Mart ayı geldi mi, sokaklar biraz daha canlanır, kediler de güneşi yakalamak için köşe bucak dolaşmaya başlar. Biz de bu ayı biraz onların gözünden okumak istedik. Çünkü fark ettik ki edebiyat dünyasında da kedilerin yeri sandığımızdan çok daha büyük. Kimi yazar için evin en sessiz arkadaşı, kimi için yazarken yanı başında duran bir eşlikçi, kimi içinse hikâyelerin içine sızan bir karakter... O yüzden bu ay, kedilerle arası iyi olan yazarların izini sürdük. Kimi kaybolan kedisini aramak için ilan vermiş, kimi onu unutamayıp bir hatıraya dönüştürmüş, kimi de alıp satırların arasına yerleştirmiş. Hepsinin ortak noktası ise aynı: Kediler, onların hayatında öyle gelip geçen bir detay değil, hayatlarının başrolünde...

BULANA ÖDÜL
Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden Mark Twain, yalnızca hicivleriyle değil kedilere olan düşkünlüğüyle de biliniyor. Twain'in hayatında kediler, bir evcil hayvandan çok daha fazlasıydı; onun için birer dost ve ilham kaynağıydı. Hatta öyle ki yazarın kara kedisi Bambino, bir dönem ortadan kaybolduğunda Twain'in ne kadar bağlı olduğunu gösteren dikkat çekici bir olay yaşanmış. Twain, New York American gazetesine ilan vererek kedisini bulan kişiye ödül vaat etmiş ve kedisini oldukça detaylı bir şekilde tarif etmiş. Twain kedilere olan güvenini de "Bir insanın karakterini anlamak istiyorsanız, kedilerle ilişkisine bakın" diyerek özetliyordu bizlere.

POPÜLER KÜLTÜRE DE İZ BIRAKTI
Modernist şiirin öncülerinden T. S. Eliot, kedilere olan sevgisini doğrudan edebiyatına yansıtan yazarlardan biri. Yazarın kedilere duyduğu büyük ilgi, en somut halini Old Possum's Book of Practical Cats adlı şiir kitabında buldu. Eliot'un bu eseri yıllar sonra sahneye taşınarak dünyaca ünlü müzikal Cats'e ilham vermiş. Böylece yazarın kedilere duyduğu sevgi, yalnızca edebiyatla sınırlı kalmayıp popüler kültürde de kalıcı bir iz bıraktı.

ESKİ DOSTA BÜYÜK HATIRA
Victoria dönemi yazarı Charles Dickens'ın kedilerle kurduğu ilişki oldukça kuvvetli. 1862'de en sevdiği kedisi Bob'un ölümü onun üzerinde derin bir iz bırakmış. Kedinin pençesini dondurup, fildişinden bir mektup açacağına monte etmiş. Üzerine ise "C.D., Bob'un anısına, 1862" yazarak eski dostunu hatırlamak için kalıcı bir iz bırakmıştı. Bu mektup açacağı, günümüzde New York Halk Kütüphanesi'nde sergileniyor.

BİR HEDİYE NELERE KÂDİR
Kedilerle anılan yazarlar arasında Ernest Hemingway'in özel bir yeri vardır. Hayatı boyunca çok sayıda kedi beslemiş ve özellikle çok parmaklı yani polidaktil kedilere ilgisiyle öne çıkmış bir yazar o. Bu ilgi, kendisine hediye edilen altı parmaklı bir kediyle gün yüzüne çıkmış. Bugün Ernest Hemingway House'ta yaşayan kedilerin bir kısmının, onun beslediği kedilerin soyundan geldiği belirtiliyor. Ve hatta polidaktil kedigiller bazen "Hemingway kedileri" olarak anılıyor.

İSTANBUL SOKAKLARININ VAZGEÇİLMEZLERİ
Orhan Veli Kanık, Türk şiirinde sıradan hayatın içinden küçük ama anlamlı ayrıntıları çıkaran şairlerden biridir. İstanbul sokaklarının günlük yaşamını şiirlerine taşırken, kedilere de özel bir yer ayırıyor. Onun dizelerinde kedi, bazen sokaktan geçen bir varlık bazen yalnızlığa eşlik eden sessiz bir dost olarak beliriyor. Bu yaklaşımının en somut örneklerinden biri Kuyruklu Şiir'dir.

YİNE DE KEDİM KADAR BİLEMİYORUM
Türk edebiyatının derin karakter çözümlemeleriyle bilinen yazarımız Peyami Safa kedilere olan ilgisiyle de tanınıyordu. Onun kedilere yaklaşımı, insan doğasına dair gözlemleriyle paralel bir tutum taşıyor aslında. Safa, onların sakinliği, gözden kaçan detayları ve bağımsız halleriyle ilgilenirken, bu gözlemlerini edebiyatındaki incelikle paralel bir şekilde değerlendirirken tam bu noktada ortaya çıkan cümle, Safa'nın kedilere dair duygusunu özetliyor: "Okuyorum, okuyorum yine de kedim kadar bilemiyorum."