varlıkla ilişkisini yeniden inşa eden bir idrak eğitimi sunduğunu ortaya koyuyor. Aynı şekilde ibadetler de bu perspektifte salt birer yükümlülük ya da şekli görevler olarak değil; terbiye edilmiş bir aklın yani kalbin tabiî sonucu olarak değerlendirilir. (Ekrem Demirli, Hakim Tirmizi'den mülhem olarak kalbi gelişmiş akıl olarak mütalaa eder.) İbadet, zorunluluktan doğan bir eylem değil; hakikati idrak eden insanın içinde filizlenen muhabbetin bir gereği, bir tezahürüdür. Böylece kulluk, baskı ya da mecburiyet hissiyle değil; bilinç, idrak ve sevgiyle anlam kazanır.
AYŞE COŞKUN